“Menajerler Türk Futbolunda İnanılmaz Derecede Etkililer”

0 Yorum

Habertürk Gazetesi spor yazarı, usta gazeteci Atilla Türker’e göre; Dünyanın en büyük altıncı ekonomisine sahip olan ligimiz, menajerlerin oyuncağı olmuş durumda. Son dönemdeki yazılarını, elindeki belgeler ve bilgiler doğrultusunda, bu konuya ayıran Türker menajerler tarafından tehdit edilmiş. Menajerlerin, futbolcuları aracılığı ile sonuçlara müdahale ettiğini, menajer ve yöneticilerin ahbap çavuş ilişkisi içerisinde kulüpleri zarara uğrattıklarını belgelere dayanarak anlattı usta kalem. Ligimizin başlamasına sayılı saatler kala, İlhan Cavcav Sezonunu da irdelediğimiz röportajımıza buyurun. Keyifli okumalar.

Röportaj: Uğur Temel

 

Uğur Temel (UT): Atilla Bey merhabalar. İsterseniz Türk sporuna genel bir bakışla başlayalım. Ne dersiniz?

Atilla Türker(AT): Merhabalar. Tabii ki. Türk sporu hangi branşa el atarsak atalım pek iyi değil. Türkiye gibi genç nüfusu olan büyük bir ülkenin, futbol dahil, sporun tüm branşlarında daha iyi olması gerekir. Olimpiyatlarda hemen hemen her dalda mücadele vermemize rağmen, belli branşlar dışında dereceye giremiyoruz. Bugüne kadar kürsüye çıkabildiğimiz dallar; Halter, Güreş, Tekvando, Judo,Atletizm. Ama Atletizm’de de dopingli çıktı sporcularımız. Güce dayalı branşlarda madalya almışız. Futbola bakıyorsunuz, gelir olarak Avrupa’nın altıncı ekonomisine sahibiz; fakat gerek kulüp takımlarımız gerekse milli takımlarımızın durumu çok kötü. Peki niye böyle? Paralar bonkörce savruluyor. Yetersiz futbolculara tonla paralar veriliyor. Menajerlere para kaptırılıyor. Ülke futbolunu maalesef kısıtlı yeteneklere sahip, kulüp yöneticileri yönetiyor. Futbol Federasyonu doğru yönetilmiyor. Ne yazık ki,son yıllarda, futbolun içinden gelmiş, futbola gönül vermiş insanlar hiçbir zaman için söz sahibi olamadılar. Futbol Federasyonu yönetim kurula bakın: 15 Kişilik yönetim kurulunda hayatını futbola adamış kimse yok. Dün, Milli Takımın Teni Teknik Direktörü’nün imza törenindeydim. Şu soruyu sormak istedim Yıldırım Demirören’e: “Koskoca ülkede niye bir teknik direktör için Romanya’ya özel uçakla gidiyoruz? Lucescu, dünya çapında bir değer. Bizim ülkemizde yetiştirebileceğimiz hiç teknik direktör kalmadımı da, oraya gitmek zorunda kaldınız?” Soruyu soracaktım; ama kendim tatmin olamadım. Demirören sorsa bana ” Sen Federasyon başkanı olsan yerli teknik direktör olarak, kimi getirirdin?”

UT: O zaman ben sorayım size Futbol Federasyonu başkanı olsaydınız, yerli teknik direktör olarak kimi tercih ederdiniz milli takıma?

AT: Ben de bunu çok düşündüm. Mustafa Denizli olabilir mi? Denizli, Türk futbol tarihinde en önemli, hem oyuncu hem teknik direktör olarak, üç isimden biridir. İdoldür; ama Mustafa Denizli eski hırsını yitirmiş, enerjisini kaybetmiş artık. Benim naçizane görüşüm, dört maç için Yılmaz Vural’ı getirirdim; ama tepki toplardım. Dört maç sonunda istediğimiz tabloya ulaşırsak, Vural ile devam ederdim. Yılmaz Vural dışında ise, Abdullah Avcı,Şenol Güneş gibi isimler var. Ama onlarında kendi takımları var. Hem Milli Takım hem kulüp takımı çalıştırmak olmaz. Hele hele Türkiye’de mümkün değil, yürümez. Sorunun cevabı beni tatmin etmeyeceği için, Yıldırım Demirören’e sormadım.

 

“ÇOK BÜYÜK KAOS ÇIKARDI”

 

UT: Şenol Güneş’in, milli takıma istenmesi etik mi?

AT: Etikten ziyade, çok mantıklı değil. Niye? Çok büyük kaos çıkardı. Ancak Şenol Güneş’e dört maçın üstüne, dört yıllık sözleşme teklif edilseydi, Beşiktaş’tan da izin alınması kaydıyla, Şenol Hoca bu teklifi kabul ederdi. Bunu, Güneş’in en yakınındaki insanlardan duydum ben. Şenol Güneş, Milli Takım Teknik Direktörü olsaydı da onarılması güç yaralar açılırdı. Çünkü Beşiktaş büyük sekteye uğrayacaktı. Diğer takımların yolu açılacaktı. Şenol Güneş, milli takımla çalışsa idi yanlış olurdu. Alınan her sonuç sonrasında gerek Federasyon, gerekse Güneş yerden yere vurulurdu. Şenol Güneş bence doğrusunu yaptı.

 

“BURSASPOR’UN BU HALE DÜŞMESİNİN TEK SEBEBİ MENAJERLER”

 

UT: Futbolcu menajerleri ile son dönemlerde sorunlar yaşadınız. Menajerler için ne dersiniz?

AT: Yarısı hırsız bunların. (gülüşmeler) Arz- talep olayı bu. Menajer kötü niyetli ise, yönetici kötü niyetli ise, ortada çok para varsa, yönetici aynı zamanda işi de bilmiyorsa, kulüp menajerlerin eline düşüyor.

UT: Menajerler, futbol içinde o kadar etkili bir enstrüman mıdır ki gazeteciyi tehdit edebilsin?

AT: İnanılmaz derecede etkililer. Bu tehdit olayı savcılıkta. Tüm menajerler için aynı şeyi söylemiyorum tabiî ki. Ama Antalyaspor örneğinde olduğu gibi, bir yıl önce göreve gelen yönetim, bir önceki yönetimin faaliyetlerini denetlettirdiler. Denetleme kurulunun raporu bende var. Antalyaspor resmen soyulmuş; oyuncuya beş yüz bin verilirken, menajere üç milyon verilmiş. Sadece Antalyaspor’da da değil, hemen hemen her kulübün içine nüfus etmişler. Bildiklerime, duyduklarıma, belgelere göre söylüyorum, Trabzonspor’un, şampiyonluktan sonra Bursaspor’un bu hale düşmesinin tek sebebi menajerler. Antalyaspor’un borç içinde yüzmesinin sebebi de aynı menajerler grubu. Bu menajerler büyük kulüplerle çalışıyorlar; ama alt liglerde de takımları var. Onların içinde de belli yöneticilerle anlaşıyorlar. Örneğin; Bursaspor, Kayserispor, Antalyaspor üzerinden Urfa’ya, Erzurum’a yolluyorlar. Menajerlik ücreti adı altında yada bonservis ücreti adı altında, danışıklı dövüş yaparak, yöneticilerle anlaşarak müthiş para kazanıyorlar. 25 bin liraya sözleşme imzalayan on sekiz yaşındaki bir futbolcu üzerinden, üç ay içinde iki ayrı menajer, dokuz yüz bin lirayı cebe indiriyorlar, bu sadece bir tanesi. Menajerlik şirketlerinin tamamı Marshall adalarında, Dubai’de, Lüksemburg’da, vergiden kaçırmak için bulunuyor. Bu işi Türkiye’de yaparlarsa, yüzde kırk katma değer vergisi, yüzde on sekiz de gelir vergi vermek zorundalar. Offshore hesap üzerinden, devlete vergi vermekten kurtuluyorlar. Daha ilginç bir örnek vereyim: Rizespor, Cumhuriyet savcılığına başvurdu. Diyorlar ki: “Biz menajerlik oyununa gelerek küme düşürüldük.” Çünkü menajerlerin, birçok kulüpte bir çok oyuncusu var. İmâ yoluyla da olsa maçın kaderini değiştirebiliyorlar.

UT: Hatır şikesi mi yani?

AT: Hatırdan da öte. Diyelim ki, “x” ile “y” karşılaşıyor, duruma göre “z” küme düşecek. Hem “x” hem “y” kulübünde, menajerin futbolcuları var. “İstenilen sonuçla” maç sonuçlanırsa, menajerler kulüp düzeyinde pirim yapmış olacak ve para kazanacak ve bu çıkar ilişkisi neticesinde, o futbolcular daha iyi yerlere pazarlanacaklar. Bir telefon yetiyor inanın: “Maça asılmayın” İşte bu yüzden Rizespor, savcılığa başvurduğunu ve hatta Cumhurbaşkanı’na dahi başvurduğunu biliyorum. Sonuç çıkar mı peki? Hiç sanmıyorum. Çünkü bu iş kapalı kapılar ardında yapılıyor.

 

“SAVCILIKTAN GELECEK TELEFON, EN GÜZEL TELEFON”

 

UT: Sizin şöyle bir ifadeniz var: “Çete oluşturarak, büyük kulüpleri söğüşleyenler var” Kimdir bu çete oluşturanlar?

AT: Belgeli olarak yazdım, menajerler tabiî ki bunlar. Bunların, özellikle büyük kulüplerde, adamları var, bir şekilde ulaşıyorlar. Örneğin; yurt dışında 300 bin Euro’ya oynayacak futbolcuyu buraya getirip, 1 milyon 200 bin Euro’ya imza attırıyorlar, 800’ünü futbolcuya verip geri kalanını cebe indiriyorlar, sistem bu. Galatasaray kulübünün divan kurulunda bile, üç yıl önceki başkan Duygun Yarsuvat, çıkıp diyor ki “Galatasaray’ın malı deniz, yemeyen domuz.”  Sonra başka bir yönetici çıkıp diyor ki “Arkadaşlar, bizim kulüp soyulmuş.” Bu söyleyen divan kurulu üyesi. Sonra bir başkası çıkıyor; “Arkadaş, bizim kulübü menajerler kevgire çevirmiş.” diyor. Bunlar tutanaklarda var. Bir Allah’ın kulu da demiyor ki “Kardeş savcılığa gidelim.” Bakın Antalyaspor bunu yaptı. Yeni seçilen yönetim, yeminli mali müşavire denetlettirdi kendini, o doğrultuda savcılığa gitti. Bunu niye diğer kulüpler yapmıyor? Hepsi ortaya çıkmalı. Kime ne kadar verildi, bilinsin. Ama menajerlerle yöneticiler birbirlerinden çekiniyorlar: “Siz bizim kirli çamaşırlarımızı ortaya koyarsanız, biz de sizinkileri oraya koyarız.” diyorlar ve bu tehdit ile olay kapanıyor. Şu ana kadar bir tek Antalyaspor yaptı bu ve Türk futbolundaki en büyük rezilliklerden biri ortaya çıktı. Ben, Trabzonspor veya Beşiktaş başkanı olsam, kulübü denetlettiririm bağımsız bir kuruluşa. Ama o koltukta 10 gün oturamam o ayrı mesele. Hemen bir kulis, hemen paralı askerler niteliğindeki gazetecilere yazdırıp adamı o koltukta fazla tutmazlar. Bugün ben savcı olsam bu yazılanları ihbar kabul ederdim, yazan arkadaşı da davet eder belgelerini, bilgilerini paylaşmasını talep ederdim. Şu anda bana gelebilecek en güzel telefon, savcılıktan gelebilecek telefondur. Türk futbolunda şu an inanılmaz bir temizlik gerekiyor. Türk futbolunda şu an en karlı iş,kulüp yöneticiliği. Eskiden parası olan kulüp başkanlığı yapardı, şimdi parası olmayan yapıyor.

UT: Anlayamadım. Parasız kulüp başkanlığı nasıl yapılır?

AT: Bakın, geçen sene orta sıralardaki bir kulübün yayıncı kuruluştan geliri; 65 milyon Türk lirası. Bu sezon bu para artacak, %12 olarak alınan bir pay vardı federasyon onu %4’e düşürdü, aradaki fark kulüplere gidecek. Bakın, bu sadece orta sıralarda mücadele eden bir takımın sadece yayıncı kuruluştan alacağı para. Sponsor, reklam, hasılat bunları saymıyorum bile. Yani kulüp başkanlığı artık karlı bir iş. Bir de herkes sizi tanıyacak, televizyonlarda boy göstereceksiniz bunu da hesaba katın.

UT: Menajer ve yönetici ilişkisinde sistem nasıl işliyor? Her ikisi de nasıl kazanıyor?

AT: Diyelim ki ben menajerim, siz yöneticisiniz, arkadaşım da futbolcu. Futbolcunun sözleşmesini yazıyorsun 4 milyon lira. Ama futbolcu alıyor 1 buçuk milyon lira. Geri kalanı kendi aralarında bölüşüyorlar. Bir de aralarında noterden sözleşme yapıyorlar, kimse caymasın diye. Bu yapan o kadar çok menajer ve yönetici var. Bunu bana menajerler anlatıyor. Diyorlar ki “Abi bu bir ticaret.” Soruyorum, “Yönetici niye alıyor?” diyorum. Sorun bu işte. Tepkim sadece menajerlere değil. Hem yönetici, hem menajer karşılıklı çalıyorlar.

 

 

“SENETLER GÜNTEKİN GENCER ADINA”

 

UT: Antalyaspor’da nasıl olmuş olay?

AT: Eski Antalyaspor başkanı, geçen yıl, 30 Haziran’da yapılan, kongreden 15 gün önce başka kulüplerden para vererek aldığı iki futbolcuyu, Erzurumspor’a bedava yolluyor. Hatta, kulüp genel müdürü diyor ki eski Antalyaspor kulüp başkanına “Efendim, bu iki futbolcuya çok para verdik, bedava verirsek izah edemeyiz.” Başkan diyor ki “Yok kardeşim, verelim” Ardından 30 Haziran 2016’da genel kurul oluyor ve o başkan, biraz da Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Bey’in üstelemesiyle, aday olmuyor ve yeni bir yönetim seçiliyor. Aradan üç ay geçiyor. Erzurumspor muhasebe müdürü, Antalyaspor muhasebe müdürünü arıyor diyor ki “Ben göreve yeni başladım, Erzurumspor olarak size ödeme yapmamız lazım. Bu parayı nereye yatırmamız gerekiyor?” Bunun üzerine Antalyaspor muhasebe müdürü diyor ki “Bizim sizden alacağımız yok. Biz size bu iki futbolcuyu bedava verdik.”  Yeni Antalyaspor yönetimi olayın üzerine gidiyor, bir de bakıyorlar ki ortada 8 tane senet var ve senetlerin hepsi eski Antalyaspor kulübü başkanı Güntekin Gencer adına düzenlenmiş. Bunların hepsi belgeli, kayıtlı. Eski başkan, o iki futbolcuyu bedava verdi gösterip parayı kendi cebine atıyor. Ben bunları yazdıktan sonra Antalyaspor’un Mali Genel Kurulu yaptı ve eski yönetim ibra edilmedi.

 

“TÜRK FUTBOLU DÜNYA’DA İZLENMİYOR”

UT: Şenol Güneş ile Fikret Orman arasında bir huzursuzluğun olduğu iddiası var. Böyle bir iddia doğru olabilir mi sizce?

AT:  Doğru olduğunu düşünüyorum. Kendi aralarında yapmış oldukları bir tartışmaya şahit olmuş değilim; ama Beşiktaşlı tüm muhabirlerden, kulüp içindeki yöneticilerden duyduğum aralarının iyi olmadığı şeklinde. Şenol Güneş, Türk futbolu için duruşu, bilgisi, kapasitesi, çalışkanlığı, ahlakı ile bir değer, marka. Bazı çıkışları da dayanamadığı için. Tahmin ettim kadarıyla, kendisine yapılan bazı yanlışlar var. Gitmesi yanlış olur. Fikret Orman da Şenol Güneş ile yollarını ayıracak olsa, kendisine hesap sorulacak.

 

UT: Beşiktaş’ın bu sene en ses getiren transferi Pepe. 34 Yaşındaki Portekizlstoper için, Beşiktaş yıllık 3 milyon 350 bin Euro ödeyecek. 34 yaşında ve stoper bölgesindeki bir oyuncaya bu kadar para verilmesi doğru mu?

 

AT: Bu paranın verilmesinin mutlaka sebepleri var. Bence bu sebeplerin hiçbirisi geçerli

 

değil. Ülkemiz, futbol olarak, üçüncü dünya ülkesi. Avrupa’nın kaliteli liglerinde bir milyona oynayacak futbolcu, bize gelirken daha fazlasını istiyor. Niye? Türk futbolu Dünya’da izlenmiyor. Ülkede kavga, dövüş, kaos çok yaşanıyor. Türk futbolunun kalitesi belli. Futbolu bırakma noktasına gelmiş oyuncu da yüksek meblağlar isteyerek, “son volisini” vurmaya çalışıyor.

 

 

“FATİH TERİM, EN GEÇ ON BEŞ GÜN SONRA GALATASARAY’A GELECEK”

 

UT: Galatasaray, neredeyse takımın dörtte üçünü yeniledi. Yapılan transferler doğru noktalara mı yapıldı?

AT: Galatasaray’da kötü bir yöneticilik var. Geçen seneki şartlarda bir teknik direktör getiriyorsunuz. Bugün o teknik direktörü paçavraya çeviriyorsunuz. Aleni bir şekilde Lucescu’yu getirmeye Romanya’ya gidiyorsunuz; ama Lucescu, milli takımla anlaştı. Tudor da garibim, seyirci gibi izliyor. Lucescu üstüne gelmeyi kabul etse zaten, Tudor’a “Kardeş git artık be. Daha ne yapalım gitmen için?” demek olacaktı. Sözleşmesinde, tazminat maddesi de yok bildiğim kadarı ile. En geç on beş gün sonra Fatih Terim gelecek Galatasaray’a, iki iki daha dört. Galatasaray yönetimi ”Fatih Terim gelsin de bizi kurtarsın” diye zemin hazırlıyor.

UT: Transferler için ne diyeceksiniz?

 AT: Transfer de ise tonla para harcanıyor. Osmanlıspor’dan N’Diaye alındı. Futbolcuya, yıllık, 2 milyon 750 bin Euro garanti para verilecekmiş okuduğum kadarı ile. Bonservis de ayrı. Deli para. Başarılı olur mu? Yetenekli olabilir. Ama ben Galatasaray yönetimine inanmıyorum. Dursun Özbek, Galatasaray’ın en tepesindeki çok zengin bir aile tarafından getirildi oraya. Galatasaray Kulübü başkanı olmak için çok bilgili donamlı olmak gerek. Futbol’dan çok iyi anlamanız lazım. Futbol ekonomisini, camiayı çok iyi bilmek lazım. Siz bilmeseniz bile,bu işi çok iyi bilen bir ekibinizin olması lazım. Bakıyorsunuz, Galatasaray’da bunların hiçbiri yok.

 

“ÖNEMLİ OLAN; YILDIRIM’IN NE KADAR KARIŞACAĞI”

 

UT: Geçen sene Fenerbahçe’nin oyun sistemi Lens üzerine kurulu idi. Lens’in kişisel becerileri ile Fenerbahçe bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Bu sene bu görev Valbuena’da. Aykut Kocaman’ın takım oyununa geçebilmesi için süreye mi ihtiyaç var?

AT: Bunu Aykut Hoca’nın kendisi de “45 ile 60 gün arası süreye ihtiyacımız var” dedi. Aykut Kocaman gerçekten kötü bir takım aldı. Takımın fiziksel ve moral kondüsyonu çok kötü bunu toparlamak zaman alır. Sil baştan yapıyor Kocaman, işi gerçekten zor. Nerden nereye? Aziz Yıldırım; “Ben olduğum sürece, kulübün kapısından geçemez.” diyordu Aykut için. Şimdi değil, kapıdan geçmek, tamamen içeri girdi Kocaman. Önemli olanAziz Yıldırım’ın, Aykut Kocaman’ın işine ne kadar karışacağı, Fenerbahçe’ye dünyanın en ünlü teknik direktörü de gelse, Aziz Yıldırım’ın demeçleri, hareketleri belirleyicidir.

 

“TRABZON’DA MAĞLUBİYETTE SOKAĞA ÇIKAMAYIZ”

 

UT: Geçelim Trabzonspor’a. Trabzonspor’un bu sene 50.yılı. Bu takım üzerinde bir baskı yaratır mı?

AT: Ben olaya 50.yıl olarak bakmıyorum. Muharrem Usta akıllı bir adam, düzgün bir insan. İyi işlere imza atabilecek birisi. Ama Trabzon’un da işi zor. Çünkü Trabzon’da taraftar çok güçlüdür, futbolu iyi bilirler. Son yıllarda hep başarısızlık yaşandı. Kadro çok çok iyi değil.  Nokta transferler yapmaya çalışıyorlar. Trabzon’da en ufak bir başarısızlıkta çok büyük kavgalar çıkıyor. Geçmiş yıllarda Trabzon’da oynayan futbolcu kardeşlerim ve görev yapan teknik direktör arkadaşlarım “Herhangi bir mağlubiyette sokağa çıkamayız.” derlerdi. Trabzon’un en büyük şansı Ersun Yenal. Ama Ersun Yenal’ı da gerçek anlamda kendini vermesi gerek. Trabzon’la yaşaması o heyecanı sonuna kadar tatması gerekir. Trabzonspor geçtiğimiz sezonlarda, kötü sonuçlar aldığı maçlar oldu. Şu anki kadrosunun tatminkar olup olmadığı tartışılır.

 

“BAŞAKŞEHİR’İN ARDINDA GÜÇ VAR”

 

UT: Başakşehir’e geçelim. Başakşehir neredeyse birbirine denk, iki takım kurdu yaptığı transferlerle. Oynadığı Avrupa Kupası ön eleme turunda, Belçika takımı karşısında da daha üstündü. Başakşehir ipi gerçekten göğüsleyebilir mi?

AT: Mümkün. Niye mümkün? Şampiyonluk ipini göğüsleyebilmek için çok sayıda faktör gerekiyor. Örneğin; hakemler sizi ezmeyecek, federasyon sizi ezmeyecek, medya sizi hırpalamayacak. Diğer taraftan baktığınızda, akıllı transferler yapacaksınız, paraları menajerlere kaptırmayacaksınız. Bu saydığım faktörler, olumsuz olarak diğer kulüplerde bulunuyor. Şimdi bakıyorsunuz, hiçbir Allah’ın kulu, hakem yada federasyon, Başakşehir aleyhine nokta hata yapamaz.

UT: Niye?

AT: Çünkü, Başakşehir’in ardında bir güç var: Göksel Gümüşdağ. Şu anda ülke futbolu gerçek anlamda yöneten iki üç insandan biri. Kulüpler birliği başkanı, siyasi iradeye çok yakın hatta aileden. Başakşehir aleyhine iş yapacak, hakem, disiplin kurulu üyesi, tahkim kurulu üyesi Gümüşdağ müdahalede bulunmasa bile kendisini kapının önünde bulur. Bunu net söylüyorum. Kendisini kapı önünde bulan insanları da biliyorum. Geçmiş yıllarda, o zaman ki adıyla İstanbul Büyükşehir idi, hakem gözlemcisi hakem’e yüksek not verdi diye şu anda gözlemcilik yapamıyor.

 

“YILDIRIM BEY KEŞEKE HİÇ GELMESEYDİ”

 

UT: Atilla Bey, kulüpler bazında bir panorama çizdik. Ben milli takıma geçmek istiyorum. Sizce, Sayın Yıldırım Demirören’in, federasyon başkanlığı görev süresi doldu mu?

AT: Yıldırım Bey’in değil, görev süresi dolması, keşke hiç gelmeseydi bu göreve. Türk futbolu son derece kötü yönetiliyor. Bakıyorsunuz Arda Turan’ın haricinde yetişen bir tane genç oyuncu yok. Futbol Federasyonun görevi, sadece Yıldırım Demirören’i değil son 20 yıl’ı kastediyorum; ama Yıldırım Bey de buna dahil, ülke futbolunu en iyi şekilde dizayn etmektir. Federasyon, alt yapıyı teşvik etmek, şartları oluşturmak zorunda. Bizde öyle bir şey yok. Kağıt üzerinde belli uygulamalar var.cAltyapıdan gelerek oynayan oyuncu yok denecek kadar az. Mehmet Ekici, Fenerbahçe’ye gelmeseydi, Trabzonspor’da Yusuf Yazıcı kardeşimiz ki müthiş bir yetenek, ön plana çıkamayacaktı. Fenerbahçe’de alt yapıdan yetişen yok. Galatasaray’a bakıyorsunuz; Sabri Sarıoğlu’nu sayabiliriz, bir de Arda var. Beşiktaş’tan kim var? Atınç, ona da geçmiş olsun diyelim, başka? Başka yok. Altınordu’dan çıkıyor bazen. Enes var, o da transfer oldu ki burada kalsa önünü tıkarlardı. Altyapıda hiç yokuz. Yabancı futbolcu sayısında durum daha da kötü. Beş yıl önce Yıldırım Demirören göreve geldi, yabancı futbolcu uygulaması 5+2 idi. Bir yıl sonra uygulama, 5+0 oldu. Gidiyorum basın toplantısına diyor ki Demirören“Bizim haklılığımız ortaya çıktı. 5+2’yi kaldırdık, 5+0 yaptık.” Bir yıl sonra bu sefer 6+1+1 oluyor yabancı futbolcu uygulaması. Yıldırım Bey yine diyor ki “Haklılığımız ortaya çıktı.” Bir yıl sonra çıkıyor farklı bir uygulama ve yine diyor ki “Haklılığımız ortada.” Neyin haklılığı kardeşim? Deneme tahtası gibi her yıl yabancı sayısı değişiyor. Senin uzun vadeli bir planın yok, projen yok, alt yapıları zenginleştirecek bir yaptırımın yok. Alt yapısı güçlü ülkelerden birinin modelini alırsın, hangisi uyarsa sana, uygularsın. Bu kadar basit. Uzağa gitmeyelim, bundan üç yıl önce Gençlerbirliği’nin 18 kişilik kadrosunun on ikisi, Gençler birliği futbol okulundan yetişmeydi. Bu futbol okulu 39 kişiden oluşuyordu. Bu ekibin lideri ile konuştuğumda, ekibin yıllık maliyetini sormuştum. Dedi ki bana “Doktoru, masörü, fizyoterapisti, malzemecisi dahil 39 kişinin maliyeti bir milyon lira.” Bir maçta galip geldiğinizde Federasyon’un size verdiği para bir milyon 300 bin lira. İstenildiği zaman yapılabiliyor yani. Böylelikle Türk futboluna oyuncu da kazandırırsın, menajerlere paranı da kaptırmazsın, paran da cebinde kalır. Futbol Federasyonu toplar başkanları der ki “Arkadaşlar, Bakın Gençlerbirliği bunu bir milyon liraya mal etti. Bundan sonra kulüpler yayıncı kuruluştan gelen paranın %5’ini altyapı için harcamak zorunda. “Her haftada denetleyeceğim sizleri.” Bu kadar basit. Dünya’nın her yerinde bu şekilde yapılıyor. Yılda bir tane kazansan, beş yılda altyapıdan gelen oyuncularla,takımının yarısını oluşturacaksın.

 

“ADAY OLACAK İSMİN ÇOK GÜÇLÜ OLMASI LAZIM”

 

UT: Yıldırım Demirören giderse ya da görev süresi dolduğunda yeniden aday olmazsa kim olmalı Federasyon Başkanı? Kulislerde konuşulana göre, Devlet Bahçeli izin verirse, Saffet Sancaklı’nın federasyonu başkanı olacağı konuşuluyor. Bu sizin de kulağına gelmiştir. Doğru bir tercih olur mu?

AT: Ben, Sancaklı’nın spor bakanı olacak diye duydum. Hatta Rıdvan Dilmen önce “Federasyon Başkanlığı için aday olacağım.” dedi, sonra olmayacağını söyledi. Saffet Sancaklı her bakımdan kendini kanıtlamış bir insan. Türkiye’nin ilk resmi futbolcu menajeridir kendisi. Başarılı olur mu? Olur. Ama işin içine siyaset girince, kafalarda soru işaretleri oluşuyor. Ancak, Saffet gelirse, güçlü gelir, Cumhurbaşkanı’nın da desteği ile gelir. Güçlü bir isim, kendi ekibini de kurar. Vatandaş Atilla Türker olarak gelmesini isterim. Aday olacak ismin çok güçlü olması lazım. Daha “Adayım.” der demez, size  “Hayırlı olsun.” diyenler isteklerini söylemeye başlıyorlar “Desteklerim; ama disiplin kuruluna iki tane adamımı yerleştireceksin.”, diğeri diyor ki “Tahkime şu kadar kişi isterim.”, beriki diyor ki “Bizim bölgede bir hakem var onu çıkartalım.” Hal böyle olunca bir bakıyorsunuz uyumsuz, işi bilmeyen, hatır gönülle yerleştirilen, futbolu bilmeyen bir kadro ile çalışmak zorunda bırakılıyorsunuz. Ama güçlü bir isim kimseden icazet almak zorunda kalmaz. İşi de bildiği için kurulları kendi oluşturur ya da güvendiği arkadaşlarına görev verir. Ama şimdi öyle değil. Rize-Başakşehir maçı sonrası gazeteciye saldıran futbolcuların dosyası Disiplin Kurulu’na geliyor. Bu futbolcuların babaları Disiplin Kurulu’nda olsa 8 maçtan aşağı ceza almaları mümkün değil. Disiplin Kurulu’na yerleştirdikleri adamlar “Aman yanlış yapmayalım.” derdiyle cezayı en alttan veriyorlar. İşi garantiye almak için Tahkim Kurulu’nda da adamları var. Hani, Disiplin Kurulu’ndan sekerse diye. Böylece her kulübün orda adamı oluyor. Herhangi bir durumda Başakşehirli futbolcuların örneğinde olduğu gibi “Aklımı peynir ekmekle mi yedim kardeşim? Bir maç yeter. En fazla Atilla Türker iki hafta yazar.” diyor. Sanal ortam yıkılsa da kimsenin umurunda olmuyor. Gazeteci bu haksızlığı yazamıyor. Niye? Çünkü patronu Yıldırım Demirören.

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları