‘6-7 Eylül’ü Oyun Zannediyorduk’

0 Yorum

Vahan Antikyan… Erzurumlu, Ermeni asıllı bir Türk vatandaşı. Beyoğlu’ndaki Aslıhan Sahaflar Çarşısı’ndaki esnafın Vahan Amcası. Sıkı bir Galatasaraylı. Eski bir el sanatı olan kordonculuğun günümüzdeki sürdürücülerinden. Bu işi yıllardır eşi Madlen Hanım’la birlikte yapıyor. Doğduğundan beri İstanbul’da, asıl memleketi olan Erzurum’u ise hiç görmemiş. Vahan Antikyan’la Eski İstanbul’dan 6-7 Eylül olaylarına uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Ne zamandan beri bu mesleği yapıyorsunuz?

Bu mesleği yaklaşık kırk senedir yapıyorum. Daha önce Hazzapulo Pasajı’ndaydım. Oradaki bütün esnaf Rumdu, bütün dükkanlar onlarındı. Mesleği onlardan öğrendim.

Ustanız bir Rumdu yani?

Evet, ustam Koço adında bir Rumdu. Mesleği ondan öğrendim. Tabi o çıkıp gittikten sonra ben tek başıma çalışıyordum. Yavaş yavaş ilerlettim kendimi. Sonra eşimle evlendik. kerem1

Ne zaman evlendiniz?

1980 yılında. Evlendiğimiz zaman eşim gelinlikçiydi. Kendisini oradan kendi  yanıma aldım. Bana yardım etmeye başladı, sonra o da mesleği öğrendi. Beraber bu işi yapmaya başladık.

Eşinizle nerede tanıştınız?

Görücü usulü ile tanıştık biz. Çalıştığımız pasajlar birbirine çok yakındı. Bir araya geldik ve bu işi birlikte yapmaya karar verdik. Bu şekilde başladık bu işi yapmaya ve yaklaşık kırk yıldır da aynı işi yapıyoruz.

Peki ne kadar zamandır bu Pasaj’dasınız?

Yaklaşık otuz senedir Aslıhan Pasajı’ndayız.

Aslıhan’ın en eski esnaflarındansınız herhalde…

En eskilerinden sayılırız. Biz geldiğimiz zaman üç dört kişi vardı burada. Dükkanlar boş sayılırdı. Aslıhan’ın zaten kökeni Aslıhan değil, Krepen Pasajı’dır. Krepen Pasajı da meyhanelerle kapalı daracık bir yerdi. Sonra tabi burası yapıldıktan sonra biz geldik buraya yerleştik. Yerleştikten sonra kendi mekanımızı kurduk ve iplik işini, saçak ve kordon işini yavaş yavaş ilerlettik.

Mesleğiniz oldukça eski bir meslek sanırım…

Bizden de çok daha eski bir meslek… Fransa üzerinden gelen bir meslek. Bir de biz el yapımı sanat yapıyor olduğumuz için Türkiye’de, aslında evrilmiş bir meslek. Tabi oralarda bizim gibi el işi yok, direk makine kullanılıyor. Biz el işine çevirmişiz.

Tam olarak ismi nedir bu mesleğin?

Şöyle diyebiliriz; kordon, saçak ya da pompon. Koltukçulara ve elbiselere hitap eden, konfeksiyonda kemer olarak da kullanılan, yani bir yerde kordonun imalatı diyebiliriz.

Bu işi el tezgahı ile devam ettiren nadir zanaatkarlardansınız…

Tabi. El sanatı artık Türkiye’de pek kalmadı. Biz epeydir yapıyoruz. 40 sene, neredeyse yarım asır…

Ben bu işe ilk olarak tuhafiyecilikle başladım. Tuhafiye üzerinden bu işe döndüm. Şimdilik başarılıyız. Götürmeye çalışıyoruz ama arkamızdan yeni bir neslin yetişmesi çok zor gözüküyor. Çünkü artık sanatı benimsemiyorlar, sevmiyorlar. Şimdi en kolay şey çabuk para kazanmak. Bizim işimizde de öyle çok para kazanmak gibi bir olay yok.  Sanatı yapacaksınız ve üstüne koyacaksınız. Üstüne koymadığınız zaman sanat bitiyor.

Bu iş bizim baba mesleğimiz de değil, hiç alakası yok. Benim babam Erzurum’dan gelme bir nalbur. Köken olarak Erzurumluyuz. Onlar nalburiye üzerine çalışmışlar. Ama biz baba mesleğini yapmadık.

Aileniz Erzurkerem2um’dan ne zaman gelmiş?

Babam 1907, amcam 1911 doğumlu. Babam 13-14 yaşlarındayken amcamla birlikte  İstanbul’a gelmişler. Yani demek ki 1920’lerde gelmişler… İki kardeş İngiliz Konsolosluğu’na bahçıvan olarak girmişler. O zaman Ekalliyet zamanı. Tabi daha sonra babam orada durmamış, tesisat işleri girmiş, derken 18 yaşında nalbur olmuş. Biz baba oğul pek iyi geçinemediğimizden dolayı başka mesleğe geçtik.

Siz İstanbul’da doğdunuz o zaman?

Tabi, eşim de ben de İstanbulluyuz. Ben 1947, eşim ise 1953 doğumlu. İki kızımız var.

Bu mesleği devam ettirmeniz oldukça önemli.  Neredeyse 70 yıldır İstanbul’dasınız. Buradaki bütün gelişmelerin canlı tanığısınız. Bildiğiniz gibi 6-7 Eylül olaylarının yıldönümü yaklaşıyor. Sanırım siz 6-7 Eylül’ü de şahsen yaşadınız. Size ne hatırlatıyor o günler?

Çocuktuk.  Babamın Tarlabaşı’ndaki evindeydik. Oradaki bütün dükkanları yağmaladılar, kırdılar, döktüler. Nereyi görürlerse yakıp, yıktılar. Ne Ermenisi kaldı, ne Rumu, ne Türkü kaldı. Türklerin bile evlerini yaktılar.

Siz etkilendiniz mi?

Biz zarar görmedik. Çünkü babam dükkanın önüne Türk bayrağı asmıştı. Türk bayrağı asınca bize kimse dokunmadı.

Akrabalarınızdan etkilenen oldu mu?

Olmadı, biz pek zarar görmedik ama tabi gören insanlar oldu. Biz o kadar çocuğuz ki, ablamla beraber pencereden izleyip alkışlıyorduk, oyun zannediyorduk.

İşe ilk başladığınız 60’lı, 70’li yıllarla şimdiyi kıyaslarsak…

Pek fazla bir fark yok. Eğer geçimliyseniz her yerde geçiniyorsunuz. Eğer geçimsiz biriyseniz geçinemiyorsunuz. Eğer topluma uyum sağlıyorsanız size kimse zarar vermez.

Geçmişle bugünün insan ve komşuluk ilişkilerini kıyaslarsak ne dersiniz?

Biz Rumların içinde büyüdük. O zaman Rumca bilmeyeni bile yanlarına almıyorlardı. Ben Ermeni asıllı olmama rağmen Rumca da bildiğim için gayet rahat yanlarında çalıştım. Fakat Rumlar daha fanatik bir millettir. Başka milletten kimseyi pek çalıştırmazlardı yanlarında, çünkü gelen müşterinin geneli de Rumdu. Ama tabi toplum gittikçe değişti. Rumlar da çok azaldı.

Onlar ya da çocukları şu an Türkiye’de değillerdir herhalde?

Çoğunlukla gittiler. 6-7 Eylül olaylarından sonra gidenler oldu, 1974’ten sonra gidenler oldu. Bu olaylar onları buradan uzaklaştırdı. Acaba bizim de başımıza bir şey gelir mi endişesiyle yurtlarından koptular.

Peki İstanbul ne zaman daha güzeldi?kerem3

Bizim çocukluk zamanımız çok daha güzeldi. Güzel olmasının nedeni az insan olmasıydı. Böyle çok kalabalık değildi. İstanbul Türkiye’nin en güzel yeri ama o kadar kalabalık ki, yaşıyor muyuz yaşamıyor muyuz farkına bile varamıyoruz.

O zamanlar komşuluk ilişkileri çok güzeldi. İnsanlar birbirini ayırmadan her yere giderdi. Mahallelerde herkes birbirini tanırdı. Şimdi ortam çok değişti. Her taraf taş apartman oldu. Kimse kimseyi tanımıyor, tanımak bile istemiyor.

Siz Tarlabaşı’nda mı büyüdünüz?

Ben Tarlabaşı’nda büyüdüm sayılır. Tarlabaşı mükemmel bir yerdi desem hayret edersiniz. Son 20 senedir o Tarlabaşı’ndan geçmek bile istemiyoruz artık. Çok değişik insanlar geldi. Onları da suçlamıyorum, çünkü cehalet var. Bir insan ilerlemeden İstanbul’un içine düşürse şaşırıp kalıyor. Nitekim bizden, mesela Anadolu’dan Almanya’ya gidenler, Almanya’yı bile çorba yaptılar. İstanbul’a gelen açısından da aynı şey oluyor. Ekalliyet zamanı İstanbul’unda gayrimüslim, Türk’ten daha fazlaydı.  Herkes ılımlıydı herkes birbirini severdi. Kılık kıyafet de çok önemliydi. Beyoğlu Caddesi’ne öyle çapulcu bir vaziyette çıkamazdınız. Bir kadın mutlaka topuklu ayakkabı giyerdi. Bunların hepsi değişti. Şimdi Avrupalının daha da üstüne çıktık biz. Seviye olarak üstüne çıktık, birbirimize hiç saygımız hürmetimiz kalmadı. Bizim zamanımızda saygı çok önemliydi. Mahalledeki abiden dayak yerdik anamıza babamıza şikâyet edemezdik.

aydinlik.com.tr olarak bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz.

Ne demek… Ben teşekkür ederim.

Kerem Yıldırım 06.09.2016

AYDINLIK

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları