“Bursaspor, Bu Kentin Kültürlerini Buluşturan Ortak Bir Değer”

0 Yorum

“Bursa’da bir eski cami avlusu,/Küçük şadırvanda şakırdıyan su;” diyerek başlar Tanpınar; “Bursa’da Zaman” şiirine. Röportajlarımızın bir yenisini Bursa’da gerçekleştirdik. Şahane bir Bursa gezisi ve Ümit Karaefe’nin muhteşem ev sahipliğinde, Bursa basınının iki önemli ismiyle bir araya geldik. Bursa TV’de “ Güne Veda” programının sunucusu Ali Mollasalih ve Olay Gazetesi Köşe Yazarı Selahattin Adıgüzeller ile, Bursa gezimiz esnasında çok tatlı bir sohbetin içinde bulduk kendimizi. Bol kahkahalı sohbetin hakim olduğu röportajda, Bursa basınının 2 önemli ismiyle Bursa’yı, Bursaspor’u, referandum sonuçlarını ve Bursa’da gazeteci olmayı konuştuk.

Röportaj: Uğur Temel – Ercan Deniz Küçük

UĞUR TEMEL (UT): Öncelikle bizi misafir ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

ALİ MOLLASALİH (AMS): Bursa insanın kendisini misafir olarak hissettiği değil, ev sahibi olarak hissettiği bir şehirdir. Onu siz de hissetmişsinizdir zaten.

“BURSA’DA GAZETELER İSTANBUL GAZETELERİNİ ARATMAZ”

ERCAN DENİZ KÜÇÜK (EDK): Bursa basınını konuşarak başlayalım. Sizler Bursa basınını nasıl değerlendirirsiniz?

SELAHATTİN ADIGÜZELLER (SA): Bursa basını için Küçük Bab-ı Ali tanımı vardır. Gerçekten de öyledir. İnsan gücü ve teknolojik açıdan da öyledir. Tiraj anlamında da öyledir. Bursa basını iyi bir yerde.

AMS: İstanbul olmasa Türkiye’de Bursa’yla rekabet etmek imkansız. Sayı itibariyle değil, Anadolu’da da çok gazete vardır. Bursa’da gazeteler İstanbul gazetelerini aratmaz. Anadolu’da siz bir yerel gazete aldığınız zaman mutlaka bir ulusal gazete de almak istersiniz. Ama bizim gazetelerimizde yerel gazete havasını göremezsiniz. Manşet Türkiye gündemidir. Yereli bulamamaktan şikayet edebilir okur.

SA: Baskı kalitesi anlamında da bu böyle.

UT: Peki gazetelerin tirajları ne durumdadır?

AMS: Mesela Olay Gazetesi on binlerin üzerindedir.

SA: İlk sırada Olay Gazetesi geliyor. Hafta sonları Bursaspor’un maçları olduğunda, özellikle galip geldiğinde tiraj ikiye katlanır.

AMS: Trabzon’da belki daha fazla satılıyordur. Orada öncelik spor. Ama burada gazeteleri binaları, insan kalitesi, çalışan personel sayısı anlamında baktığınızda İstanbul’daki ana medya haricinde diğerleri buranın gerisindedir. Olay’da kaç kişi çalışıyor Selahattin Abi?

SA:Olay’da 300’ün üzerinde insan çalışıyor. Bunun içinde radyo, tv ve internet de var.

AMS: Bizim Bursa TV’de de 60-70 çalışan var.

SA: Bursa’da çoğu gazeteden öte medya grubu şeklinde.

“BURSA’NIN TAŞI TOPRAĞI HABER!”

UT: Selahattin Abi siz mizah yazarısınız ve iki tane de kitabınız var. “Yazmışım Anısını Bu Medyanın” ve “Bursa’nın Ufak Tefek Aşkları”. Bir mizah yazarı olarak Bursa’da size çok malzeme çıkıyor mu?

SA: Çıkıyor tabii. Bursa’nın taşı toprağı haber!

AMS: Taşla aşkı nasıl bir araya getirdin?

SA: Özel bir mesajı yoktu, bir kelime oyunu bir espri olarak yaptım. Doğma büyüme Bursalıyım ben. Bursa’ya aşık bir insanım. Malzeme çok. Muhabirken bizi habere gönderen haber müdürü ağabeylerimiz bize “Ayağınıza taş takılsa haber yapın.” derdi. Her olaya haber gözüyle bakıyoruz.

AMS: Abi senin şu süpürge haberin vardı.

SA: Var var. Anılarda hepsi var. “Unutamadığın anılar var mı?” diye soruyorlar, ya ben de “Var, onları bir toplayayım da benim de aklımda kalsın.” dedim. Çünkü hard disk yavaşlıyor artık 🙂 o amaçla da yazdım. Bursa’nın kendisi bir maden. İşlemeyi bilmek lazım.

UT: Ali Abi siz her akşam Bursa TV’de bir saatin üzerinde bir program yapıyorsunuz. Konu sıkıntısı çektiğiniz hiç oluyor mu?

SA: Yetmiyor ona 1 saat 🙂

AMS: Arkadaşlar çok baskı yapıyorlar “Eve gideceğiz.” diye 🙂 Türkiye’de konu sıkıntısı olmadığı için olmuyor. Burası bir İskandinav ülkesi değil, Norveç değil. Burada her gün bir konu var. “Referandum bitti, ne yapacağız?” diye düşünmeye gerek yok.

SA: Yazarken de bir konu geliyor, konudan konuya atlıyorsun.

AMS: Bizimkisi de daldan dala. Arkadaşlar da sağ olsunlar hazırlıyorlar. O nedenle öyle bir sıkıntı yok.

SA: Bize de soruyorlar. Türkiye’de yazmaya konu bol. Ama önemli olan o konuyu işlemek, okutabilmek, izletebilmek…

GAZETECİ ÇANTASI YERİNE MİLLİ PİYANGO ÇANTASI

EDK: Hani hep diyorlar ya “Nerede o eski günler?” diye. Sizin Bursa’da “Eski günler güzeldi.” dediğiniz şeyler oluyor mu?

AMS: Şu anda Kozahan’dayız mesela. Eski Kozahan neydi be?

SA: “Her yaşın kendine özgür bir güzelliği var.” derler ya, her dönemin de kendine has güzellikleri vardır. Döneme göre değerlendirmek lazım. Belki 5 sene sonra buraya geldiğimizde bu anı değerlendireceğiz. Neydi o günler diyeceğiz yine! Eskiye özlem duyduğumuz şeyler de var. Güzellikler de var ama gelecek daha güzel! Örneğin şu anda yaptığımız röportaj tekniğini 5-10 sene önce yapamıyorduk.

AMS: Nasıldı o zaman abi?

SA: Gazeteci çantası bile yoktu doğru düzgün! İlk maaşımla çanta almıştım. Ama yanlışlıkla Milli Piyango çantası almışım. 🙂 Yolda bana “Bilet var mı, liste var mı?” diye soruyorlardı. Niye sorduklarını anlamıyordum. Meğer Milli Piyango çantasıymış. Adliye muhabiriydim ben. Adliyenin orada Atatürk Anıtı var. Törenler olurdu bazen, gönderirlerdi beni. “Hatıra fotoğrafı çekiyor musun?” diye soruyorlardı bana. O günler de güzel günlerdi.

AMS: Eskiden fotoğraf çekilmek de büyük bir şeydi.

SA: Parça film kullanırdık. İçinde kaç kare var bilmiyorsun. Karambole çekiyorum, tak, bitiyor olmadık yerde. Bir gün adliye muhabiriyken serumlu bir kadın geldi, hastaneden getirmişler. Eşinden boşanıyor. 2 tane abisi var. Yeni muhabiriz, haber atlatacağım. Çekeceğim fotoğraflarını, abisi anladı hemen. Makinem de kütük gibi bir şey. Ben hazırladım kendimi. Ayakkabımın bağcıklarını da bağladım. “Çekme döverim seni.” dedi. Öyle deyince tahrik oluyor insan, basın özgürlüğü var ülkede sonuçta 🙂 Merdivenlere soteledim kendimi. Şimdi olsa telefonla ruhu duymadan çekersin, ama o zaman öyle değil.  Flaşı da ayarladım. 2 kare çektim, topukladım. Arkamdan kovaladılar. Belki 3-4 km kovaladılar beni, yakalayamadılar. Yakalasalar kesin basın şehidiydim ya da gazisi!

AMS: Ayakkabıları bağlamasaydın 🙂

SA: Bağlamasam kesin yakalanırdım. 🙂 Geldim gazeteye soluk soluğa. Yazı işleri müdürüne anlattım, “Süper haber var.” dedim. “Hemen ver karanlık odaya.” dedi. O zaman filmler karanlık odada yıkanıyordu. Verdim filmleri, çay söyledim. Haberi yazacağım, çayı içiyorum, karanlık odadan aradılar. Dediler “Makinede film yok.” Film bağlamayı unutmuşum. Dedim “İyiki dayak yemedik bari.” Müdür dedi ki “Git bir daha çek.” Dedim “Abi bir daha nasıl çekeyim?”

Şimdi gelinen noktada ruhu bile duymuyor insanın fotoğraf çekilirken. Fakat haberin değeri kalmadı artık. Bizim yaptığımız haber ertesi gün gazetede çıkıyor, okunuyordu. Şimdi haber 5 dakika sonra sosyal medyaya çıkıyor. Akıllı cep telefonu olan herkes muhabir. Bir olay oluyor anında görüntüye çekiyor. Bir gün sordum “Ne yapacaksınız bunu?” diye. “Abi gazetelere, televizyonlara satıyoruz.” dedi. Satılıyor mu, bilmiyorum da.

“EŞEK TEPTİ, GÖZÜNDEN OLDU”

AMS: İlk haberini hatırlıyor musun? Onu gazetede görünce ne hissettiniz?

SA: İlk haberim benim asparagas haberdi. Kitabımda da var. Başladık mesleğe, bize hayali haberler yazdırıyorlar. Bir gün haber müdürü arşivden siyah beyaz bir fotoğraf verdi. Gözü bantlı yaşlı bir amcanın fotoğrafı. “Al, buna haber yaz.” dedi. İsim misim hiçbir şey yok. İsminden tut, köyüne kadar her şey yalan. “Eşek tepti, gözünden oldu.” diye başlık attım. Ben, beni yetiştirmek için yazdırdılar, gazeteye koymazlar sandım. Ertesi gün bir baktım gazeteye, göbekte benim haber. İmza da atılmış. İnegöl’den arıyorlar, “Burada böyle bir köy yok, böyle bir adam yok.” diyorlar. İlk imzalı haberim o oldu benim.

UT: Kaç sene oldu Selahattin abi?

SA: Ben 87 Eylül’ünde başladım. 95’e kadar muhabirlik yaptım. 95’ten sonra yazarlığa geçtik. Bir dönem Milliyet ve Güneş Bursa bürosunda çalıştım. Sonra yerel basına döndük. İlçe haberleri müdürlüğü, sayfa editörlüğü hatta arada reklam metin yazarlığı da yaptım.

UT: Muhabirlik mi köşe yazarlığı mı daha iyi?

SA: Eskisi kadar saygınlığı kalmasa da köşe yazarlığı konum itibariyle daha güzel. Fakat muhabirliğin heyecanı çok başka! Muhabirken de haberlerimde mizah tadı olurdu, yazarlıkta da bu geleneği sürdürüyorum, hayata bakışım böyle ne yapayım!

AMS: Başına bir şey gelmedi mi o mizahtan?

SA: Geldi, adamın biri tazminat davası açtı. Bir kamu hastanesinde koruma derneği saymanı bağış makbuzlarıyla kaçmış. Bana bilgiyi veren de hastanenin başhekimi olan arkadaşım. “Yaz bunu.” dedi. Ben de mizahçıyım, Uğur Dündar gibi araştırma haberleri yapamıyorum. Yazdım ben de. Orada bir cümle var “Malı götürmüş” diye. Hakim avukata “Malı götürürken yanında mıydı?” demiş. 50 bin liralık dava açmış aranan vatandaş bana. Dava Yargıtay’dan döndü. Malı götürenlerin yanında olsak, ne işimiz var bu meslekte! 🙂

EDK: Ali Abi sen kaç yıldır televizyoncusun ve ilk yaptığın programı hatırlıyor musun?

SA: Ali’yle ilgili ben söyleyeyim. Ali’yi aslında biraz biz bulaştırdık. Ali siyasetteyken çok güzel basın toplantıları düzenliyor, tiyatral gösterilerle süslüyordu. Ulusal basında da haber oluyordu. Oradan bulaştı gazetecilik kurdu. Maşallah iyi de gidiyor.

AMS: Manşete çekin bunu 🙂 Bu meslekle ilgili şöyle bir durum vardır: Vardır içinizde de, bir an sizin önünüze bir imkan çıkar ve başlarsınız. Sanatçılara sorduklarında daha çocukken almışım elime mikrofonu diye. Lisede de ben sınıf gazetesi çıkarırdım. İnsanlara selam vermekten utandığım dönemde yazı yazdım. Ben Batı Trakya göçmeni olduğum için, Sadık Ahmet -rahmetle analım- onun Balkan diye bir gazetesi vardı. Dostluk ve Eşitlik Partisi’nin yayın organında ben köşe yazıları yazıyordum. Alt yapım vardı.

SA: Şemsettin Şen vardı bizim -rahmetle analım-. O da eski sosyal demokrat, geçmişte CHP il başkanlığı yapmıştı. O siyasetten kopup televizyonculuğa el attı, çok da sevdi, çok da iyi işler yaptı. Bursa’yı organ bağışında bir numaralı yaptı. O “Ben televizyonculuğun, gazeteciliğin bu kadar güzel olduğunu bilseydim hiç siyasete girmezdim.” derdi.

AMS: Ama haklıymış.

“OO SELAHATTİN BEY SIRÇA KÖŞKLERİNİZDEN ÇIKMIŞSINIZ”

EDK: Normalde gazetecilikten siyasete geçiş olur. Bursa’da siyasetten gazeteciliğe geçiş var sanki.

AMS: Her ikisi de var bizde. Çok öyle siyasetten gazeteciliğe geçiş yapan yok. Çok da hoş karşılanmıyor.

SA: Geçmişte birkaç gazeteci vekil olmuş. Günümüzde gazetecilere pek o şansı vermiyorlar. İşte ben önümüzdeki dönem 18 yaş kontenjanından deneyeceğim şansımı. Olursa inşallah 🙂 Ali deneyeyim mi şansımı?

AMS: Biz alırız programa 🙂 Ben şunu söyleyeyim. Bab-ı Ali dediğiniz toplumdan kopukturlar. Bursa’da öyle değildir. Selahattin Abi olsun, Ahmet Emin olsun, Yüksel Baysal olsun, Mehmet Ali Yılmaz olsun toplumun içindedir ve siyasetle iyi hukuk ilişkileri vardır Bursa’da. Gazeteciyle şehrin önemli insanlarının diyalogları da vardır. İstanbul’da mümkün değil. Gökdelenlerin içinde sıkışıp kalmıştır gazeteciler. Onların toplumla diyalogları yoktur. Benim siyaset yaptığım dönemde Selahattin Abi mizah yazıyordu. Ben Saadet Partisi’ndeydim. Nasıl haber olur noktasında arkadaşlarla tartışırken basın toplantılarını dikkatli hale getirebilmek için bir takım çabalara girdim. O zamanlar Selahattin Abi’nin bana çok ikazı olmuştur. Onu dikkate almışımdır. Aman bu işin dozunu iyi ayarla diyordu. Çünkü biz tiyatral da yapıyorduk. O ayarı tutturmuşsak Selahattin Abi’nin o ikazlarındandır. Ben de bunun için teşekkür ederim kendisine.

SA: Biz halkın içindeyiz. Ben hep toplu taşımayla gazeteye geliyorum. Hatta bir gün durakta bekliyorum. O gün de ev kirasını ödeyememişim, sinirliyim. Bir okur geldi yanıma, baktı baktı, “Oo Selahattin Bey sırça köşklerinizden çıkmışsınız, halkın arasına karışmışsınız.” dedi. “Sırça köşk derken, ne diyorsun?” dedim. “Ya siz halkın arasına karışır mıydınız?” dedi. “Ben hep halkın arasındayım ya. Kirasını ödeyemedim sırça köşkün, onu düşünüyorum.” dedim. Yani halkın arasındayız. İyi de oluyor. Ben çok Bursaray’da çok maceralar yazmışımdır. Yanımda Ümit kardeşim var, iyi bir okurdur. O da onu hissediyordu o sıcaklığı.

“ALLAH RAZI OLSUN KIZIM”

AMS: Okurlarla bir araya gelmek tatlı oluyor değil mi?

SA: Olmaz mı ya. Oturduğumuz bu Kozahan’daki bir hikayemi anlatayım. “Bursa’nın Ufak Tefek Aşkları” kitabını bir okur bulamamış. Aradı beni telefonla. Bir genç kız sesi. “Kitabınızı çok almak istiyorum ama bulamadım.” dedi. “E gel gazeteye ben sana vereyim kardeşim.” dedim. “Ben orayı bulamam.” dedi. “Bir yerde buluşsak…” dedi. Askerde nişanlısı varmış, ona kitaptan yazılar gönderecekmiş. Sosyal medya yok o zamanlar. Bizim yazılardan sevgililer bayağı nasiplenmişti o dönemler. Benim hafta sonları aşk üzerine yazılarım vardı. Şimdi artık ihtiyarladık aşk üzerine yazamıyoruz. Kozahan’da buluşalım dedik. Bekliyorum çayı da söyledim. Bir genç kız geldi, beni gördü gülerek gelmeye başladı. Dedim herhalde o kız. Masanın başına geldi ve birden 90 derece döndü, yüzü kıpkırmızı bir renkle, yan masaya gitti oturdu. Kaldım böyle ayakta. Bekledim bekledim, döndüm gittim sonra. 10 dakika sonra telefon; o kız arıyor. “Ya Selahattin Bey, kusura bakma.” dedi. Kızdım ben de. “Gelmeyeceksen neden beni ağaç ediyorsun?” dedim. “Masanıza doğru gelip de dönen bendim.” dedi, “Son anda yan masada nişanlımın ailesinin oturduğunu görünce döndüm. Masanıza otursaydım muhtemelen ikimiz de yoktuk bugün.” dedi. “Allah razı olsun kızım ya.” dedim. Ne evdeki hanıma ne de okurlara anlatamazdım. “Çapkınlık yaparken gitti.” diye yazardı basın!

UT: Ali Abi siz eski siyasetçisiniz. Bir referandum sürecinden geçtik. Bu süreci Bursa yerelinden nasıl okumak gerekir?

AMS: Biz o süreçte programlar yaptık. Yaklaşık 15 gün boyunca her akşam 6 konukla ciddi programlar yaptık. Bizim konuklarımız “evet” cephesindendi. Ama “hayır” cephesinin sözleri de konuşuldu, değerlendirildi. Onlara da yer verdik. Bence Türkiye seçim konusunda başarılı bir ülke. Bugüne kadar 1950’de çok partili hayata geçişimizden beri hem katılım oranları itibariyle de böyle. Avrupa’da seçimlere katılım oranları %40’lara kadar düşüyor. Türkiye’de hala toplumun ülkeyle ilgili bir meselede karar vermede sandığa gitme iradesinin yüksek olması çok sevindirici. Demokrasinin güzel tarafı bu. Referandum sürecindeki bazı tartışmalar gerginlikler “Benim oyumdan ne olur?” diyen seçmeni de sandığa götürdü. Türkiye bence seçimi olgunlukla geçirdi. Sonuç kesinleşti. Hayır da çıksaydı bu milletin iradesine herkesin saygı duyması lazım. Bence CHP süreci bu şekilde yöneterek fırsatı kaçırıyor. CHP açısından %48.5’luk bir blok ve bundan sonraki süreçte sistem değişikliğiyle beraber Türkiye 2’li bir sisteme geçeceği için CHP’nin burada oyunu %50’lerin üzerine taşıma fırsatı vardı. Ama referandum tartışmaları, tanımıyoruz açıklamaları, sokak çağrıları hayır cephesine oy veren insanları bile rahatsız ediyor. CHP açısından gerginlik olduğu zaman bu blok kaybediyor. Cumhuriyetin en eski partisi ve insanların kafasın cevaplanması gereken sorular var. 48.5’luk bloğu daha yukarıya taşımak için bu dili daha merkeze taşıyarak sürdürmesi gerekirdi diye düşünüyorum. 2019 Türkiye’de Ak Parti’nin ya da Tayyip Erdoğan’ın çantada keklik bir seçim olmayacağını gösterdi. Millet dedi ki “Benimle kim daha güzel konuşursa, beni kim daha iyi ifade ederse ben onla birlikte yürüyebilirim.” dedi. Ama klasik CHP bunu okuyamadı bana göre. CHP’nin içerisindeki bir takım isimler 48.5’u daha da aşağıya çekiyorlar. Denize dökeriz cümlesi olmasa bugün belki başka bir şeyi konuşuyorduk. Bırakın da vicdanlarda kazanın. Türkiye’de buna müsaade etmiyorlar.

UT: Peki CHP ne yapmalıydı? YSK’nın son dakika kararı var. CHP itiraz etmemeli miydi?

AMS: “İtiraz etmesin.” demiyorum. İtiraz edersiniz, sonra da döner “2019’da seçim var. Biz 2019’a kadar aynı dille, aynı üslupla devam ediyoruz. 2019’da bunun hesabını milletle beraber soracağız sizden.” dersiniz. Ama bugün “Tanımıyoruz, sokağa gelin.” vs çağrıları… Bunun bir karşılığı yok. Çünkü bu seçimlerde oy çalındığıyla ilgili bir iddia da yok. Sandıklarda CHP’li de var Ak Partili de var. Sandıklar boş olsa tamam. Mühürsüz zarflardaki oyların ne kadarının evet ne kadarının hayır olduğunu bilen var mı Allah aşkına?

SA: Her seçim sonrası çıkıyor bu tür söylentiler. Çöplerden oy pusulalarına çıktığına dair haberler…

AMS: CHP 1946’dan beri her seçimde itiraz etmiş. Onda da gizli sayımmış. Hayır aslında %48.5’la o akşam moralli çıkmış olabilirdi 2019 için. Türkiye’de siyaset artık bölünmüş değil. Türkiye’de 29’la, 35’le, 39’la iktidar olma döneminiz bitti. %50+1.Bunun yolu bu toplumun hoşuna gitmeyecek çağrılardan uzak durmak.

SA: Dünyada artık sağ-sol diye bir kavram da kalmadı ki. Zengin-yoksul var artık…

“SAADET PARTİSİ HAYIR CEPHESİNİ MEŞRU HALE GETİRMİŞTİR”

UT: Referandum sürecinde evetçi ve hayırcı olarak gözüken partilerin AKP ve CHP’ye katkısı sizce nedir?

SA: Bence beklenilen ölçüde olmadı katkı. Özellikle MHP tabanından…

AMS: Vardır. Saadet Partisi’nin oyu yok. Ama Saadet Partisi hayır cephesini meşru hale getirmiştir. O cephede yer almasaydı bu seçimlerde Ak Parti ve MHP bloğunun eli çok daha güçlü olacaktı. Ama Saadet Partisi o cepheye meşruiyet kazandırdı. Aynı şekilde Doğu Perinçek evet cephesinde yer alsaydı o da evete meşruiyet kazandırırdı. Bir oy katkısı olmasa da. Bir de demokrasi falan diyoruz. CHP’liyse o AK Partiliyse o diye düşünmek de yanlış. Referandum süreci bu.

SA: Bir genel seçim havasına sokuldu yine. Recep Tayyip Erdoğan’ı sevenler sevmeyenler noktasına getirildi.

AMS: Abi katılır mısın, bilmiyorum; ama hani diyorlar ya gerginlikler var diye. Camide namaz kılanlar arasında, evet de diyen var hayır da diyen var. Oturuyorlar birlikte çay içiyorlar. Kahvede adam oyun oynarken beraberler. Siyasetçiler bu ülkeyi kendileri geriyorlar. Yoksa toplumda öyle bir gerginlik yok.

SA: MHP’nin seçimlerdeki oy oranına bakınca evetin %61’lerde falan çıkması gerekiyordu. Farklı çıktı.

AMS:Eveti de öyle demoralize etmeye çalışıyorlar. %61’den 51’e düştü diye. Halbuki iş öyle değil. Bu bir referandum. Tayyip Erdoğan bu seçimlere Cumhurbaşkanı adayı olarak girseydi, bu oy daha yukarılarda olurdu. Ama referandum başka bir şey. Çünkü kaygılarınız var haklı olarak. Vatan mı bölünecek, daha mı iyi olacak?

SA: Bence oy oranlarının yakın çıkması iki taraf için de çok iyi oldu. İki taraf da kendine bir çeki düzen verir, baskı unsuru oluşmaz.

AMS: %65-35 gibi bir sonuç olsaydı 2019’un anlamı kalmazdı, değil mi abi?

ERDOĞAN’IN RAKİBİ KİM OLACAK?

UT: 2019’da Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına kim çıkarsa şansı olabilir?

AMS: Ben Selahattin Abi çıkmasın diyorum 🙂

SA: Ben 18 yaş kontenjanından milletvekili olmak istiyorum. Başkanlık zor iş!

AMS: Benim kendi siyasi tecrübelerime göre bundan sonraki süreçte isimler üzerinden konuşmak doğru değil. Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına kim çıkar? O çok önemli bir figür, çok büyük bir lider. Büyük bir siyasetçi. Türkiye’ye gelmiş siyasetçilerin içinde önemli bir siyasetçi. Bu ülkede 15 yıldır iktidar. Genelde Özal, Demirel vs oylar düşmüştür. Tayyip Erdoğan bunun tam tersidir, oylarını yükseltmiştir. Ülkede gelişmeler de var ama siyasi figür olarak da başarılıdır. İnsanlara hitabeti çok başarılıdır. Onun karşılığı Kılıçdaroğlu mudur? Değildir. Türkiye 80 milyon bir ülke. Yeni isimler, yeni liderler çıkar. Ama şu kesin: Türkiye artık eskisi gibi çok keskin bir siyasetin ülkesi olmaz. Türkiye’de bundan sonra %50’yi alacak bir lider toplumun inançlarıyla değerleriyle, bu milletin ortalamasıyla barışık olmak zorunda.

SA: Bu durum “Türkiye Batı’dan kopuyor mu?” kaygıları da yaratır gibi oldu. İnşallah demokratik ve ekonomik açılımlarla bu kaygılar bertaraf edilir.

AMS: Onlar geçici. 15 senedir Batı’da ne liderler geldi, geçti. Türkiye’nin yönü zaten Batı’ya dönük. Bu ülkede “Batı’dan kopalım, Batı’yla tüm ilişkileri bitirelim.” diye bir referandum yapılsa sonuç ne çıkar Allah aşkına? Kim destekliyorsa desteklesin. Bu ülke Osmanlı’yla beraber Batı’yla ilgilidir. Türkiye’de Batı’yla ilişkiler seçim dönemlerinde gerilir, sonrasında rayına girer.

“BURSA, SPOR KENTİ”

EDK: Siyasetten kopalım. Bursaspor’u konuşalım biraz da. Bursaspor, TrabzonSpor’dan sonra Anadolu’dan çıkan tek şampiyon. Bu sezona baktığımızda BursaSpor’u başarısız görüyoruz. O sezon olup da bu sezon olmayan şey ne?

SA: O sezona kadar bütün enerji birikmişti. Hani depremlerde olur ya enerji birikir birikir patlar. Şehir olarak da kulüp olarak da o enerji boşaldı. Ondan sonraki sezon maçlara gidiyorduk; millet laylaylom. Takım yenilse de umurunda değil, nasılsa şampiyon olmuşuz. Onun vermiş olduğu rahatlık oldu. Bir de şampiyonluğun verdiği bir şımarıklık oldu. Transfer politikalarında hatalar yapıldı. Şampiyon kadro çok çabuk dağıtıldı. Taraftar-kulüp-şehir kenetlenmesi olmadığı zaman olmuyor, bir ayağı eksik oluyor. Ben Sivasspor’un iyi gittiği bir sezon deplasmana gittim. Bursaspor’u yense iddiası artacak. Gittik, şehirde hiçbir şey yok. Hava yok. O sezon Bülent Uygun hava yaratılsın diye takımı çarşının içinden geçirmiş, dönüp bakan olmamış. Ruh birlikteliği olmayınca başarı gelmiyor.

AMS: Bursa, spor kenti. Buranın taraftarı başka şehirlerin taraftarlarına benzemez. Bursa taraftarıyla ilgili fanatizmi öne çıkartırlar; ama bu yanlıştır. Bursa taraftarını bir maçta izleyin; maça hükmeder. Hoca görmeden oyuncuyu görür, müdahale eder.

BURSASPOR-BEŞİKTAŞ GERGİNLİĞİ

UT: Genel Yayın Yönetmenimiz Ercan Deniz Küçük hasta Beşiktaşlıdır. 🙂  Bursa-Beşiktaş kavgası ne olur? Ne zaman biter?

SA: Kavga bitti, kırgınlık sürüyor hafiften, o da zaman içinde. Benim sülalem Beşiktaşlı. Bir tek ben Bursasporluyum.

EDK: Ben Bursa’da Beşiktaş formasıyla gezsem?

AMS: Ya siz de gezmeyin 🙂

SA: Ben Bursaspor formasıyla Çarşı’da gezsem ne olur?

AMS: Bizim Beşiktaş’la yaşadığımız bir gerginlik o dönem Bursa yönetiminin valisinin de hataları oldu. İş sıcağı sıcağınayken “Biz o taraftarı buraya getiririz.” şeklinde bu şehre bir dayatma yaptılar. Bugün o dönemki vali tutuklu, o dönemki emniyet müdür tutuklu. Dayatma çatışmayı beraberinde getirdi. Beşiktaş’ın stadında Bursasporlulara saldırıyla başlamıştı o gerginlik.

Bursaspor burada birinci gündem. O gerginlik taraftar arasında olmamıştı. En son Beşiktaş taraftarı ile Bursaspor taraftarı birlikte maç izledi. O dönemde de yine bir el müdahale etmediği zaman bu toplum kırmızısıyla yeşiliyle mavisiyle hep beraber. O gerginlik sürecinde de bir el vardı. O elin neticesinde bugünlere geldi. Gerginlik de zaten eskisi gibi değil. Ama dayatırsanız bu şehir onu kabul etmez.

SA:Bursaspor bu kentin ortak bir değeri. Renkleri, kültürleri buluşturan bir değer. Bursaspor yenildiği zaman sanki cenaze çıkmış gibidir. Çarşıya gelin herkesin suratı asıktır. Ama kazandığı zaman da çok farklı olur.

AMS: O gerginlikler zaman zaman olur. Bursa taraftarı aslında Türkiye’deki bütün taraftarlarla barışık olan bir taraftır. Ankaragücü’yle böyle bir kardeşliğin olduğu başka bir kulüp var mı? Bizim stada 6.dakikada hala Ankaragücü diye tezahürat yapılır. Bu şehir Anadolu’dur, Balkanlar’dır, Kafkaslar’dır. Bursa kültürleri buluşturan bir şehirdir.

BURSASPOR’DA ŞENOL GÜNEŞ DÖNEMİ

EDK: Şenol Güneş Beşiktaş’tan önce Bursaspor’u çalıştırdı.

AMS: Hayata döndürdük onu. 🙂 Bursa’dan gitmesi hiç iyi olmamıştır. O dönemdeki yönetim hatasıyla gitmişti. Keşke gitmeseydi. Bursaspor tarihinin en keyifli en rahat maç izlediğimiz dönemleriydi.

SA: Fenerbahçe’ye 4 oyuncu verdik, Milli Takıma oyuncular verdik. Sağ olsun Şenol Güneş’in hakkını ödeyemeyiz. O da Bursaspor’un tabii!

UT: Ali Abi şiirlere devam ediyor musun?

AMS: Şiir güzel bir şey ya. Ben de iyi okuyorum, değil mi abi? 🙂

SA: İyi okuyorsun, evet. Benim “Bursa’nın Ufak Tefek Aşkları” kitabımda düz yazılarım vardı. Akif Oktay şiir programı yapıyordu. Benim düz yazılarımı okurdu şiir diye. Hatta bir yazım Can Yücel’e ait diye sosyal medyada dolaşıyor. Bir gün okurun biri “Abi sana harika bir Can Yücel şiiri gönderdim sana.” dedi. “O benim yazım ya.” dedim. Can Baba duysa kesin basardı küfürü.

EDK: Son olarak Enes Ünal’la ilgili sözlerinizi alıp bitirelim.

SA:Bursaspor’un alt yapısı örnek bir alt yapıdır. Çok futbolcu yetiştiriyor. Ama bu yabancı transfer politikası yüzünden birçok çocuk yetişemeden kayboluyor. Enes gibi Vakıfköy’e gitseniz ne değerler var orada. Enes de o değerlerden birisi. Bence Avrupa’ya gitmesi onun için oldu. Burada kalsa belki bugün kadroya giremiyordu.

AMS: Sadece Enes değil, Bursaspor’un yetiştirdiği Sercan mesela Türkiye’nin yetiştirdiği önemli futbolculardan birisiydi. Keşke İstanbul hayatını görmeden Avrupa’ya gitseydi. Bugün Ronaldo gibi örnek gösterilecek durumda olabilirdi. Enes için Avrupa’ya gitmesi çok faydalı olmuştur.

SA: Güzel bir röportajdı. Hayatımda Ali Mollasalih’in televizyon programından sonra en uzun konuştuğum program oldu. Açılma var bende! 🙂

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları