“Da Vinci’nin İcatları, Ressamlığı Kadar Önemsenmedi”

0 Yorum

Leonardo Da Vinci Rönesans döneminin en önemli sanatçılarından biridir. Önemli sanatçı kişiliğinin yanı sıra bir mucit, bilim adamı, bir müzisyen ve bir matematikçidir. Ancak Da Vinci denildiğinde aklımıza gelen şey tabloları olur. En bilineni ise Mona Lisa… TurkMall yönetim kurulu üyesi ve dünyanın en kapsamlı Da Vinci sergisinin İstanbul’da başlamasına öncü olan Alper Eyüboğlu ile Da Vinciye daha yakından bakma fırsatı bulduk. Serginin gelişim sürecinden, Da Vinci’nin özelliklerinden gelecek sergilere kadar birçok konu üzerinde durduk. Keyifle okumanız dileğiyle. İyi okumalar…

SEDA ÖZDEMİR (SÖ): Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

ALPER EYÜBOĞLU (AE): Aslen Trabzonluyum. Liseyi Galatasaray Lisesi’nde okudum. Üniversitede ise Boğaziçi Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği okudum. Daha sonra yurt dışına gittim. 16 yıl kaldım Paris’te. Sonra geri döndüm. Kardeşim TurkMall’ın kurucusu. Ona yardım etmek için geri döndüm. Biz İKEA’yı Türkiye’ye getiren fabrikayız. Onun temsilcisi olarak atandım. Daha sonra yeme-içme işine girdim. Alışveriş merkezleri yapıyoruz. Forum Alışveriş merkezlerinde yeme-içme üzerine çalıştım. Şimdi ise yeme-içmeyi tamamen bıraktım. Asıl istediğim eğlence sektörüne girmekti. Sonra Belçika’da biri çok güzel bir konsept gösterdi bana. Bir yıl uğraştık olmadı. Bir gün bana arkadaşlarının bir Da Vinci sergisi yaptığını söyledi. Ben de ilgileneceğimi söyledim. İnanılmaz bir hikayesi olduğunu görünce kabul ettim. Sürekli başında oldum bu işin. Görüşmelere yeni başlanmışlardı. Kanada, Singapur, Barcelona, Çin aynı anda görüşüyorlardı. Hiç İstanbul’a gelmemişler ve böylelikle ilgilerini çekmiş oldu. Sergide Haliç Köprüsü yoktu. Onu sergilemek benim fikrimdi; çünkü kimse böyle bir şey olduğunu bilmiyordu. Araştırınca ortaya çıktı tabii köprünün olduğu. Böylelikle dünya turnesinde birinci ayağı İstanbul oldu. Mayıs ayında ise Joan Miro ile devam edeceğiz. Bu başarı başka talepleri de getirdi. Bir 12. Yüzyılda yaşayan bir Türk dâhisi var El-Cezeri. Onun müzesini açmamız için başvuranlar oldu.

SÖ: Dünya üzerinde şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı Da Vinci Sergisi’nin İstanbul’da başlamasına öncü oldunuz. Bu sergiyi diğer Da Vinci sergilerinden ayıran nedir?

AE: Burada 200 eser ve Haliç Köprüsü var. Balmumu heykeli var. İcatlar ve reprodüksiyonları var. El yazmalarının kopyaları ve anatomik çalışmaları var. Da Vinci hakkında Rönesans dönemindeki sanatçıların gravürleri var. Yani hiçbir yerde bu kadar kapsamlısı yok. Ancak dünyanın en kapsamlısı denilince herkes bütün tabloların olacağını düşünerek geliyor. Da Vinci sadece ressamlık yönüyle anılıyor. İşte en kapsamlı bunun için diyoruz. İcatlarının çizimlerinin hayata geçirilmiş halleri de var.

“DA VİNCİ’NİN İCATLARINA HİÇ ÖNEM VERİLMEDİ”

SÖ: Sizce Da Vinci sanatını özel kılan ne?

AE: Da Vinci’nin yaşadığı dönemde dahi bir ressam olduğu anlaşıldı; ama icatlarına hiç önem verilmedi. Bu üç yüz yıl sonra çalışmaları ortaya çıkınca dahi olduğu anlaşıldı. Beş yüz yıl önce çizdiği bisiklete bakarak bugünkü bisikleti yapmışız. Aynısı gerçekten. İnsanların günlük hayatını kolaylaştırmak için icatlar ve büyük çalışmalar yapmış. Herhalde 500 yıl önce bunu düşündüğü için bu kadar özel. Da Vinci gibi çok yönlü bir dahi yok. Ya mühendis oluyorsunuz ya da sanatçı oluyorsunuz. Da Vinci’de hepsi var. Özlü sözleri var. Felsefi ilgisi ve yemek tarifleri var. Sanatçı olunca kibirli olabiliyorsunuz; ama Da Vinci insanları eğlendirmeyi çok severmiş. Örnek alınacak inanılmaz biri.

SÖ: Serginin 7’den 77’ye herkese hitap edeceğini belirttiniz. Peki insanların tepki ve fikirleri ne yönde ilerliyor?

AE: Leonardo Da Vinci çok başarılı oldu. Beklediğimizin çok çok üstünde oldu. Ancak serginin ilk zamanlarında çok tepki geldi. İçeri giriliyor ve hemen dışarı çıkılıyor. Mona Lisa yok olarak görüldü. Da Vinci daha çok ressamlık yönüyle bilindiğinden dolayı insanlar daha çok tablo aradılar. Fakat daha sonra bu kayboldu. İnsanlar ve hatta çocuklar çok güzel geri dönüşler verdiler bize. Küçücük bir çocuk içeri girdi ve çıkarken bana dönüp “Çok güzeldi ya.” dedi. Bu anın duygusu gerçekten çok hoş. Çok kötü tepkiler de aldık. Adam bizi dövecekti neredeyse. Çünkü Da Vinci’nin hiç orijinal resmi yok burada. Daha sonra öğrendik ki Avrupa’da da böyleymiş. Müzelerde insanlar gezerken kapıda hemen uyarıyorlarmış “Da Vinci’nin orijinal eseri yoktur.” diye.

Geçen hafta Adana’dan bir okul grubu geldi. Öğretmenleri sessizce şöyle dedi: “Kötü bir yazı okudum içeride, hiç orijinal resim yokmuş. Doğru değil, değil mi?” dedi. Bende doğru olduğunu söyleyince üzüldü ve gruba söylemememi rica etti. Bu ilk defa yapılan bir şey. Alışveriş merkezi içinde böyle bir sanatsal bir sergi. Müze kültürü yok insanlarda. Bunun eğitimle de bir alakası yok. Yani buraya her seviyeden insanlar geldi. Pera müzesine veya Sabancı müzesine herkes giremiyor, cesaret edemiyor ücretsiz bir gün olmasına rağmen. Ancak burası öyle değil, herkese açık bir yer.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDEN BEKLENİLEN İLGİ GELMEDİ”

SÖ: Katılımcılar daha çok hangi yaş aralığından oldu?

AE: Gördüğüm kadarıyla herkese hitap etti. Çok belirgin bir yaş aralığı yok. Fakat çok garibime giden üniversite öğrencilerini çekemedik hiç. Hemen yanımızda 3 bin 750 tane öğrenci var. Hepsiyle iletişime geçtik. Mail attık, afişler astık, fiyat indirimi yaptık ama ilgilenmediler. Yıldız Teknik Üniversitesi ilginç bir şekilde daha çok geldi. Mimar Sinan Üniversitesi’yle 3 haftadır görüşüyoruz; ancak hâlâ bir dönüş yok. Galatasaray Lisesi’yle de özel olarak görüştüm eski öğrencisi olmamadan dolayı. Onlara da indirim yapacağımı söyledim; ama yine geri dönüş yok. Yabancı okullardan gelenler oldu. Farkı hemen görüyoruz. Ellerine hemen kağıt kalem alıyor, not alıyor, öğretmenlerine gösteriyorlar. Eğitim konusunda inanılmaz bir fark var kıyaslandığında. Yaşlı teyzeler de çok gelip ilgi gösteriyorlar.

SÖ: Serginin İstanbul’dan sonraki durağı neresi olacak?

AE: Antalya için görüşüyoruz kısa bir dönem için. Sonra ya Milano’ya gidecek ya da Barcelona’ya. O kısmıyla ben ilgilenmiyorum. Ben sadece İstanbul ayağıyım.

SÖ: Son Akşam Yemeği tablosunun gerçeğine en yakın kopyası bulundu. Bu süreçten bahseder misiniz? Replikası sadece İstanbul’da mı yayınlanacak?

AE: Son Akşam Yemeği bir duvar resmi. Da vinci bunu yağlı boyayla yapıyor. Kendine çok mu güveniyor, artık bilmiyoruz. Birkaç yıl sonra hemen bozulmaya başlıyor. Alçıya boya yapmak inanılmaz zordur. Milano’daki manastırdaki duvar resmi bozulmuş. Bozulmadan önce öğrencilerden bazıları bu malzeme ve kalıpları kullanarak başka yerlerde tablo ya da duvar resmi olarak yapmışlar. Yani kopyalamışlar. Şu an 50’ye yakın kopyası var. Bunlardan 4-5 tanesi aslına çok yakın. Herkes bir sembol eklemiş, bir yorum yapmış. Yani değiştirmiş. Tongerlo Manastırı’ndaki aslına en yakını ve hiç bozulmamış. Bu Milano’daki savaşta zarar gördüğü zaman onu restore etmek için aslına en yakın olanları seçmişler. Bu manastırdaki çok bilinmiyor. Zaten herkesin erişimine de açık değil manastırda olduğu için. Yemekhanenin içinde. Hep yemekhanelerde yapılıyor ki birlikte yemek yiyorlar havası olması için. Tongerlo’dakinin özel izinle fotoğrafı çekildi. Hep konuşuluyordu. 2-3 ay sürdü. Ancak Türkler reprodüksiyon sevmiyor. “Ben orijinallerine layığım.” düşüncesi var. Eserlerin aslı 500 yıldır sergilenen eserler ve bozulmaya yüz tuttukları için müzelerden çıkarılması yasak. Gösterilmesi bile yasak. Bazı eserleri gün yüzüne çıkardığınız zaman 3 yıl karanlığa kapamanız gerekiyor bozulmaması için. Ancak bunları insanlara anlatamıyorsunuz. Reprodüksiyon koyduğunuz zaman hemen yüzler asılıyor.

Miro’ya değinecek olursam, “Miro’yu getireceğim.” dediğim zaman insanlar heyecanlanıyor. Miro dünyanın bir numaralı sürrealistidir. Amacı insanın içindeki çocuğu özgürleştirmek. Onun için binlerce eser yapmış. Yaptığı bir eserin en az 20 kopyasını yapmıştır. Bir tablo düşünün. Onu yapmak 2-3 yıl sürebiliyor. Bir eser yalnızca bir yerde durabiliyor. Ancak 20 kopyası varsa 20 yerde durabiliyor, 20 eve girebiliyor. Böyle bir düşünceyle çalışan biridir. Baktığınız zaman bunu ben değil, çocuğum da yapar diyorsunuz. O kadar basit ve çocuksu çizgiler. İçinizdeki çocuğu çıkarın. Miro’nun düşüncesi bu. Kadın ve erkeği Cin Ali olarak çiziyor. Aralarındaki farkı ise erkeğin başına üç tane saç teli koyarak ortaya koyuyor.

SÖ: Planlarınızda başka ne gibi organizasyonlar var?

AE: Bu sergiyle elde ettiğimiz başarı başka talepleri de getirdi. 12. yüzyılda yaşayan bir Türk dâhisi var; El-Cezeri. Onun müzesini açmamız için başvuranlar oldu. Bu işi ciddi bir şekilde yapmak istiyorum ve Türkiye’de artık talep var. Eskisi gibi değil. İnsanlar eskiden sergilere pek gitmezdi, müzeler sıkıcı olurdu. Şu an böyle bir trend var. Nasıl restoranlar sosyal alanlara dönüştüyse sergiler de sosyal alanlara dönüşecek. Büyük gayrimenkul şirketleri yapacakları projeleri farklılaştırmak için bir şeyler arıyorlar. Bu da onlardan biri olabilir. Yakın zamandaki planlarımda ise Andy Warhol’u getirmek var. Miro yaş olarak daha çok çocuklara hitap ediyor. Andy Warhol daha farklı. Bir de El-Cezeri olursa 2019’un sonuna kadar bu şekilde ilerleyecek. Bir de Picasso müzesi var. Bu sabit bir müze. Büyük bir koleksiyon. Oradan da izin alınabilirse onu da getirebiliriz.

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları