“En güzel fotoğraflar henüz gidilmeyen şehirlerdedir”

0 Yorum

Röportaj: Ahmet ERDEN  

   Türkiye’nin en köklü ve en iyi eğitim kurumlarından biri olarak gösterilen İstanbul Üniversitesi’nin İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencisi olan Nur Su Yaman’ın aynı zamanda başarılı olarak devam ettiği fotoğrafçılık macerasını mercek altına aldık. 

“Beni destekleyen, eğitim almamı sağlayan kişi annemdi” 

   Fotoğraf makinesi ile tanışma hikayesini anlatan Yaman ‘‘Fotoğraf makinesiyle üç yaşında tanıştım. Anne ve babamın kendileri için aldığı fotoğraf makinesiyle başta oyuncaklarım olmak üzere, koltukların, dolapların, kısaca gördüğüm her şeyin fotoğrafını çekmeye çalışıyordum’’ dedi. Yemek masasına bile fotoğraf makinesi ile gittiğini ifade etti ve ‘‘O zamanlar benim için bir oyuncaktı, şimdi ise en büyük tutkum’’ diye ekledi.  

   Fotoğrafçı kimliğiyle bazı çalışmalarda bulunmayı, gitar çalmayı, at binmeyi ve yazı yazmayı seven Nur Su Yaman, 1997 yılında İstanbul’ da doğdu. Kendini mutlu edecek şeyleri ertelemediğini belirten ve insanları mutlu etmenin onu da mutlu ettiğini ifade eden Yaman, ‘‘Hedef belirlediysem o hedef için sonuna kadar mücadele ediyorum. Engellerle karşılaşsam bile çabalıyorum. Bu bakımdan mücadeleciyim diyebilirim’’ yorumunu yaptı 
 

   Hayatı boyunca birçok fotoğraf makinesine sahip olan Yaman ‘‘Kiminin şarj girişi bozuldu, kimi ise çok kullanmaktan çalışmaz hale geldi. Hatta bir keresinde sahilde yere yaklaşıp denizi çekeyim derken makinenin içine kum kaçtı ve bozuldu. Ama ben her yaşımda fotoğraf çekmeyi çok sevdim’’ şeklinde konuştu. İlk profesyonel makinesine Eylül 2016’da kavuştuktan sonra daha dikkatli davrandığını da ekledi. Yeteneğinin babasından geldiğini düşünen ve annesinin en büyük destekçisi olduğunu ifade eden Yaman ‘‘Muammer Yanmaz ile çalışmam için beni destekleyen ve eğitim almamı sağlayan kişi annemdi. Sergilerimin hepsinde de açılışta bulunan ilk kişi annem olmuştur hep. Bunun için ona teşekkür ediyorum’’ cümlelerini kullandı.

“Gittiğim etkinlikte en dikkat çeken olayın, bir yarışta en hızlı giden yarışmacının fotoğrafı yakalamak için uğraşıyorum” 

   Fotoğraf dergilerini ve internet sitelerini dikkatle takip eden genç fotoğrafçı, ödül alan fotoğrafları ve ismi ile ün yapmış fotoğrafçıları incelediğini belirtti. ‘‘Her fotoğraf çektiğimde bunu daha iyi nasıl çekebilirdim diye düşünüyorum. Gittiğim etkinlikte en dikkat çeken olayın, bir yarışta en hızlı giden yarışmacının fotoğrafı yakalamak için uğraşıyorum’’ dedi ve fotoğrafın her alanı üzerine ayrı ayrı çalışmak gerektiğini vurguladı. Çalıştıkça gelişimin sağlandığını belirten Yaman ‘‘Yeni proje ve fikirlerle kendimi sürekli daha ileriye taşımaya çalışıyorum’’ dedi. 

 Fotoğrafta duygu olması gerektiğini düşünen genç fotoğrafçı fotoğraf çekerken buna özen gösterdiğini söyledi. Duygunun bazen bir doğal güzellikte, bazen bir simada, bazen de bir çocuğun bakışında olduğunu anlattı. Ünlü isimlerin fotoğraflarını çekmeyi farklı bulan Yaman ‘‘Cemal Hünal küçükken beğeniyle filmini izlediğim bir oyuncuydu, şimdi seneler sonra onun at binerken fotoğraflarını çektim ve onunla röportaj yaptım. Bu fotoğraflar bazı gazetelerde yayınlandı. Bu da bana ayrıca bir mutluluk kattı.’’ cümlelerini kullandı ve ‘‘Her isim için aynı şeyi söyleyebilirim, Ivana Sert, Hakan Akkaya, İrfan Değirmenci, MFO, Gökhan Türkmen gibi’ diye ekledi. 

‘‘Hayatın kendisi zıtlıklardan oluşuyor’’ 

   En çok içinde zıtlık barındıran fotoğrafları beğendiğini belirten Yaman ‘‘Sonuçta hayatın kendisi zıtlıklardan oluşuyor ve her şeyin bir karşıtı ve yansıması var. Bu fotoğrafa ayrı bir güzellik katıyor‘‘ ifadelerini kullandı. Tarihe tanıklık eden fotoğrafları ilgiyle takip ettiğini de ekleyerek Ara Güler, Coşkun Aral gibi isimleri hayranlıkla takip ettiğini de belirtti. Onu en çok etkileyen fotoğrafın Kevin Carter tarafından çekilen ve Carter’e Pulitzer Ödülü ’de kazandıran ‘‘Akbaba ve Afrikalı Çocuk’’ olduğunu söyledi ve şu bilgileri verdi ‘‘Fotoğrafta, bir kilometre uzaklıkta bulunan BM yemek kampına doğru sürüklenerek ulaşmaya çalışan bir çocuk gösteriliyor. Akbaba ise bu çocuğu yemek için bekliyor. Bu şimdiye kadar beni en çok etkileyen fotoğraflardan biri’’    

   Sanatçının Wannart tarafından paylaşılan fotoğrafları sorduğumuzda ‘‘O fotoğrafların hepsini Erzurum’da çekmiştim. Erzurum çok güzel bir yer. O fotoğrafları çekerken kendimi çok iyi hissetmiştim’’ şeklinde cevap verdi. Her şehre ve her ülkeye gidilmesi gerektiğini ekleyen Yaman ‘‘Bence en güzel fotoğraflar henüz gidilmeyen şehirlerdedir. Her gidilen yer size farklı bir bakış açısı katıyor çünkü’’ dedi. Türkiye’nin her şehrini ayrı ayrı beğendiğini söyleyen yetenekli fotoğrafçı her gittiği şehrin ona yeni anılar kattığını belirtti. Birçok şehirde fotoğraf çektiğini ve çektiği fotoğrafların hepsini çok sevdiğini ekledi. 

   Sanatçı tüm sergilerine aynı heyecanla gittiğini belirtti ve ‘‘Hepsi benim en sevdiğim sergim, çünkü hepsi bana dair’’ ifadelerini kullandı. Fotoğrafçılık alanında devam edeceğini söyleyen sanatçı birçok alanda kendini geliştirdiğini şu cümlelerle açıkladı ‘‘Fotoğrafçılık aklımdakileri fotoğrafa dökmek ve anıları sonsuz yapmak demek. Ama alanım sadece fotoğrafçılık olmayacak. Gazetecilik son sınıf öğrencisiyim ve bazı kişilerle röportajlar yaptım, yapmaya devam edeceğim. Kendi üniversitemde yüksek lisans yapmak istiyorum, onun için çalışmalarım devam ediyor’ ’şeklinde konuştu.  

Ölümün Işıltısı  

   Onu hüzünlendiren bir fotoğrafının bulunduğunu söyleyen Yaman fotoğrafın hikayesini anlatmaya şöyle başladı ‘‘İçimdeki İstanbul Fotoğrafları sergisi için Mario Levi’nin aynı isimli kitabını okuduk ve kitaptan bir paragraf seçerek hikayesini fotoğraf haline getirdik. Benim seçtiğim paragrafın adı Ölümün Işıltısı idi. Bu paragrafla ilgili 4 tane siyah-beyaz kare fotoğraf çekmeliydim.’’ Fotoğrafta bulunan kişilerden birinin de dedesi olduğunu ve dedesinin onun için çok özel olduğunu belirten Yaman şu şekilde devam etti ‘‘Dedem benim komsu dedem aslında. Hiçbir kan bağımız yok. Ama benim için öyle önemlidir ki her zaman can bağımız var derdim soranlara. O zaman çok rahatsızdı ama benim yaptığım her şeyi çok önemser ve desteklerdi. Bu yüzden de giydi takım elbisesini bana poz verdi. Hasta yatağında dua etti, paragrafta olduğu gibi. O fotoğraflar sergi için kabul edildi ve dedeme bunu söylediğimde çok sevindi. Sergi onun doğum gününde acildi ama dedem vefat etmişti. O fotoğraflar çektiğim son fotoğraflarıydı.’’  

   Neden bu paragrafı seçtiğini sorduğumuzda Yaman ‘‘O kitabi okuduğumda kendi çocukluğumu gördüm. Dedem benim babam gibi oldu hep. Elimden tutar gezdirirdi, o zaman benim ellerim küçücüktü onun elleri o kadar büyük gelirdi ki dedem hep büyük kalacakmış gibi gelirdi. Yıllar geçti ve ben büyüdüm, boyum onun boyunu geçti, ellerim onun ellerinden daha büyük oldu. Ve o yaşlandı, hastalandı, zayıfladı. Ben onun elini tuttuğumda artık onun elleri daha küçüktü. Onun koluna girip gezdiren bendim. Bu paragraf beni bu yüzden etkilemişti’’ şeklinde cevap verdi. Fotoğrafta kendi küçüklüğünü komşularının, dedesinin gençliğini babasının ve dedesinin de kendisini oynadığını da ifade etti. 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş