CHP İstanbul 3. Bölge Milletvekili Aday Adayı Yegâne Güley ile Söyleşi

0 Yorum

Umudunu asla yitirmeyen, kaçık hayaller peşinde değil, gerçekçi ama çobanlık yapmış birisi için bir hayli zor olan hayaller peşinde koştu. Umudunu hiçbir zaman kaybetmedi, hayalleri için her şeyi göze alıp bir umut yolculuğuna çıktı. Bu yolculukta, uzun uzun koştu ve kazandı. Çobanlıktan başarılı, avukatlığa, oradan insanlara umut olan bir siyasetçinin hikâyesidir Yegâne Güleyin hikâyesi.
1 Ocak 1972 yılında Ordu’nun şirin bir ilçesi olan Aybastı’da dünyaya geldi. İlkokulu Aybastı’da bitirdi. Lise eğitimini devlet parasız ve yatılı okul sınavlarını kazanıp İstanbul Kız Lisesinde tamamladı. Dadı olarak İngiltere’ye gitti. 1993 yılında Oxford Brookes Üniversitesi’nin Hukuk & Finansman ve Muhasebe bölümünü kazandı. Belediye bursu ile başlayan Oxford Brookes Universitesi macerası 1997 yılında iyi bir derece ile bitti. 1998 yılında Uluslararası Bankacılık ve Finansman Hukuk Masterini, University College London’ da tamamladı
2001’de New York Barosu Üyesi
2003 yılında İngiltere & Galler Solicitor Avukatlık Ruhsatı
2007’de İngiliz Virjin Adaları Karayipler Barosu Üyesi
2012’de İstanbul Barosu Üyesi oldu.
1998-2004 yılları arasında Shearman & Sterling, Norton Rose ve Fresfields Bruckhause Derringer Londra ofislerinde, 2004-2008 yılları arasında Ogier, İngiliz Virjin Adaları Ofisi gibi Dünya’nın önde gelen hukuk firmalarında bankacılık ve finansman hukuku üzerine çeşitli konumlarda çalıştı.
Tüm bunları kendi imkânlarıyla başardı. Okurken aynı zamanda üçüncü sınıf dediğimiz işlerde çalışmış, bunları yapmaktanda hiçbir zaman gocunmamış. Dedim ya çobanlıktan başarıya uzanan bir öykü onun hikâyesi. Asla pes etmemiş, yılmamış, yıkılmamış, her zaman hayallerinden güç almış. Şimdide umutları tükenen insanlara umut olabilmek için tüm gücüyle çalışıyor.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, AKUT, Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Buğday Derneği ve Doğa Derneği üyesi ve gönüllüsü.
Adım Adım Oluşumu Yönetim Kurulu Üyesi, Dağcılık Kulübü Üyesi, İngiliz Virjin Adaları Triatlon Federasyonu Başkanlığı, 1998’de University College London Lisansüstü Hukukçular Derneği Başkanlığı, Türk Derneği Kuruculuğu ve Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Ömrünü yardımı muhtaç insanlar için koşarak geçirmiş, engelsiz bir dünya yaratmak için var gücüyle çabalayan güçlü bir kadın. Mücadeleci kişiliği ile fark yaratan bir Türk kadını. İnsanlık için uzun bir yolda koşan, asla yorulmayan birisi, yol uzun koşulacak daha çok yolumuz var diyen, fedakâr bir insan. Sportif etkinlikler aracılığı ile kaynak yaratma konsepti ile otizmli çocuklar yararına Londra Maratonu’nu, UNICEF yararına New York ve Chicago Maratonlarını koştu. Kanserli çocuklar için 5 bin 895 metre yükseklikteki Afrika’nın Kilimanjaro Dağı’na tırmandı.  Türkiye’ye döndükten sonra da TEGV yararına koştu. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yararına Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışında yüzdü. Bunun gibi sayısız sosyal sorumluluk projelerinde yer ve görev aldı.

Anlayacağınız yıllardır kafamızda çizilen kalıplaşmış siyasetçi portresinde çok uzak bir isim. Genç, dinamik, başarılı, enerji dolu, her şeyden önemlisi umut veren bir aday. Özgürlük, demokrasi ve adaletten yana, kadınların, gençlerin, haksızlığa uğramışların daima yanında olmuş bir insan Yegâne hanım.

Yegâne Güley ile çok uzun ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Samimiyeti ve sıcaklığı yüzüne vuran insanlardandır Yegâne Hanım, doğrulttuğum tüm sorulara içtenlikle ve tüm samimiyetiyle cevap verdi. Şimdi gelelim bu güzel söyleşiye…

– İlk sorum sizdeki bu spor aşkı nereden geliyor olacak. Sorumun nedeni; sportif bir siyasetçi portresi, çizmeniz?

Ben köyde büyüdüm. İneklerin, koyunların, uzaklara kaçan hayvanların arkasından koştum, aileme ait hayvanların çobanlığını yaptım. Dağda bayırda büyüdüğümden dolayı bu sevgi bana yerleşmiş olmalı.

– Türkiye’ye neden dönme kararı aldınız?

Ben çok uzun yıllardır siyasetle ilgileniyorum, sevdiğim, benim kanımda olan bir şey siyaset.
Ben yurt dışında okurken de, Karayiplerde avukatlık yaparken de, bir gün Türkiye’ye dönüp, siyaset sahnesinde olacağımın hayallerini hep kurdum.
98’de dönmeyi düşündüm master eğitimim bitmişti, abim milletvekili aday adayı oldu DSP’den.
DSP ilk kurulduğunda üç tane belediye başkanı vardı Orduda , o belediye başkanlarından bir tanesi de abimdi, popüler bir belediye başkanıydı. O milletvekili olsaydı ben daha üniversiteyi yeni bitirmiş biri olarak gelecek ve onunla birlikte siyasete başlayacaktım.
Yani Türkiye’ye dönmemin nedeni kısaca bendeki siyaset aşkı, elimden geleni yapabilmek ve bir farkındalık yaratabilmek. İngiltere’den daha doğrusu Karayiplerden kalkıp gelmemin nedeni de bu…

–  Siyasete girme nedeniniz nedir?

Tatil cenneti Karayiplerde çok rahat bir yaşam sürerken, insan neden gelir Türkiye’de siyaset yapar, çokta kişinin aklının almadığı bir soru.
Ben hep hayallerimin peşinde koştum, ne kadar zor olursa olsun, ne kadar ulaşılmaz olursa olsun. Çok çalışırsam, çok çabalarsam hep olabileceğine inandım ki öylede oldu.
Birde şöyle düşünüyorum, dünyaya sadece gelmiş ve geçiyor olamam herhâlde değil mi?
Benim dünyaya gelmemin bir amacı bir gayesi olması lazım, yoksa ben çok rahat bir şekilde yaşamaya devam eder, o şekilde de dünyaya gözlerimi kapatabilirdim, ama o şekilde bir hayat çok basit ve gelmiş geçmiş bir hayat olurdu. Buda benim yaşam felsefeme ters olurdu.
Ben insanlığa, bu ülkeye, bir katkı, bir farkındalık yaratmak istiyorum, insanların hayatını kolaylaştırabilmek, değiştirebilmek, insanları daha iyi bir şekilde yaşatmak istiyorum. Yani Türkiye’de umutları söndürülmüş, umutları karartılmış insanlara yeniden bir umut olabilmek için siyasete girdim.

Türkiye’nin siyasi olarak neye ihtiyacı var?

Etik değerlere önem veren, idealist, gözü tok olan insanların siyasete girmesine ihtiyaç var Türkiye’de. Dürüst, rant için değil, toplum için siyaset yapan insanların siyasete girmesi lazım. Şimdi toplum için siyaset değilde prestij ve rant için siyasete giriyorlar. Bunlar yerine, halk kendileri için siyaset yapan siyasetçiler görmek istiyor kanaatimce.
– Demokrasi Türkiye’de nereye gidiyor?

Türkiye’de şu anda Demokrasi var denemez ve gerçekten tehlike altında demokrasi.
2011 seçimlerinde The Economist dergisi iki yazı yayımlamıştı, bir tanesi Ak Partinin yaptıklarını öven bir yazıydı, seçimlerde iki hafta kadar önce yayımlandı, seçimlerden hemen öncede ‘’ Demokrasi İçin Muhalefete Oy Verin’’ başlığı altında bir yazı daha yayımlandı.
Aslında çok doğru isabetli, düşünebilen insanların çok ciddiye alması gereken bir yazıydı. Şimdi bu cemaatçilerin ve yetmez ama evetçilerin kafası çalışıyor olsaydı, o zaman muhalefet partilerine oy verirler ve TBMM’ de Ak Partinin mutlak hâkimiyetini önlerlerdi. Böylecede demokrasiye hizmet etmiş olurlardı ama bunu göremeyen liberaller ve cemaatçiler Ak Partiye çalıştılar ve mutlak hâkimiyeti Erdoğan’ın eline altın tepsiyle sunarak ülkemde bugün hukukun, yargının, sağlıklı bir devlet mekanizmasında olması gereken bütün özelliklerini yok ettirdiler.
Son 4 yıldır demokrasi büyük darbeler yedi, adeta yok edildi.
Son dönemeçteyiz. Bu seçimlerde mecliste Ak Parti’ nin mutlak hâkimiyetini sonlandırmazsak demokrasi kavramı hepten kaybolacak, insanlarımız Türkiye’ nin kan gölüne dönüşmüş bir Ortadoğu memleketi olmasını izleyecek.

-Birçok baroya kaydınız var, en son İstanbul Barosuna kaydınızı yaptırdınız. Birçok ülkede avukatlık yapmış bir hukukçu olarak Türkiye’deki hukuk ne durumda?

Türkiye’de hukuk vahim durumda herkesin bildiği gibi, hele şuanda hukuk kesinlikle yok ve işlemiyor, işletilmiyor.
Kanunlar kişilere göre uygulanıyor. Ben şuanda insanların savcılıktan çağırıldıklarında gitmemeleri konusunda haklı olduklarını düşünüyorum, çünkü eğer başbakanın oğlu çağrılmış ve savcılığa ifade vermeye gitmemişse ki gazetelerde okuduk, televizyonlarda izledik, bunu vatandaşta yapabilmeli değil mi? Hukuk sistemi olan ülkede, kim olursa olsun, insanlar hukuk önünde eşittir.
Hukuk keyfi işletildiği için şuanda hukuk var diyemeyiz. Tamamen hukuksuz ve adaletsiz bir ülkede yaşıyoruz.
Hukuk eğitimi bazı üniversitelerde çok kötü, çok fazla apartman üniversitesi ve her apartman üniversitesinde hukuk fakültesi açıldığı için verilen eğitim ile hukukçuların niteliği düşürülüyor. Öğrencilerin analiz yeteneğini geliştirip, hukuku analiz etme, ona göre mesleklerini yapmaları yönünde bir eğitim verilmiyor. Analiz yeteneği olmayan kesinlikle ezbere dayalı bir hukuk eğitimi veriliyor. Ben İngiltere’de hukuk okurken sınavlarımız en az üç saat olurdu, 10 tane soru sorulurdu ondan 4 veya 5 tanesini seçerdin puanlamasına göre, her bir soruya 45dk ayırırdın güncel periyodik hukuk dergilerinden alıntılar yapman gerekirdi iyi bir not alabilmek için. Kısacası hukuk eğitimi çok vasat, vasat olduğu içinde vasat profesörler çıkıyor bunlardan biride Burhan Kuzu. Yani Burhan Kuzu gibi biri Anayasa Profesörü yetiştirmiş bir hukuk eğitimi var Türkiye’ de,  daha ne denir…
Eğitim ve eğitim sistemi hakkında çok konuştuk, tartıştık. Acilen yanlış eğitim politikalarının sonlandırılmasından, Türkiye’nin köklü bir eğitim reformuna ihtiyacı olduğundan, meclise çıktığında da birinci önceliğinin eğitim sistemine yönelik çalışmalar olacağından bahsetti.

-Türkiye’deki eğitim kalitesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Maalesef bir bakan çıkıp diyor ki;  ‘’ Bizden mucit değil, bizden çıksa çıksa ara eleman çıkar.’’
Şimdi devletin tepesinde, ülkeyi yöneten insanlar bu mantıkla ülkeyi yönetiyorsa zaten bizden mucit çıkması mümkün değil, çünkü eğitim sistemini o şekilde dizayn ediyorlar, yani sen düşünebilen, bir şeyleri icat edebilen bir eğitim sistemi değil, ara eleman çıkartabilecek bir eğitim sistemi kuruyorsun.
Yani bu zihniyet yüzünden ya imam olacaksın ya da ara eleman olacaksın, insanları onların üstünde bir yerde hayal edemiyorlar. Ak Partinin uzun vadeli politikası ucuz işçi ve ucuz asker gerektirdiği içinde, çok fazla kişinin iyi eğitim alıp, düşünebilen, analiz edebilen nitelikli birer birey olarak yetişmesini istemiyorlar, çünkü hayal ettikleri bir Türkiye için ucuz işçi ve ucuz savaşçı lazım bunun içinde maalesef eğitim seviyesini düşürdükçe düşürüyorlar.

Konuşurken konu birden eğitimli işsizliğe geldi. Atanamayan öğretmenler hakkında Yegâne hanımın çarpıcı tespitleri var. Buyurun bu tespitlere kulak verelim.

– Atanamayan Öğretmenler hakkında ki görüşleriniz neler?

Ben zaten atanamayan öğretmen terimini kabul etmiyorum. Atanamayan değil atanmayan öğretmen var. Çünkü devlet istese binlerce polis alacağına, binlerce eğitim almış öğretmeni polis yapacağına, onları öğretmen olarak atardı ve eğitim sisteminin daha sağlam, daha köklü ve iyi seviyelere gelmesini sağlardı. Dediğim gibi, devletin tek isteğinin ucuz asker ve işçi üretmek, düşünemeyen bir nesil üretmek ki yaptıklarını sorgulamayan bir nesil oluşsun. Onun içinde öğretmenleri atamıyorlar ama atanamayan diyerekte öğretmenleri yaftalıyorlar. Sen atanamıyorsun diyor,  böyle bir şey olabilir mi?
Dört sene okumuş, üstüne formasyon almış, KPSS’ ye girmiş 90-95 almış, hala diyorsun ki atanamıyorsun. Sen kadroyu aç ki atansın değil mi. Onun için bu atanamayan öğretmen doğru değil atanmayan öğretmen var. Bununda tek sorumlusu hükümettir, devletin yanlış politikalarıdır.

– Türkiye’de iktidardan çok muhalefet sorunu var diyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu söylem Ak Parti tarafından üretildi ve yayıldı. Çünkü kendi yaptıklarının hatalı olduğunu değil, muhalefetin onların hatalarını yeterince ortaya koyamadıklarını savunuyorlar. Biz yeterince muhalefet yapıyoruz ama basında, medyada, hiçbir yerde doğru düzgün sesimizi duyuramıyoruz, bundan dolayıda muhalefet çalışmıyor algısı oluşturuluyor. Bizim Ak Parti gibi, bilgisayar başında çalışan, onlar adına taglar açan ve muhalefetin her türlü çalışmasını karalayan maaşlı çalışanlarımız yok. Bize yalakalık için sabahtan akşama kadar lehimizde yayın yapan televizyon kanallarımız, gazetelerimiz yok. Bizim milletvekillerimiz muhalefet yapıyorlar ama topluma böyle bir algıyı vermişler. Bu algıyı da ancak daha fazla milletvekili sayısı çıkardığımızda, sesimizi daha gür bir şekilde çıkarabildiğimizde yıkacağız. Daha gür bir sesin çıkabilmesi için de, daha fazla Melda Onurlar, Şafak Paveyler, Özgür Özeller, daha fazla Aykut Erdoğduları meclise göndermemiz lazım.
Her istediği kanunu geçiren sayısal çoğunluğu elinde tutan bir partiye istediğin kadar muhalefet yap ne olacak ki?  Önemli olan sayısal çoğunluğumuzu arttırmamız. Muhalefetin iyi yapılmasını isteyen vatandaş ilk önce oyunu muhalefete vermeli, meclise yeterince muhalefet milletvekili göndermeli, o zaman görecek iyi muhalefet yapılıyor mu yoksa yapılmıyor mu?
Yalnızca televizyonlarda, radyolarda konuşularak, basın açıklamaları yaparak güçlü bir muhalefet yapılmaz. Meclise gelen yasa tasarısı görüşülürken kök söktürürsün, hatta komisyondan çıkmasını engellersin, tasarı Genel Kurul’ a geldiğinde geçmemesi gereken maddeleri geçirtmesin, bunun içinde tabi ki yeterli sayıda milletvekilinin olması gerekiyor. Şuanda mecliste çoğunluğa sahip Ak Partiye karşı tüm muhalefet vekilleri bir araya gelsede sayısal olarak her hangi bir şey etkileyemedikleri için muhalefet yapamıyorlar algısı oluşuyor.  Onun içinde vekil sayısının, mutlaka ve mutlaka AKP’nin mutlak çoğunluğunu yok edecek sayıda olması şart, çünkü muhalefetin demokrasiyi sağlıklı işletilebilmesi için vekil sayısının fazla olması gerekiyor.

– Elitleşen bir CHP’mi var?

Hayır. Kesinlikle katılmıyorum. CHP benim gibi Anadolulun bağrından kopup gelmiş insanlarla dolu. Altlarında Beyaz Audi ciplerle dolaşanlar AKP’ye oy verirken bu yaftayı, yinede biz yiyoruz.
CHP oylarını sahil ve zengin yerlerden alıyor gibi bir tablo var. Aslında bu bölgelerde eğitim seviyesi ve refah seviyesi yüksek. Yani bunun elitislikle bir alakası yok, eğitim seviyesi ve refah seviyesi ile bir ilgisi var.
Şimdi o ilçelere, illere baktığın zaman, neden oralardan oy çıkıyor düşünmek lazım. Eğitim seviyesi yüksek, gelir seviyesi yüksek, hayat standartları yüksek, dolayısıyla o insanlar için özgürlükler, insan hakları, sosyal haklar ve evrensel haklar daha değerli. Dolayısıyla Kadıköy, Beşiktaş gibi yerlerde yaşayan insanlar, basit ve zaruri ihtiyaçlarını karşıladıkları için onları düşünüyor. Yani onlar için önemli olan ne, özgürlükler. Özgürlükleri savunanda kim, sol ve CHP. Yani bunun elitislikle bir ilgisi yok, insanların ihtiyaç seviyeleri ile alakalı.
-CHP işçi sınıfına yeteri özeni gösteremiyor mu?

CHP işçi sınıfına çok önem veriyor, her zamanda yanlarında oluyor. Fakat işçi sınıfı kuşatılmış durumda, taşeron işçilikle söz sahibi olabilme olanakları ellerinden alınmış durumda. AKP Taşeron işçilikle, işçileri kendisine bağımlı hale getirdi. Şuanda elleri kolları bağlı, resmen taşeronluğa mahkûmlar. Ak Partiye kendilerini mahkûm gibi hissediyorlar. Ak Parti kaybederse işimizi kaybederiz diyorlar ya da Ak Partiye oy vermediğimiz ortaya çıkarsa işimizi kaybederiz diyorlar. Bu tablo oluşurken biz susmadık, her zaman yanlarında olduk, en büyük destekçileri biz olduk ama görüyoruz ki yeterince başarılı olamadık. Biz solcu, sosyal demokrat bir partiyiz, işçilerin yanında değilsiniz diye absürt bir söylem olamaz. Onların yanındayız, olmayada devam edeceğiz…

– CHP en çok hangi kesimi ihmal etti?

CHP yıllarca kırsalı ihmal etti. Ama şuanda her yere giden bir CHP var. Kırsala gidiyoruz, onları dinliyor, onlarla oluyoruz ama genede yeterli olmuyor. Çünkü finansal kaynağımız yeterli değil. Finansal kaynağımız yeterli olmadığı içinde CHP çalışmıyor algısı devam ediyor. Kısıtlı imkânlarımız çerçevesinde  tüm insanlarımızla kucaklaşıyor, onların dertlerine derman olabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

– Gezi olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gelecek onların, yani sizlerin. Gidip oy kullanıp siyasetten uzak duran bir kitlenin, aslında siyasetten uzak olmadığını, yeri geldiğinde yumruğunu masaya vurduğunu gördük. Ben çok umutluyum ve mutluyum. Türkiye’nin temiz siyaset sahnesi, ilerleyen yıllarda genç ve dinamik siyasi yüzler ile yeniden perdede olacak…

-En büyük vaadiniz bu toprağın insanlarına nedir? Bu toprağın insanlarına ne vaat ediyorsunuz?

Benim hedefim, en büyük kaynakları eğitim için ayrılan, demokratik kültürle iyi eğitim almış nesiller yetiştirmek. Bu toprağa en büyük hediye bana göre iyi eğitimli nesillerin ve demokrasi kültürüne inanan nesillerin yetişmemesini sağlamak olacaktır.
Kadınların kendilerine sunulmuş haklarını geri tepmelerini engellememiz gerekiyor, bunun mücadelesini veriyorum. Kadını toplumdan yok ettiğin zaman o toplumun gelişmesini engelliyorsun, böylece o ülke olması gereken yerlere gelemiyor. Şuanda ki aşamada kadının sosyal alanlardan çekilip yok edilmesi gibi politikalar uygulanıyor ve birçok kadında bunun bilincinde değil, bu konuda kadınlarımızı bilinçlendirmeyi bir görev olarak görüyorum. Bunun içinde elimden geleni yapacağım, bu bilincin yerleşmesi için sonuna kadar mücadele edeceğim…
Yegâne Güley, güzel bir Türkiye için güzel işler yaptı, yapmaya da devam edecek. Şimdi vekilimiz olarak mecliste yer almak ve daha güzel işler yapmak istiyor. Özgür, daha güzel ve mutlu bir Türkiye için Yegâne hanımın adaylığı bana umut ve gurur verdi. Umuyorum ki onu meclis sıralarında da görebilirim. Benim umudum olduğu gibi Türkiye’ ninde umudu olur.

Okan Potuk 23.02.2015

http://okanpotuk.blogspot.com.tr/2015/02/chp-istanbul-3-bolge-milletvekili-aday.html

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları