‘Benim İçin Aşk Beşiktaş’tır !’

0 Yorum

Beşiktaş bu yıl 112.yaşını kutluyor. Sezona iyi başlayan Siyah Beyazlılar uzun bir süre 3 kupada da başarılı giden tek Türk takımıydı. UEFA Avrupa Kupası’nda gruptan lider çıktıktan sonra İngilizler’in güçlü takımı Liverpool’u eleyip iddiasını büyüten, gözünü kupaya diken Beşiktaş, Belçika temsilcisi Club Brugge’a 2 maçta da yenilip kupadan elenince büyük hayal kırıklığı yaşattı. Sezon boyunca inişli çıkışlı bir grafiğe sahip olan Beşiktaş taraftarlarına yine gergin, stres dolu maçlar izletmeye devam ediyor.

Sezona 112.Yıl Marşı diğer ismiyle Gururlan marşıyla giren Beşiktaş taraftarı tribün şovlarına, takımlarına destek olmaya devam ediyor. İnönü Stadı özlemiyle şehirden şehire takımlarının yanında olmaya çalışan taraftarlar yeni stadlarının inşaatının tamamlanıp Kartal Yuvasına kavuşacakları günü dört gözle bekliyorlar.

Biz de Beşiktaş aşıklarının dillerine destan olan marşların yazarı Birol Can ile buluştuk. Marşların nasıl yazıldığını, Beşiktaş’ı konuştuk. Süleyman Seba’yı sorduğumuzda gözleri yaşaran Birol Can ile siyah beyaz bir röportaj yaptık.

Röportaj: Ercan Küçük

twitter.com/ercandenizkucuk

ERCAN KÜÇÜK (EK)  : Birol Can nasıl Beşiktaşlı oldu?

BİROL CAN (BC)  :Bunu daha önce BJK TV’de ve Beşiktaş Dergisi’nde de anlattım. Çocukluğumda çok fazla maça giden biri değildim. Babam Galatasaraylı. Futbolla çok ilgim yoktu. Daha sonra uzun yıllar İstanbul dışında yaşadım. İstanbul’a geldikten sonra arkadaşlarımla birlikte İnönü Stadı’na baçlara gitmeye başlayınca hem maçlara ilgim arttı. Hem Beşiktaş’a karşı yoğun bir aşk beslemeye başladım. İlk gittiğim maç çocukken Beşiktaş maçıydı. Dayımın oğlu götürmüştü beni. Çocukluğumdan aklıma gelen şeylerden bir tanesi bu olay. Çok maça gidemiyorduk biz.  Okuldan eve ders çalışmakla geçiyordu günlerim. Çok fanatik, tribün kovalayan bir kişiliğim yoktu. Beşiktaş Üniversite

Fanatiklik ya da tribün kovalayan bir kişiliğim yoktu. Merak ettikleri buysa babam Galatasaraylıydı. Ben de çocukken maçlara gitmesem de ailem Galatasaraylıydı diye soranlara biz de Galatasaraylıyız diyorduk. Ama Beşiktaş’ı ne zaman gördüm ne zaman maçlarına gitmeye başladım Beşiktaş aşkım başladı benim de. Ilk Beşiktaşlı oluşum İnönü Stadı’na ilk gittiğim gün oldu. Beşiktaş’la karşılaştığım tribünleri gördüğüm zamandı.

 

EK : Hangi maçtı hatırlıyor musunuz?

BC : Dayımın oğlunun götürdüğü maç bir Avrupa Kupası maçıydı. Beyaz formalı bir İngiliz takımıydı. Ama hangi takımdı hatırlamıyorum. Aklımda kalan Pınarbaşı tezahüratlarıydı. Yeni açıkta izlemiştik.

 

EK : Beşiktaş taraftarı yazdığı marşlarla çok ön planda. Maç öncesi, tribünlerde ve maç sonrasında da heran bir yerlerde bir Beşiktaşlı taraftarın marşlar okuduğunu görebiliyoruz. Burada Birol Can’ın yeri biraz daha farklı duruyor. 112.Yıl Marşı gibi bir çok marşa imza attınız. Bunları yazarken nasıl bir duygu yoğunluğu yaşıyorsunuz? Marş yazayım diye oturup çalışıyor musunuz? Yoksa biranda mı geliyor ilham? IMG_5404

BC : Biranda geliyor. Bir de işler yolunda gitmezken, ya bir mağlubiyet sonrası, ya da birkaç kötü netice sonrası. Ben şampiyon olduğumuz sene marş yazmadım. Bir önceki sene marş yazdım. Şampiyon olduğumuz zaman herşey güzelken, mutluyken herkes, o coşkuyla marş yazılmıyor. Genelde de hep sıkıntı cefa çektiğimiz için öyle zamanlarda oluyor. Çok hatırlarım yatakta uyumak üzereyken kalkıp cep telefonumu açıp da bir melodiyi kaydettiğimi, ya da bir sözü uykumu bölüp yazdığımı. Olur olmadık yerlerde şarkı sözü, melodi geliyor aklıma. Çünkü nasıl kalbim Beşiktaş için atıyorsa, zihnimin büyük bir bölümü Beşiktaş için çalışıyor. İşyerinde otururken de aynı şeyi yapıyorum. Hasta olmadığı zaman kağıt kalem elimde oluyor, Çay içerken birşeyler yazabilir miyim diye. Nasıl bir şair besteci sevgiliye aşka yazıyorsa benim için de aşk Beşiktaş. Ben de onu düşünüyor ona yazıyorum.

 

SÜLEYMAN SEBA?

EK : Süleyman Seba sizin için ne ifade ediyor desem?

BC : Süleyman Seba hüzün ifade ediyor. Hüzünleniyorum. Kendisiyle tanışma şansı buldum. Aynı masada oturma şansı buldum. Ona türkü söyleme, saz çalma şansı buldum. Hatta tansiyonunu bile ölçmüştüm. İstanbul’da Kazan’da oturmuş sohbet etmiştik. Hep doktor diye hitap ederdi bana. Çok severdim. Camiamız için anlamını ifade etmeme gerek yok zaten. Yeni stad açılınca keşke başlama vuruşunu o yapsaydı. Çok değerli ve yeri dolmayacak bir insanı kaybettik. Allah rahmet eylesin.

 

EK : Ben de bir Beşiktaşlıyım. Ve kendimi bildim bileli rahat bir maç izlemedim. Hatta bir Beşiktaşlı’nın ölümü ya kalp krizinden ya da kanserden olur deniyor. Bununla ilgili hem bir Beşiktaşlı hem de bir doktor olarak ne söyleyebilirsiniz?

BC : Acaba biz kendimizi mi öyle görüyoruz diye düşünüyorum da diğer takım taraftarlarının bu kadar sıkıntı stres çektiğini göremiyorum. Sağlık açısından da sıkıntılı bir durum olduğu gerçek. Tansiyon hastaları kalp hastaları için özellikle. Hele maçların son 15-20 dakikasını izlemek tam bir eziyet ve sıkıntı sebebi. Fenerbahçe derbisini izlerken kulaklarımın yandığını, başımın zonkladığını hissettim. Tansiyon hastası değilim ama muhtemelen tansiyonum yükselmiştir. Öyle anlarda evde maç izlediğim zamanlar direk resim yaptığım odaya gidiyorum. Içeriden gol sesi gelirse anlıyorum zaten. Ozaman geçiyorum zaten. Nasıl trafikle yaşamaya alışmışsa insan biz Beşiktaşlılar da stresle, sıkıntıyla, adrenalin dolu dakikalarla yaşamaya alışmış durumda. Bir maçta skor 3-0 olmuştu ayarlarımız bozulmaya başladı. Koltukta ayaklarımı uzatarak maç izlemeye başladım. Eşim de “ne yapıyoruz?” Dedi. “Ne bileyim ben ne yaptığımızı biliyormuyuz” dedim. Normalde ya televizyonun başında ya koltuğun tepesinde bir yerlerde izleriz. Ama ogün anladımki öyle rahat maç izlemek bize göre değil. Belki de bunu seviyoruz. Belki de sporcularımız bizi düşünerek bizim taraftarımız rahat maç izlemesin, adrenalin seviyorlar diye düşünüp de herhalde o eziyeti bize çektiriyorlar. Ama ne bileyim alıştık artık.

 

EK : İstikrar sorununu da sormak istiyorum. Yazılmış marşlar da var hatta. “Nezaman şampiyonluk diye bağırsak kursağımızda kalıyor..” diye. Baktığımızda Beşiktaş sezona iyi başlıyor ama sonunu getiremiyor. Club Brugge’e elenme, Fenerbahçe mağlubiyeti peşpeşe geldi. Istikrar sorunu, ruh kaybı sorunu var sanki. Beşiktaş 100.yıldaki ruhu bir daha yaşamakta zorlanıyor. Ne yapılması gerekir sizce?

BC : Mağlubiyetlerden sonra konuşmak kolay. Ama bu sene için çok kızsam da, söylensem de bir an geliyorki futbolculara çok birşey söyleyemiyorum. Kendi stadımızda oynayamıyorlar, binlerce km yol katediyorlar. Hem Avrupa Kupası hem Türkiye Kupası, hem ligi bir arada götüren tek takımdı. Üzerlerinde çok fazla yük var. Sakatlıklar çok fazlaydı. Hataları çok ama çok da kızamıyorum. Bu sene gerçekten UEFA Avrupa Kupası finali oyanayabilirdik. Brugge yenilgisi büyük hayal kırıklığı yarattı. Çünkü beklentileri yükselten onlardı. Futbolcularımızdı. Liverpool galibiyetini bize yaşatanlar da onlardı. Mağlubiyetlerden sonra konuşmak kolay da bize o mutluluğu yaşatan futbolcuları da unutmamak lazım. Liverpool mutluluğunu bize yaşatan o futbolculardı. Ozaman iyilerdi de şimdi biranda yerin dibine sokmak da yersiz geliyor bana. İstikrar konusunda da Fenerbahçe derbisinde başka takım futbolcularına bakıyorum. En ufak bir tartışmada birbirlerine sahip çıkıyorlar. Biz de o birliği, birbirlerini savunmalarını, hocalarına sahip çıkmalarını öyle anlardan sonra daha coşkulu olmalarını, inadına daha agresif oynamalarını bekliyoruz. Ama bunu enazından Fenerbahçe maçında göremedik. Sanki sihirli bir değnek değmiş de takım Club Brugge ve Fenerbahçe maçında bambaşka bir havaya bürünmüştü. Biz mi gözümüzde çok büyüttük, çok şey bekledik bu sene takımımızdan? Ya da onlar mı bizi buna itti bilemiyorum. Ama biz Beşiktaş’tan her zaman büyük başarılar bekliyoruz. Sevinmek için sevmedik diyoruz ama derbileri kazanamamak bizde hayal kırıklığı yarattı.

 

EK : Brugge yenilgisinin faturası Tolga tercihinden dolayı Bilic’e çıkartıldı. Taraftarların Tolga’ya tepkisi oldu. Tolga’nın ayağına top geldiğinde ıslıklamalar oldu. Beşiktaş taraftarı daha sonra Tolga Zengin ve Mustafa Pektemek’e çiçek götürdü. Ama orada bir kırgınlık yaşandı sanki. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

BC : Hiçbir futbolcu silah zoruyla kadroya girmiyor. Teknik heyet seçiyor. Bence oradaki en büyük hata Cenk’in sakatlığının tam olarak anlatılamaması oldu. Sanki Cenk çok formdaymış ama onun yerine Tolga oynatılmış gibi bir hava vardı. O yüzden tribündeki herkes de Tolga’ya kızdı. Yanlış birşey yaptılar ama kızanların çoğu da Cenk’in sakat olduğunu bilmiyorlardı. Futbolcular ben zorla oynayayım diye silah çekmiyor, kavga etmiyorlar. Hocanın takdiridir. Necip sağ bek oynarken ben sağ bek oynayayım demiyordur. Futbolcuların kapasitelerini, neler yapabileceklerini biliyoruz. Ama eğer bir hata varsa hata teknik kadronundur. Futbolculara çok kızmıyorum ben. Uzun zaman çift forvet oynamayı izlememiş bizler Kayseri Erciyes ve Brugge maçlarında neden çift forvet oynandığını çözemedik. Madem böyle bir yola girildi, Fenerbahçe maçında niye çift forvet oynamadık? Bizim alıştığımz Demba Ba tek forvet, güçlü bir ortasaha, herkesin koşup mücadele ettiği bir takım. Bekledimki Mustafa’yı çıkartsın, Necip’i orta sahaya alsın. Defansa da Atınç’ı ya da Ersan’ı alsın. Ya biz futbolu çok biliyoruz ya da hiç bilmiyoruz. Yoksa bir hoca kendi kendisine harakiri yapmaz. Ya da Bilic’in bizim göremediğimiz, kendi gördüğü birşeyler vardı. Olmadı. Heleki 1-0’ı yakaladıktan sonra defansı ya da ortasahayı güçlendirebilirdi. Golü de gördük. 50 kere vursa girmez. Ama o avantajı yakalamışken elimizden kuş gibi uçup gitmesi olmadı.

 

EK : Fikret Orman’ı nasıl buluyorsunuz?

BC : Kendisiyle şahsen tanıştım. Çok beyefendi bir kişiliğe sahip. İkili diyaloglarda da samimi ve içten birisi. Çok zor ve ağır bir görev üstlendi. Yıldırım Demirören’in bıraktığı çok ağır borçlar ve 13 yabancı futbolcuyu yollamak, stadı yıkıp yenisini yapmak, tüm branşlarda başarı peşinde koşmak zor iş. Bu sene aslında ne başkana, ne teknik heyete ne de futbolculara kızamıyoruz. Çünkü mazeretleri var. O yüzden sağlıklı bir eleştiri yapabilme şansımız yok. En azından stadımız yoktu, bu kadar oldu canları sağolsun diyebiliriz. Sezon sonu nasıl biter bilmiyorum ama beklentilerimiz yüksek. Niye bizim 3-4 kupalı basketbol takımımız dağıldı da o kadrıyu koruyamadık? Bunun sorgulanması gerekiyor. Ama futbolda güzel transferler yaptık ama şanssız sakatlıklarımız oldu. Eleştireceğim çok şey yok. Dediğim gibi stadımızın olmaması en geçerli mazeret.

 

EK : Son birkaç maçtır tartışılan isimlerden birisi de Demba Ba. Evet zor anlarda attığı gollerle, kurtardığı maçlarla adına besteler yapıldı. Ama son dönemde tartışılmaya başlandı. Özellikle Fenerbahçe maçından sonra “acaba çok mu çabuk gözümüzde büyüttük Demba Ba’yı?” diye sorulmaya da başlandı.

BC : Demba Ba’nın kariyeri tartışılmaz. Futbolculuğu, golcülüğü de tartışılmaz. Acaba Demba Ba yeteri kadar topla buluşamadığı için mi gol atamıyor? Ortasaha ve kanat oyuncuları yeterince top atamıyor mu? Beşiktaş takımı iyi oynamadığı için mi böyle oluyor? Ya da büyük takımlara karşı mı iyi oynayamıyor? Bilemiyorum. Ama biz Türk insanı olarak çok çabuk göklere çıkartıyor, en ufak bir başarısızlıkta da yerin dibine sokuyoruz. Bir ayarımız yok bizim. Başka ülkelerde böyle olduğunu zannetmiyorum. Demba Ba için beste yapılması doğal birşey. Cenk için de Tolga için de, Mustafa Pektemek için de yapılır. Bunlar tribünün güzel yanları. En küçük bir başarıda göklere çok çıkartıp abartmamak gerekiyorsa birkaç maç gol atmadı diye yerin dibine sokmamak lazım. Biz çok çabuk unutan bir milletiz. Bize mutluluk yaşatan, yüzümüzü güldüren insanları, maçtan sonra işe gittiğimizde keyifle, bütün gün gülümsemeyle dolaşmamızı sağlayan insanları yerin dibine sokmamak lazım. Biraz vefalı olmak lazım. Demba Ba’da sonuçta bir insan. Belki psikolojik sorunları var, belki ailesiyle ilgili bir sorunu var. Bilmiyoruzki.

 

EK : Bilic, Beşiktaş ruhuyla oturabildi mi, uyum sağlayabildi mi sizce?

BC : Görülen öyleydi. Bilic’i seviyorum. Hatta 2 yaşında ki oğlum Bilic’in adını biliyor. Konuşmalarıyla, rakiplere olan tavrıyla, diğer futbolcularla olan ilişkilerinde çok beyefendi, karakterli bir insan. Fakat büyük maçlarda, derbilerde özellikle çok çekingen olduğunu, istediğimiz agresif takımı sahaya yansıtamadığını düşünüyorum ben. Bu ondan mı kaynaklanıyor, futbolcularımız mı sahaya farklı bir psikolojiyle çıkıyor bilmiyorum. Ama Bilic’e zaman verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir de oyuncu değişiklikleri ve kadro konusunda bazı şeyleri anlayamıyorum. Bilic’e yakıştıramadığım şeyleri yapıyor. Ama genel anlamda başarılı, bazı nokta maçlarda problemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle de kadro konusunda. Bunun sebebi sakatlıklar mıdır? Bilic’i buna iten başka sebepler mi bilemiyorum.

 

EK : Yeni marş var mı yolda?

BC : Yeni marş ne zaman olur? Allah göstermesin şampiyonlıuk elimizden giderse olur. Dediğim gibi ben mutluyken marş yazamıyorum. Keşke hep mutlu olsak da ben bir daha hiç marş yazamasam. Ama bu sene nasıl biter, sonunda ne olur bilmiyorum. Eğer şampiyon olursak marş yazamam. Olamazsak yazarım.

 

EK : Peki Birol Can’ın totemi var mı?

BC : Var. Passo Lig almadığımız için maçlara gidemiyorum. Evde izlerken totemim; şuaralar özellikle maç başlarken resim yaptığım odaya gidiyorum. İlk 5-10 dakikasını izlemiyorum. İzleyemiyorum daha doğrusu. Totemim bu. Kartal resimlerinden oluşan bir sergi yapmayı düşünüyorum kısmet olursa. Kartal boyuyorum yağlı boyayla (gülüyor). Gol olursa içeriden ses geliyor zaten. Resim odasında oturmak uğurlu geliyordu ama Fenerbahçe derbisinde olmadı. Brugge maçında da.

 

EK : Birol Can’ın efsane kadrosunda kimler yer alır?

BC : Ben Cordoba’yı seviyorum. Metin, Ali, Feyyaz’ı koyarız. Rıza’yı çok seviyorum. Ama bunlar bir arada oynarsa ne olur bilmiyorum (gülüyor). Ferdinand olurdu santrafor. Sergen’i, Zago’yu unutmamak lazım. İbrahim Üzülmez olur. Giunti’yi seviyorum. Fabian Ernst.

 

EK : Beşiktaşlılar’dan soru isterken öyle garip sorular geldiki. Mesela “antibiyotik vücuda zarar mı?” sorusu bile geldi. Beşiktaşlılar’ın kafası çok farklı çalışıyor. Beşiktaşlılar neden böyle?

BC : Aykırı insanlarız biz. Sorgulayan, araştıran, merak eden, hayata karşı isyan, başkaldırı halinde olan bir ruh halimiz var. Değişik bir zekamız var. Mizahi yönü de çok güçlü Beşiktaşlılar’ın. Çok ciddi bir ortamda, panel ya da söyleşide soruların içinde mizahi taraf hep vardır. Ve hepsi birer bestekar, hepsi birer söz yazarıdır. Hepsi usta bir müzisyendir aslında.

 

EK : Unutamadığınız maç?

BC : Unutamadığım en yakın maç Liverpool maçı. Kadıköy’de ki 3-4’lük Pancu’nun kaleye geçtiği Fenerbahçe maçı. Benim de gittiğim AliSami Yen yıkılmadan önceki Galatasaray derbisi. Inönü’deki Olcay’ın son dakikada attığı golle kazandığımız Fenerbahçe maçı. Trabzon’u yenemediğimiz ama futbolcularımızın hepsinin kendini yerlere attığı berabere biten maçımız. İnanmışlığın fotoğrafı diye de yayınlanmıştı. Van için atkıların sahaya atıldığı maç. Bu maçları unutamadım.

 

EK : Tribün şiddetinden dolayı derbi maçlarda deplasman takımı taraftarlarının sahaya girememesi devam ediyor.

BC : Bu bizim eksikliğimiz değil bence. Futbolu idare eden, emniyeti sağlayan insanlar gerekli önlemleri alırsa niye gidemesin ki? Ben gidiyorum, onlar da gelebilirler. İstenirse her türlü emniyet sağlanır. Oraya taraftar almamak çözüm değil. Aksine oraya taraftar almak futbolun güzelliği. Rakip taraftara deplasman yasağına katılmıyorum. Futbolu yönetenlerin bu güzelliği yeniden sağlaması lazım. Hatta taraftar sayısının da arttırılması lazım. Sen gerekli önlemleri aldıktan sonra bunun ne zararı var? Ben cezai yaptırımlar yapılmıyor diye düşünüyorum. Ankara’da bir maça gitmiştim. Bizim tribünden birisi çok içmiş, tellere tırmanmış, soyunmuş, bizim tribünden herkese bağırmıyorlar diye söyleniyor, küfür ediyor. Gittim yanına ‘bir insana küfür etmen doğru değil heleki bir Beşiktaşlı’ya sen nasıl küfür ediyorsun?’ diye sordum. Onu oradaki güvenlik görevlilerine ‘bu adam alkollü ve küfür ediyor’ diye şikayet ettim hiçbirşey yapmadılar. Bence denetimsizlik en büyük problem. İsteseler kim küfür ediyor, kim şiddet yapıyor bunu bulabilirler. Avrupa’daki gibi ağır cezalar gelirse bence başarırlar. İngiltere’deki holigan dediğimiz insanlar sahanın dibinden maçı izlerken içlerinden birşey atmak ya da küfür etmek geçmiyor mu sanki? Ama cezalar okadar ağırki yapmıyorlar. Demekki ceza çok ağır olursa caydırıcılık sağlar.

 

“BEN BEŞİKTAŞ’LIYIM!”

İlk soruya tekrar döneyim. Ben başka bir takım taraftarı değildim. Sosyal medyada Birol Galatasaraylı, Fenerbahçeli diye söyleniyor. Ben Beşiktaşlıyım. İsteyen istediğini desin Allah biliyorki ben Beşiktaşlıyım. Çok da umurumda değil ne dedikleri. Benim annem babam biliyor, ben biliyorum. Allah biliyor. Yetiyor bana.

 

MARŞLAR HEPİMİZİN

EK : Son olarak eklemek istedikleriniz varsa onları alalım.

BC : Marş yapıyorum diye bu benim marşım diye hiçbir zaman söylemedim. Herzaman yaptığımız marşlar bir yerlerde dinleniyorsa ve taraftarımızı mutlu ediyorsa ne mutlu bize. Bu marşlar nedeniyle bir çocuk bile Beşiktaşlı oluyorsa ne mutlu bize. Marşların hiçbiri benim değil marşlar hepimizin. Nasılki Beşiktaş bizimse, bu forma bizimse bu aşk bizimse marşlar da bizimdir. Inşallah nica marşlar yazar hep birlikte söyleriz..

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları