“AKP ile İttifakımız da Görüşmemiz de Yok”

0 Yorum

Türkiye bir yandan Afrin’e düzenlenen Zeytindalı operasyonuyla emperyalizme karşı mücadele verirken bir yandan da iç politikada yaklaşan seçimlerin sıcaklığını yaşıyor. İslam’ın güncelleştirilmesi ve Cumhurbaşkanlığı adaylıkları da ülke gündeminde yerini aldı. Bütün bu konuları, Vatan Partisi’nin izleyeceği yolu Vatan Partisi Genel Sekreteri Utku Reyhan’la konuştuk.

Röportaj: Merve Gökhan
Fotoğraflar: Cansın Çevik

 

“BAŞKANLIK SİSTEMİ DEĞİŞECEK”

Merve Gökhan (MG): Vatan Partisi 1 Kasım seçimlerinde hayır diyen taraftaydı, ama evet kazandı. Başkanlık sistemi Türkiye için uygun mudur? Seçildiğiniz takdirde siz bu sistemle devam eder misiniz?

Utku Reyhan (UR): Bizim önemli vaatlerimizden biri de kazandığımız takdirde; bu sistemi eskisi gibi parlamenter sisteme çevirmek. Ama bu sistemi, parlamenter sisteme çevirmek seçilecek cumhurbaşkanının iradesi ile olmuyor. Bu sistemin değiştirilebilmesi için, meclisin 3 te 2 çoğunluğunun olması gerekiyor. Yeni seçim sistemine göre 600 milletvekili olacak, eğer 400 milletvekiline ulaşırsa bunu değiştirmek isteyen grup, o zaman bu sistemi değiştiririz. Bizim amaçlarımızdan biri de bu. Kesinlikle Türkiye’ye uygun bir sistem değil.

 

“TÜRKİYE BİR MANKEN ARAMIYOR”

MG: Vatan Partisi, Doğu Perinçek’i Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdi. Kurultayda farklı bir aday çıktı mı?

UR: Çıkmadı, bize göre bunun sebebi de, Türkiye’de siyasi parti genel başkanlarının aday olması gerekiyor. Yeni cumhurbaşkanlığı sistemine göre, cumhurbaşkanı hükümetin başkanı. Partilerin başkanı eskiden başbakan oluyordu, şimdi cumhurbaşkanı adayı olmaları gerekiyor çünkü parti başkanları kendi partilerini yönetmek için değil, hükümeti yönetmek için görevdelerdir o yüzden onların Bakanlar Kuruluna aday olmaları gerekir. O yüzden partilerin genel başkanı kimse, cumhurbaşkanı adayları o olması gerekir. Maalesef diğer partilerde bu iradeyi göremiyoruz. Hep bir meşhur isim bulma peşindeler, ama Türkiye bir manken aramıyor, siyasi sorunlarını çözecek bir irade arıyor.

 

MG: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Doğu Perinçek 2. tura kalamazsa, tavrınız ne olur? Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermeyi düşünür müsünüz?

UR: Tayyip Erdoğan’ın 2. Tura kalacağının garantisi ne? Bunlar erken sorular. Biz her parti gibi 2. tura kendimizin kalacağı varsayımıyla hareket ediyoruz ve kalacağımızı da düşünüyoruz. O yüzden 2. turda kendimizi kimin yanında bulacağız sorusunu da çok erken sorulmuş ve cevabı da olmayan bir soru olarak görüyoruz.

 

“SEÇİMLERDE HER TÜRLÜ HİLENİN ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN”

MG: AKP-MHP’nin hazırladığı 26 maddelik ittifak paketi Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Anayasa Komisyonu’nda görüşülmeye başlanması beklenen paket, tartışmaları da beraberinde getirdi. Tartışılan maddelerden biri de aynı ev ya da binada oturan ve aynı sandıkta oy kullanan kişilerin, sandıkları değiştirilebilecek olması siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durum seçim güvenliğini etkiler mi?

UR: Etkiler. Kişilerin mahremiyeti söz konusu olduğunda, bütün apartmanın aynı sandıkta kullanması yerine, o apartmanın bazı haneleri aynı sandık bölgesinde, farklı sandıkta oy kullanması önerisi, son derece yanlış. Türkiye’nin mevcut seçim sisteminde bir otokontrol var. O otokontrol şudur; sandık seçmen listeleri muhtarlığa asıldığı zaman gider, kontrol eder. Benim komşularım yazılmış mı, tanımadığımız kimseler var mı diye kontrol ederler. Aynı zamanda siyasi partilerde bunu yaparlar. Yüksek Seçim Kurulu seçime girme yeterliliği olan siyasi partilere, seçmen listesini verir. Partiler de bunu doğru mu değil mi, hatalı ya da mükerrer yazılan kişiler var mı diye kontrol ederler. Bu denetimi ortadan kaldıran, ortadan kaldırmasa bile zorlaştıran bir düzenleme, o yüzden son derece yanlış buluyoruz. Bazı usulsüzlüklerin önünü açabilir.

Biz her şeye rağmen Türkiye’de seçimlerin, güvenli biçimde yapılabileceğini düşünüyoruz. Bu siyasi partilerin sorumluluğunda olan bir şey, eğer siyasi partiler üzerine düşenleri yaparlarsa, sandıkların başında dururlarsa, bu usulsüzlükler olamaz. Yüksek Seçim Kurulu’nun da art niyetli olduğunu düşünmüyoruz. Bunlar ne yaparsa yapsın; Tayyip Erdoğan bir hile ile seçilir yaklaşımı ancak Tayyip Erdoğan tarafından üretilebilir, çünkü Tayyip Erdoğan’a oy vermeyi düşünmeyenleri, sandıktan uzaklaştıran bir propaganda, bunu tekrar edip durmanın hiç bir anlamı yok. Kendimize güvenelim, seçmene de güvenelim. Eğer iyi organize olunursa, her türlü hilenin önüne geçmek mümkün.

 

“TÜRKİYE SURİYE İLE ANLAŞMALIDIR”

MG: TSK Fırat Kalkanı ve ardından Afrin Harekâtı ile başarılar kazanıyor. Ancak hükümetin söyleminde “Suriye’nin bütünlüğü” vurgusu olsa da Esad rejimi ile hala restleşmeler sürüyor. AKP hükümeti nasıl bir politika izliyor, amacı ne?

UR: AKP hükümetinin anlamlı politikasının, olmadığını düşünüyoruz. Bugün artık Suriye’nin en büyük düşmanları ve Amerika’nın bile kabul ettiği üzere; Suriye’de, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak ve bütün Suriye’de egemenlik kuracak, Esad dışında bir güç yok. Ne muhalif denilen İslamcı grup bunu yapabilir, ne PYD yapabilir, ne IŞİD ne de herhangi bir güç yapabilir, yalnızca Esad yapabilir. Zaten nüfusun yüzde 80-90’ının yaşadığı Şam, Halep, Lazkiye, Hama, Humus gibi beş büyük kentin tamamında, Esad yönetimi hâkim. Tartışılmaz bir üstünlüğü var, sadece daha küçük kentlerde ve kırsallarda diğer grupların hâkimiyeti var. Bu çok sorumsuz bir davranış, Esad yönetimini katillikle ve diktatörlükle suçlamak. Bu Türkiye’nin de çıkarına olmayan bir durum, çünkü Türkiye ancak Suriye ile anlaşırsa, birlik olursa, güney sınırını PKK, PYD’den daha hızlı temizler ve uluslararası meşruiyeti de artar. O yüzden hükümetin biz devlet aklıyla değil de, kişisel kin ve kaprisle yönetildiğini düşünüyoruz. Normal geleneksel Türk dış politikasında bu olmazdı. Bir devlet aklı yok, devlet aklı olsa eski düşmanlıkları bir kenara bırakır, Suriye ile işbirliğini sağlardı.

 

“AMERİKAN DIŞ POLİTİKASI TÜRKİYE DÜŞMANIDIR”

MG: Doğu Perinçek, Pentagon bütçesinden, PYD’lilere ayrılacak ödeneği açıkladı. Aynı gün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “ABD ile Membiç ve Fırat’ın doğusu için mutabık kaldık” ifadelerini kullandı. Bu çelişkiyi nasıl değerlendirirsiniz?

UR: O çelişkiyi Amerika hükümeti kendisi çözdü. Bu görüşmeden bir gün sonra, o görüşmenin muhataplarından Rex Tillerson’ı görevden aldı. Daha şahin ve Türkiye karşıtı olarak bilinen Mike Pompeo dışişleri bakanı yaptı. Bugün gelen bir haberde, ABD Dışişleri Bakanı ve Türkiye Dışişleri Bakanının görüşmesi ertelendi. Dolayısıyla Amerika’nın içinde bir kanadın, Türkiye ile barışçıl bir yol izlemeye çalıştığı görülüyor. Fakat asıl hâkim olan unsurun, Türkiye düşmanları olduğu ve bu anlaşmayı da bozduğu görülüyor. Bu genel başkanımızın açıklamalarıyla da uyuşuyor, çünkü bırakın PYD’yi Membiç ve Fırat’ın doğusundan çekmeyi, sayısını artırmayı öngören bir Pentagon bütçesi var. “Eskiden 15 bin PKK’lıya maaş veriyorduk, şimdi o sayı 60 bine çıkaracağız.” diyor. Ortada bir çelişki vardı, doğru ama Amerika’nın yaptığı görev değişikliği ile ortadan kalktı. Artık Türkiye düşmanlığı konusunda daha tutarlı bir Amerika dış politikası var.

 

“AHMET ŞIK DAVASI FETÖ OPERASYONLARINI SULANDIRMA ÇABASI HALİNE GELDİ”

MG: Gazeteci Ahmet Şık’ın tahliye olduğu akşam, sosyal medyadan bazı eleştirilerde bulundunuz. “Ankara garını kana bulayan IŞİD’cilerle Yeni Şafak o anda röportaj yapsa, ertesi gün de onlara terörist yerine ‘eylemci’ dese, bir de üstüne bizi onlarla empatiye davet etse, şimdi bize küfür yağdıran sahte solcular ne derdi?” şeklindeki ifadeleriniz tartışma konusu oldu. Açıklamanıza karşı yapılan yorumlar hakkında ne söylemek istersiniz?

UR: Biz kimsenin içeride kalmasını, tutuklu olmasını istemiyoruz hele ki gazetecilerin. İnanılmaz bir kampanya sürüyordu, Ahmet Şık FETÖ ‘den içeride diye hâlbuki Ahmet Şık FETÖ ‘den içeride değil. Bu Fetö operasyonlarını sulandıran bir söylem. Ben Ahmet Şık’ın yargılandığı cumhuriyet iddianamesini baştan sona okudum. Ahmet Şık’ın suçlandığı bölümler içerisinde, FETÖ ile ilgili bir bölüm yok. İstanbul Adliyesi’nde Bakırköy’de iki DHKP-C’Lİ terörist bir savcının başına silah dayamıştı ve onu öldürmüştü. Tam o silah dayandığı, görüşmelerin sürdüğü bir anda Ahmet Şık bu iki teröristten birini arıyor, onunla röportaj yapıyor. Ertesi günde bunu Cumhuriyet Gazetesi’nde tam sayfa yayınlıyor ve terörist yerine eylemci ifadesini kullanıyor. Röportaja kendi yorumlarını da katıyor ve keşke bu eylemcileri talepleri kabul görseydi de, bunlar yapılmasaydı ifadelerini kullanıyor. Benim şahsi kanaatim; bu durum gazetecilik sınırlarını aşan bir şey. Sözgelimi, kalabalığın üstüne kamyonla gitmek üzere olan bir IŞİD’liyi, Fransız gazeteci arasa ve dese ki ne yapıyorsunuz siz, ertesi günde o terörün faaliyetini tam sayfa yayınlasa, bu büyük bir skandal olurdu. Yayınlanmazdı Fransa’da, çünkü orada böyle bir demokrasi yok. Terörün amacı ses getirmektir, orada da terör örgütünün bir sayfalık manifestosu yayınlanmıştır, diyelim ki oraya kadar gazetecilik, röportajı yapan kişi de bu görüşleri benimser nitelikte ifadeler kullanmıştır. Aynısını bir sol gazete yerine sağ gazete yapmış olsaydı, IŞİD’ci gazete diye tepkiler yağardı. Sol gazetelerin böyle ikiyüzlü olmaması gerekir, nesnel ve objektif olması gerekir. Ben buna dikkat çekmeye çalıştım, yoksa Ahmet Şık içeride olsun gibi bir derdim yok, olamaz. Sadece FETÖ ‘den içeride olduğu propagandası yalan bir propaganda. İçeride olduğu konu da budur ve sizin değerlendirmenize sunuyoruz, bunu söyledik.

 

MG: Türkiye’de basın özgürlüğü var mı? Tutuklu gazetecilerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

UR: Cumhuriyet’ten Akın Atalay’ı dışarıda tutarsak, içeride çok tutuklu gazeteci olduğunu söyleyemeyiz. Tutuklu gazeteci denenler daha çok, PKK’nın yayın organı Özgür Gündem, MLKP’nin yayın organı Atılım, başka bir terör örgütünün yayın organı Alınteri… Bunlar, bizim Kayseri’de çarşı iznine çıkan askerlerimiz, şehit edildiği zaman “paramparça oldular” diye manşetler atabilen kişiler. Nazlı Ilıcaklar, Ahmet Altanlar ne kadar gazeteci? Fetö ve PKK bağlantısından dolayı içeride olanlar dışında bir gazeteci yok, Akın Atalay dışında. Bugün muhalif yayın yapabilen Birgün, Evrensel, Aydınlık, Cumhuriyet gibi gazetelere her türlü şeyi yazıp çizebiliyorlar. Biraz bunu da abarttığımızı düşünüyorum, basın özgürlüğünü… Doğru daha özgür olabilir, bir otokontrol gelişiyor, hükümet buna ne der diye kendine sınır koymalar var ama tutuklu gazeteciler bölümüne katılamıyorum. Gazetecilik faaliyetinden değil, bir suçu övme faaliyetinden içerideler. FETÖ’yü övmek, özgürlük konusu olamaz Türkiye’de. Taraf bir operasyon gazetesiydi, herhangi bir gazete değildi. Onun genel yayın yönetmeninin bilgisi dışında bir şey yayınlanmış değil. O “Camileri Bombalayacaklar” manşetlerini atanlar, “Daha Karpuz Kesecektik” diyenler bunları gazetecilik olarak değerlendiremeyiz.

 

“CHP-HDP İTTİFAKI CHP’YE FELAKET GETİRECEKTİR “

MG: CHP ile aranızda yine bir tartışma yaşandı. CHP, Doğu Perinçek’in adaylıkta direttiğini, bu yüzden anlaşmanın olmadığını iddia etti. Siz neler söylersiniz?

UR: 1 Kasım 2015 seçimleri ile ilgili bir tartışma. Tartışmayı CHP de açmadı, Dursun Çiçek açtı. O konunun dışında biri aslında, yarım yamalak bilgilerle o konuyu açıyor. Olayın esası şudur; 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasında hükümet kurulamadı. AKP hükümete gelecek oy çoğunluğunu elde edemedi ve tekrar seçim kararı alındı. O seçim öncesinde genel başkanımız Doğu Perinçek ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul da buluştular ve seçimlere nasıl beraber girebiliriz diye bir süreç başlattılar. Bu süreci de CHP adına Bülent Tezcan, Partimiz adına da o dönem ki genel sekreterimiz Serhan Bolluk yürüttü. Bizim teklifimiz şundan ibaretti; onlarında başlangıçta benimsediği teklif, diyelim CHP bir yerde 4 milletvekili çıkardı 7 Haziran da, 1 Kasım da o 4 milletvekili yine yerinde kalsın bize 5. ve ya 6. sırayı verin ki böylece bizde bu faaliyetin içerisinde yer alalım. Burada Doğu Perinçek dayatması kesinlikle olmadı, biz onlara çeşitli seçim bölgelerinde, etkili olabilecek isimlerin içinde olduğu bir liste verdik ve bu liste içinden siz seçin kimleri aday gösterebileceğinizi dedik. Fakat daha sonra CHP, anlayamadığımız bir şekilde bundan caydı ve cayarken de şunu yaptı örneğin; Şanlıurfa da hiç milletvekili çıkarmadığı ve toplam Şanlıurfa milletvekili sayısı 12 olduğu halde size 12. sırayı verelim gibi şeyler söylediler. Biz Doğu Perinçek dayatmasında bulunmadık şunu söyledik, Doğu Perinçek etkili bir adaydır, Ermeni Soykırımı yalanını bitirmiş bir adaydır. Onu önemli bir yere koymanız oyları arttırır ama ikinci bir seçenekte sunuyoruz; Doğu Perinçek olmazsa da şu adayları uygun yerlerden CHP’nin seçildiği yerlerin alt sıralarından gösterebilirsiniz, üstlere bize alın gibi bir talebimizde olmadı. Bunun sebebi de şuydu açıkçası, biz onlara bu yakınlaşmanın içinde HDP’nin olmaması gerektiğini söyledik. Çünkü HDP, PKK ile anılan ve Türkiye Partisi olmayı başaramamış bir parti. HDP ne tarafta yer alırsa, seçmen onun karşısında yer alır dedik fakat bunu bir türlü kabul ettiremedik. “Türkiye’nin fay hatları ile oynarız” dedi, Kemal Kılıçdaroğlu yazılı olarak ve hep HDP ile yan yana olmayı tercih ettiler. Vatanseverliği, milliyetçiliği AKP ve MHP tarafına bıraktılar. 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin yüzde 40’lardan yüzde 50’lere çıkmasının sebebi de bu. O dönem CHP bunu kavrayamadı ve şimdi de aynı şeyi görüyoruz. Yine HDP ile kol kola girme süreci içinde ve bu onları felakete sürükleyecek.

 

“DİNDAR KADINLAR CAHİL DEĞİLDİR”

MG: İslamcı kesim arasında “İslam’ın güncelleştirilmesi” tartışması yaşanıyor. Partiniz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyor?

İyi bir tartışma bence. Bizim bazı laik çevreler ve maalesef bizimde içimizde oluyor, bu tartışmayı küçümsüyor. Tayyip Erdoğan tahkiye yapıyor diyor, ama o tarafın içini bilmediklerinden yapıyor. Ben her gün o tarafın gazetelerini de okuyorum. Burada İslamcı aydınlar birbirine girmiş durumdalar, mesela Akit’te aynı gün bir erkek yazar, Erdoğan’ı tehdit ediyor. Özür dile, geri al bu laflarını gibi… Ama başörtülü bir kadın yazar, Erdoğan’ı destekliyor ve biz kadınına şiddet fetvası veren kişilerden kurtulmak istiyoruz diyor. Dolayısıyla ikiye bölünme var. AKP, Türkiye de etkili bir parti, İslami kesim içinde İslam’ın güncellenmesi tartışmasının açılması çok ciddi bir olay ve çok ciddi sonuçları olacaktır. Türkiye de laikliğe olan eğilimi artıracak bir olay. Erdoğan’ın da mecbur kaldığı bir olay çünkü özellikle dindar kadınları kaybetmeye başladı AKP. Neden kaybediyor? Çünkü artık fütursuzca ve arsızca kadınlar hakkında bir şeyler söylenmeye başlandı ve din adına söyleniyor. Dindar kadınlar cahil değiller, üniversite okuyorlar, aydın oluyorlar, çalışıyorlar, para kazanıyorlar ve daha özgür tutumlar alabiliyorlar. “Dindar kadınlar sigara içmez, içerse şu anlama gelir”, “kadın kahkaha atmaz” demek AKP içinde ciddi bir huzursuzluk yaratıyordu. Tayyip Erdoğan bu gidişe balans koymak zorunda kaldı. Bu da orada biriken bir irinin patlamasına yol açtı.

 

“AKP İLE İTTİFAKIMIZ DA GÖRÜŞMEMİZ DE YOK”

MG: AK Parti ve Vatan Partisi’nin söylem yakınlığı olduğu, gizli işbirliği yaptığı iddiaları çokça konuşuldu. Partiniz bu konuda defalarca açıklama yaptı, siz bizzat yazılar yazdınız. Bunca yazı ve açıklamanıza rağmen bu iddialar neden devam ediyor?

UR: Aslında konuyu bilen herkes, bunun böyle olmadığını görüyor. Geçen günlerde bir araştırma yayınlandı; yanlış bilgi sosyal medyada daha çok itibar gören ve hızla yayılan bilgi diye. Ben hayatımda herhangi bir AKP yöneticisi ile karşılaşmadım. Ben bu partide genel başkandan sonra gelen sorumlu kişiyim. Böyle bir bilgim yok. Gizli ya da açık bir işbirliğimiz yok. Bizim bir parti programımız var ve yeni bir programda değil. Yaklaşık 50 yıldır bunları savunuyoruz. Nedir o program; NATO’dan çıkmak, Amerikan emperyalizmi ile mücadele etmek, bağımsız bir Türkiye kurmak ve buna bağlı olarak da terör örgütleriyle mücadele etmek, emekçilerin iktidarını savunmak, üretim ekonomisine geçmek… Biz bunu savunurken, AKP bunların bir kısmını savunmaya başladı. Tayyip Erdoğan düşmanlığından kaynaklanıyor. İslam’ın güncellenmesi tartışmasında da oldu bu; Tayyip Erdoğan İslam’ı güncelleyelim deyince, CHP grup başkanvekili Engin Altay; “Kimse ayetlere dokunamaz gibisinden konuştu.” Bir anda en tutucu onlar oldu. Biz böyle bir siyaset anlayışını reddediyoruz. Erdoğan ne derse tersi doğrudur değil. Biz anti- Tayyipçi değil anti-emperyalist bir partiyiz. Bizim baş düşmanımız ve ülkemizin baş düşmanı Amerika’dır ve ona göre de pozisyon alırız. Erdoğan, Amerika’nın yanındaysa da, biz Erdoğan’a karşı da mücadele ederiz. Yıllarca ettik, bu yüzden hapislerde yattık. Erdoğan’ın Amerika çelişkisi varsa, biz Amerika’nın yanına geçmeyiz. Biz sadece kendi programımızı uygulamaya çalışıyoruz. AKP ile bir kader birliğimiz, gizli ittifaklarımız, görüşmelerimiz yok.

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları