“Dayak yemek işimizin bir parçası”

0 Yorum

Çağan Irmak’ın 10’uncu filmi “Unutursam Fısılda” vizyona girdi. Filmleriyle hep çok konuşulan Irmak: “Issız Adam hem çok sevilmiş hem çok dayak yemişti. Bu film de dayak yiyecektir. Her ruha şerbet verecek bir şey yapamazsınız ki… Dayak yemek işimizin bir parçası”

Klişe olacak ama “Unutursam Fısılda”, filmin adının da geçtiği final sahnesiyle izleyeni tam kalbinden yakalıyor. Hele benim gibi aile, kasaba hayatı, hayallerin peşinden koşmak-koşamamak gibi konular sizin de burnunuzun direğini sızlatıyorsa filmi izlerken gözlerinizin dolması kaçınılmaz.  Bunların üstüne 70’li yılların renklerini, çiçek çocukları, etkileyici bir şöhret olma hikayesini ekleyin… 10 tane de “70’lere ait” ama yeni yapılmış Kenan Doğulu şarkısı… Tanıştırayım; işte Çağan Irmak’ın son filmi…

Bu, filmleri hep merakla beklenen, çok konuşulan yönetmenin 10’uncu filmi. Irmak’la “Unutursam Fısılda”yı, mesleğe başladığı günlerden bugüne nelerin değişip nelerin aynı kaldığını konuşmak üzere galanın yapılacağı gün bir araya geldik. “Eskisi gibi bağırmak, dikkat çekmek değil, filmin adı gibi fısıldayarak anlatmak istiyorum artık” diyen Irmak’a kulak verdim…

Bu filme dair ilk fikir ne zaman düşmüştü aklınıza?

“Babam ve Oğlum” dönemiydi.
Bugünde geçen bir abla-kız kardeş çatışmasıydı başta. Ama o zaman çekmedim, zamanı bu zamanmış. Filmler çekilecekleri zamanları kendi seçiyor biraz. Aynı anda dolan üç-beş bardaktan hangisi önce
taşarsa onun filmini yapıyorum.

Hangisinin taşacağını siz bile bilmiyorsunuz bardaklar dolarken…

“Şimdi oturayım da şunun filmini yapayım” diye başlamıyorum hiçbir projeye. Kendini film yaptıran bir fikir gelişiyor zaman içinde. Doygunluk safhasına gelince de film oluyor. Şu an 10 hikaye anlatabilirim size. Ama “Hangisinin filmini yapacaksın?” derseniz cevap veremem.

“Güncel olanın peşinde koşmuyorum”

Belki de vermemek lazım işin büyüsünü kaçırmamak için…

Aynen öyle. Bir yerden sonra gönlün birine kayıyor ve onu yazarken buluyorsun kendini.
Benim için böyle en azından, herkeste böyle olmuyor olabilir.

Peki o 10 hikayeyi nasıl belirliyorsunuz?

Güncel olanın peşinde koşmuyorum. Onun peşinde koşarak yaptığın güncelliğini yitiriyor bir gün. İnsana dair değişmeyen, değişmemesini ümit ettiğim bazı duygular var. Onların peşindeyim.

Sizi harekete geçiren bir karakter midir, bir fotoğraf
karesi mi, replik mi? Nedir bir
filmin başlangıç noktası?

Kesinlikle karakter. Bu filmin hikayesini yazdıran da; erkek dünyasında var olmaya çalışan, savaşçı bir kadın karakterdi: Ayperi.

“Yazarken ben ağlarsam siz ağlamazsınız”

Hep kafanızda karakterlerle, başka insanların görmediği birileriyle yaşıyorsunuz o zaman… Bu çok yorucu değil mi?

Bazen çok yorucu, evet.
O yüzden senaryolarımı gündüz yazarım. Yabancılaşmak, karakteri çok sevmemek için… Karaktere hayran olunca çok büyük hatalar yaparsınız çünkü. O karakterler sizin gibi konuşur, sizin dertlerinizi savunmaya başlar mesela. Ben kimsenin şiirlerini çalıp da üstüne bir kariyerinşa edemem. Ama Ayperi bunu yapıyor. Bunu ona yaptırabilmek için benim onu sevmemem gerekiyor. En azından birkaç adım geriden bakabilmek gerekiyor. “Yazarken tüylerim diken diken oldu, ağladım” gibi bir şey bana çok yabancı. Ben ağlarsam siz ağlamazsınız çünkü. Her zaman bu kadar profesyonel olamıyorsunuz tabii, yazarken içinizin cız ettiği de oluyor ya da karakterin çok hoşunuza giden bir yanı oluyor. Ama bunları
en aza indirgemeye çalışıyorum.

“Filme Kerem Bürsin oynuyor diye gidecek bir sürü kız var”

 “Ben bu filmi niye çekiyorum?” diye soruyor mu insan kendine
bir noktada?

Evet, başlarken. Yaptıktan sonra da “İyi ki yapmışım” ya da “Yapmasam da olurmuş” diyorsunuz. Yapmasam da olurmuş dediğim birkaç televizyon işi var. Olabilir. Hata yapma hakkımız yok mu? Sonuçta insanız. Ben hep şunu söylüyorum; hepsinden büyük hayat var. Yaptığım işi o kadar da önemsemiyorum.

Bu hep mi böyleydi?

Eskiden korkularım vardı. Ama bir yerden sonra bir rahatlama geliyor, hayat ağır basıyor.

Filmde hangi oyuncuların oynayacağı hangi aşamada belli oldu? Her oyuncu için özel yazılmış gibi roller…

İsmini koyamayacağım bir şekilde kendi kendine gelişti. Hümeyra çok önceden belliydi. O rolü ondan başka kime oynatabilirsiniz ki? Bu bir müzik filmi. Oyuncuların hepsi müzikle uğraşmışlar. Işıl Yücesoy’un bin tane albümü var. Oğlanlarımızın biri bas çalıyor, biri gitar çalıyor. Farah şarkı söylüyor, besteleri var…  Erhan’ı neden Kerem’e (Bürsin) oynattım? Popüler olduğu için mi? Hayır. Kerem’de o dönemin yüzü var. Ve tabii çok başarılı, çok saygılı… Biliyorum ki bu filme Kerem Bürsin oynuyor diye gidecek bir sürü genç kız var. Ne olmuş? Sonuçta benim filmimi seyredecekler. O yüzden bu harika bir şey. Onlara da “Hoşgeldiniz” diyeceğim. Bundan güzel buluşma var mı? Sonra o kızlardan biri, “Bu adam başka ne çekmiş?” deyip önceki filmleri seyredecek. Bunun için ancak Kerem’e teşekkür edebilirim.

“Hazmedilmesi zor karakterler yazmak istiyorum”

Sırada ne var?

İlk defa şimdi ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yok. Belki de bu gerekiyor biraz şimdi bana. Biraz duracağız gibi görünüyor ama hiç de belli olmaz. Yarın bir şeye başlayabilirim de…

Daha ilerisi için?

Daha cesur olup, cesur olmak demeyeyim ona yetkinlik diyeyim, daha kirli, hazmedilmesi zor karakterler yazmak istiyorum.

Hangi filminiz “başka bir yerde durur” sizin için?

“Dedemin İnsanları”. Yapım
süreci duygusal anlamda çok zordu benim için. Dedemin gerçek hayat hikayesiydi çünkü…

“Bunun için uğraşmadım ama ağlatan yönetmen algısı yavaş yavaş kırıldı”

Neden dönemin şarkılarını kullanmadınız da yeni şarkılar hazırlattınız?

Dönemin şarkılarını kullanmak yanlış olurdu. Kenan’a (Doğulu) gidip
“Bu ne benim filmim ne senin filmin…
Bu Ayperi’nin filmi. Onun müziğini yap” dedim, o da yaptı hakikaten. Bu ancak bir müzik dehasının başarabileceği bir şey. Kenan’ın önünde şapka çıkarıyorum.

Önceden tanışıyor muydunuz?

“Issız Adam” zamanı tanıştık. Filmi çok beğenmiş. Sohbet etmiştik. Çok ciddi sinema gözü olan biri Kenan. “Bir gün bir müzik filmi yaparsam beraber çalışır mıyız?” demiştim o zaman. O gün bugün oldu.

Müdahil oldunuz mu şarkıların yaratım sürecinde?

Hayır. Bir tek Kenan’ın eski şarkılarından “Sevdim”in mutlaka olmasını istedim.

“Müzik yaşamı katlanılabilir kılıyor”

Filmlerinizde müziklerin önemli bir yeri olur hep. Ama
bu başlıbaşına bir müzik filmi…

Keşke böyle filmlerden daha çok olsa… Aslında Türk halkı müzikle çok dip dibe yaşayan bir halk. Ama sinema müzikten çok ayrı kaldı. Fon müziğini kastetmiyorum. Ben fon müziği sevmiyorum. Müziğin hikayeye yedirilmesi taraftarıyım.

Instagram’daki fotoğraflarla da şarkılar paylaşıyorsunuz…

O fotoğrafın bana düşündürdüğü şarkıyı yazmayı seviyorum. Müzik yaşamı katlanılabilir kılıyor…

70’leri anlatan bir film demek doğru olur mu bu film için? O dönemin müzik piyasası, sinema anlayışı, o dönemin taşrası…

Olmaz. Bu bir şarkıcının hayatını anlatan bir film. Bugünde bitiyor. 70’lere hikaye gerektirdiği için gittik. O şarkıcının genç kızlığını anlatmak için… Yoksa “Ah o dönemler ne güzeldi” dedirtmek değil niyetim. Ben öyle düşünmüyorum zaten.
Ben bugünü de seviyorum.

Bu en yüksek maliyetli filminizmiş galiba…

Evet ama bu beni hiç endişelendirmedi.

“Batarsa da batar” duygusu mu ağır basıyor bir yerden sonra…

Aynen öyle. Ben bütçeye falan bakmam, gördüğüm şeye bakarım. İşadamı değilim. Bir şeye nasıl yatırım yapılır bilmem. Bununla da övünmüyorum ama…

Neyle övünürsünüz?

Öldüğüm gün illa övünmem gerekiyorsa bana bir tek şey desinler; “Dümdüz durdu”, o bana yeter. İçinde bulunduğumuz ortamda, bu kaypaklık durumunda, kırılan faylar arasında… Dümdüz durdu, bu kadar.

“Bir ara ‘Issız Adam’dan ben bile nefret ettim”

10 filmden sonra, yapılacak yorumlarla ilgili “Ne derlerse desinler” hissi de geliyor mu?

O gelmiyor işte. Her zaman yaptığın şey hakkında ne düşündüklerini merak ediyorsun.
Ama önemseme kısmı değişiyor. Eskiden kötü bir şey söylediklerinde çok daha çabuk moralim bozuluyordu. Şimdi öyle değil. Zamanında filmlerimi eleştiren bazı cümlelere çok kızmış olsam da bugün bazılarının çok doğru olduklarını düşünüyorum. Eskiden yaptığım şeylere bakınca “İyi ki yapmışım” diyorum ama şimdi olsa hiçbirini öyle yapmam. O zamanlar belki biraz daha bağırmışım, dikkat çekmeye çalışmışım… İnsan yaşlandıkça sadeleşiyor. Şimdi bu filmin adı gibi daha fısıldayarak söylemeyi tercih ediyorum söylemek istediklerimi.

Bu filme gelecek yorumları takip edecek misiniz?

Olabildiğince az. Çünkü insanların bir filmle ilgili ortak bilincinin ancak yıllar sonra ortaya çıktığına inanıyorum. “Issız Adam” hem çok sevildi hem çok dayak yedi. Bir ara ben bile nefret ettim filmden; herkes hakkında bir şey söylüyordu. Üstünden yıllar geçti. İşte şimdi seyredin “Issız Adam”ı… Şimdi daha “kendi fikrinizle” seyredersiniz çünkü…

“Biraz sakinliğe ihtiyacımız var”

Bu film dayak yiyecek mi peki?

Tabii. Herkesin ruhuna şerbet verecek bir şey yapamazsınız ki… Steven Spielberg dayak yemiyor mu? Dayak yemek işimizin bir parçası. Ama şu canınızı sıkabiliyor: Biri daha filmi görmeden fragmandan yola çıkarak “Filmde bir kitsch estetiği var” demiş. Okey, zaten öyle. Bunu bilerek öyle yaptık. O dönem öyleydi çünkü, rengarenkti her şey. Benim bir filmin çok yüceltilmesine de çok dövülmesine de itirazım var. Bir arkadaşınızın söylediği bir şey yüzünden onu kucaklayıp havalarda hoplatmıyorsunuz ya da sinirlenip masaları devirmiyorsunuz… Bu da onun gibi… “Abartmayın, alt tarafı bir film demek istiyorum” insanlara.
Biraz sakinliğe ihtiyacımız var.

Ağlatan yönetmen algısı ne durumda?

Yavaş yavaş kırıldı. Bunun için uğraşmadım ama… Birkaç filmim ağlatmadı o kadar… Onları da izlemedi insanlar; “Prensesin Uykusu”, “Karanlıktakiler”…

“Eskiden hayır demek beni korkuturdu”

Filmin en etkileyici sahnelerinden biri; “yaşamadıklarımızın pişmanlığı yaşadıklarımızınkinden büyük olur”u anlatan sahne… Siz hayallerinin peşinden giden kardeşe mi yakınsınız, temkinli olan ablaya mı? Ben ablaya yakınım mesela…

Bunu bu kadar kolay söyleyebiliyorsanız bundan vazgeçmenin zamanı gelmiş demektir. Ben kardeşin tarafındayım. Olmasam şu an bu senaryo evimde duruyor olurdu. Bazı şeylerden vazgeçtikten sonra, “Eyvallah” deyip, arkanı dönüp gittikten sonra yaşamaya başlıyorsun. Eskiden hayır demek beni korkuturdu. Şimdi korkutmuyor. Kendim olabiliyorum böylece. Yoksa geceleri uyuyamıyorsun çünkü. O kötü işte.

“Bu mesleği neden bu kadar yüceltiyorlar anlamıyorum”

Çalışma düzeniniz nasıldır? Yazarken diğer her şeyden elinizi ayağınızı çeker misiniz mesela?

Bunu kapanıp yazdım ama her zaman öyle olmaz. Belli bir çalışma yöntemim yok. Projeye göre değişir. Bu filmin senaryosunu yazarken Bodrum’daydım. Böyle bir havada yazdım. Gümbür gümbür yağmur yağıyordu, çok güzeldi…

Yazarken tıkanıklık yaşar mısınız?

Sanatçının o yaratamama bunalımları gibi şeyler biraz poz, film klişesi gibi geliyor bana. Taş mı taşıyorsun, nedir yani, niye yaratamayasın? Bu mesleği niye bu kadar yüceltiyorlar anlamıyorum. Bizim verdiğimiz emek bir doktorun, bir öğretmenin emeğinden daha yüce değil. Yaratamıyorsam yaratamıyorumdur, bitmiştir benim zamanım. “Buyurun gençler” derim. Git, Bodrum’a yerleş, domates yetiştir.
Bunda bu kadar korkulacak
bir şey yok ki…

“Belki daha alternatif şeyler yapma zamanı”

“Asmalı Konak” gibi bir dizi neden çıkmıyor artık?

Bunun cevabını gerçekten ben de senin kadar biliyorum.
Belki daha alternatif şeyler yapmanın zamanı geldi, yapımcıların bunu anlaması gerekiyor…

Son dönemde sizin çektiğiniz diziler de kaldırıldı. Sizi hâlâ heyecanlandırabilir mi bir dizi çekmek?

45 dakikalık olursa ve çok alternatif bir hikaye olursa evet… Ama buna herhalde daha bir 10 yıl lazım.

“Yemek yapıp yedirmek çok hoşuma gidiyor”

Çalışmadığınız zamanlarda neler yaparsınız?

İlginç bir şey yapmıyorum, herkes nasıl yaşıyorsa ben de öyle yaşıyorum. Yılın dört ayı Seferihisar’dayım. Onun dışında sevdiğim birkaç dizi var, onları izliyorum; “American Horror Story”, “Mad Men”, “Game of Thrones”, “Homeland”…

Çok fit görünüyorsunuz. Yediklerinize, spor yapmaya dikkat eder misiniz?

Egeli olmanın getirdiği bir şey herhalde; sebzeyi çok severek yiyorum, sağlıklı besleneyim diye değil. Feriköy’deki organik pazardan alışveriş yapıyorum, vaktim oldukça kendim pişiriyorum. Yemek yapmak beni çok rahatlatan bir şey. Kalabalık sofraları seviyorum. Yapıp yedirmek çok hoşuma gidiyor. Sporu da abartmadan yapıyorum.

Güliz Arslan 02.11.2014

MİLLİYET

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları