“Filme Yapılan Baskılar Galada Başladı”

0 Yorum

Türkiye son dönemde terör örgütlerinin hedefinde ve yoğun saldırıları altında. Ankara, İstanbul, Kayseri gibi birçok şehirde canlı bomba ve bombalı araçla saldırılar düzenleyen terör örgütleri yüzlerca vatandaşımızı katletti. Terör saldırılarında kullanılan canlı bombaların devşirilme süreçleri bu saldırılardaki en önemli etkenlerden olmasına rağmen üzerinde belki de en az konuşulan aşamalar. Beyazperde de bu konuyu işleyen ilk film 2008’de vizyona giren Girdap isimli film. Talip Karamahmutoğlu ve Onur Aydın’ın senaryosunu yazdığı film vizyona çıkar çıkmaz baskılarla karşılaştı. Röportajlık olarak genç senaristlerle Beyoğlu’nda bir araya geldik. Girdap filmini, çekilme aşamasını, gördükleri baskıları, filmin gerçekliğini ve Türk sinemasını konuştuk.

Röportaj: Ercan Deniz Küçük

Fotoğraf: Seda Özdemir

ERCAN DENİZ KÜÇÜK (EDK) : Girdap filmi 2008’de vizyona girdi. Neden Girdap filmini çekme ihtiyacını duydunuz? 

TALİP KARAMAHMUTOĞLU (TK) : Biz gerçek bir hikayeden esinlenerek bu senaryoyu oluşturduk. Hikayedeki gerçeklik bir sinemacı açısından kaçınılmaz birşeydi. Böyle bir hikaye Türkiye’nin bu sorunları varken filme aktarılmalıydı. Rus elçisi cinayetindeki polisin nasıl devşirildiğini aslında biz 2008’de anlatmıştık. Bizim filmimizdeki karakterimiz de Antalya’dan İstanbul’a gelen apolitik bir gencin Siyasal İslamla tanışıp Radikal İslam’a doğru gidip intihar eylemcisi olma sürecini ve bu sürecin nasıl hazırlandığını anlatıyor. Bu gerçeği sinema üzerinden Türk halkına anlatmak istedik.

ONUR AYDIN (OA) : Aslında her birimizin çocukları potansiyel tehdit altında. Biz onu görmüştük. Sadece bir dini inançla değil, aynı zamanda ideolojilerle de belli yerlere kanalize edip belli yerlerde taşeron olarak kullanabilirler. Sadece ona işaret etmeye çalışıyorduk. Durumdan vazife çıkartmaktı aslında bizimki. Kamuoyuna “dikkat edin, çocuklarımız tehdit, tehlike altında. Birileri değişik yollarla çocukları kandırabilir ve kullanabilir” mesajını vermekti. Onu bir kanaldan anlatmaya çalıştık.

Sinema Korkak İşi Değildir”

EDK : Yaptığınız iş cesaret işi bir nevi. Hele filmin çekildiği dönemi düşündüğümüzde. Peki siz bu filmi yazarken, çekerken korkmadınız mı?

TK : Sinema korkak işi değildir, cesaret ister. İnsanların dertlerini beyaz perdeye yansıtmak ister sinema. Onur’un da dediği gibi çocuklarımızın başına gelebilecek bir olay. Bugün de olsa yaparız. Korkak adamdan sinemacı olmaz zaten.

OA : Buna benzer bir soruyla daha önce de karşılaşmıştım. O zaman da söylediğim birşey vardı. Bizim bu anlamda tek bir korkumuz olabilirdi. Bundan daha iyi film yapabilme korkusu yaşarız. Yoksa birşeyi söylemekle ilgili bir korku değil.

EDK : Daha önce yaptığınız bir açıklamada baskılarla karşılaştığınızı söylemiştiniz. Bunu biraz daha açabilir misiniz? Ne tür baskılarla karşılaştınız?

TK : Film daha vizyona çıkmadan fragmanını yayınladıktan hemen sonra Fetullahçı Medya tarafından “28 Şubat’ın filmi, Ergenekon’un filmi” dendi. Bizi Ergenekoncu olmakla suçladılar. Amerika’da villalarım köşklerim olduğuna dair şeyler yazdılar. Aslında filmi gösterirken baskılara başladılar. Filmi galada gösterirken 3 tane polis geldi. Filmi gösteremezsiniz dediler. Salonda 1500 kişi vardı o gün. Filmin galasını yapıyorduk. Gala ticari bir şey değildir. Galada 18 yaşından küçük çocuk da olmaz. Burada ticari birşey yok. Çocuk da yok. Daha kaç yaşın altına izlemenin yasak olduğu belli olmadığı için gösteremezsiniz diye saçma sapan birşeyle geldiler. Ben tüm riskleri alarak filmi gösterdim. Aslında ticari zekası olan bir yapımcı olsaydı “vay filmimiz engelleniyor” diyerek güzel bir yaygara kopartır güzel bir PR yapardık. Ama biz işin o tarafında olmadığımız için filmi herşeye rağmen gösterdik. 1 Milyon TL ceza geldi. İtiraz ettik. En son bir festivalde dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın kendisine durumu anlattım. O da sağolsun yardımcı oldu ve o ceza bir kereye mahsus affedildi. Biz ondan sonra filmi satacak kanal bulamadık. O kadar korkuyorlardı ki halen de korkuyorlar Fetullah Gülen’den. Sadece DigiTürk’e verebilmiştik. Nurdan Hanım filmi çok sevmişti.

EDK : Senaryoyu yazarken araştırma yapmışsınızdır. Filminiz için yaşanmış bir hikaye dediniz. Nedir bu hikaye? Filme hazırlık sürecini de öğrenmek istiyorum.

TK : Onur’la beraber bir televizyon filmi çekiyorduk. Orada tanıştığımız bir arkadaş kardeşinin başından geçen bir olay anlattı. Çok klişe bilmecelerle doluydu. Çocuk namaz kılarken önünde beyaz entarili bir adam beliriyor. “Oğlum sakın kafanı kaldırma, şuraya git oradan şunu alacaksın. Bu kadar para alacaksın. Siz iyi çocuklarsınız” gibi hikayeler. Sinemada bunu böyle çekseydik çok saçma olurdu. Biz kendi kurmacamızı üzerine koyduk. Siyasal İslam bizim çok hakim olduğumuz bir konu değil. 2 arkadaş bize yardım etti. Bu konularda uzmanlığı olan, üniversitedeki işleyişleri bilen arkadaşlardan yardım aldık.

OA : Ortadoğu coğrafyası ve devşirme süreçlerini çok iyi bilen danışmanlar kullandık. Bizim dinlediğimiz hikayeler o kadar aklı zorlayıcı hikayelerdi ki aslında olduğu gibi çekseydik belki de sinema anlamında inandırıcı olmayabilirdi. İlk dinlediğimiz referans hikaye de inandırıcı gelmiyordu bize. Biz süreci biraz daha inanılır kılmak için dramanın gücünü kullandık.

EDK : Filmde Umut karakteri demokrat bir aileden gelen bir öğrenciydi. Bu karakter sizin mi tercihinizdi? Yoksa dinlediğiniz hikayede böyle birisi mi vardı?

TK : Gerçekte de buna benzerdi. Demokrattan çok apolitik.

OA : Aslında durumu biraz zorlamak için. Duruma yatkın bir çocuğu alıp kullanırsak daha sığ bir alana sokmuş olurduk. Ama “apolitik bir çocuğu alıp devşirip buraya getirebiliyorlarsa herkese yapabilirler” mesajını kuvvetlendirmekti oradaki amacımız.

 

Tağut İfadesi

EDK : ’Tağut’’ ifadesi filmde de ‘’İslam ülkelerinin yöneticileri tağuttur.’’ Şeklinde geçiyor. Işid bu ifadeyi çok fazla kullanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticilerini ‘’Tağut’’ ilan etti. Merak ettiğim nokta şu: Bu filmi çekerken bu günleri öngörmüş müydünüz? Yoksa tamamen bir tesadüf mü?

TK : O günlerde de öyle insanlar vardı. Son 30 yılımızda Darül Harp var deyip Cuma Namazı kılmayanlar var. Çekimler için cami araştırırken Cumhuriyet döneminde yapılan camilerde namaz kılmayan gruplar vardı. Haram parayla yapıldığına inandıkları camilerde namaz kılmıyorlar. Osmanlı dönemindeki camileri tercih ediyorlar. Anadolu’da camide namaz kılmayanlar var. Çünkü Anadolu’da Osmanlı’nın değil Selçuklu Devleti’nin yaptığı camiler var. İslamla savaş halinde bir ülke algısı, Siyasal İslamcı cemaatler hep vardı.

OA : Cumhuriyetle derdi olan bir grup bu ülkenin içinde her zaman vardı aslında. Sadece Ortadoğu’nun karmaşasının etkisiyle daha çok büyüdü. O yüzden şimdi biraz daha fazla görüyoruz. Yakın zamanda Bolu’da IŞİD sempatizanı olduğu söylenen bir grup büyük bir toplantı organize etti. O dönemlerde o toplantıyı organize edecek cesaretleri yoktu. Aynı adamlar yine vardı. Sadece o cesaretleri yoktu. Şimdi pervasızlaştılar, cesaret buldular, ortaya çıktılar.

EDK : Bugün baktığımızda IŞİD saldırılar düzenliyor. En son yılbaşında insanların eğlendiği bir yeri bastılar. Bu filmden yola çıkarak günümüzü nasıl değerlendirirsiniz?

TK : IŞİD’in İslamı sevdirmek için kurulmuş bir örgüt olduğuna inanmıyorum. Tamamen İslamiyetten nefret ettirmek için kurulmuş bir örgüt. Böyle bir örgütü görüp de İslamiyete sempati besleyecek bir tane adam bulamazsınız. Dolayısıyla bunlar İslamiyet’ten nefret ettirmek için kurulmuş teşkilatlardır. Yaptıkları eylemlerde kesinlikle istihbarat örgütlerinde destek aldıklarını düşünüyorum. İngiliz Konsolosluğu’nu Malatya’dan gelen 2 kişi bombalamıştı. Ben İngiltere’ye gidene kadar İngiliz Konsolosluğu’nun nerede olduğunu bilmezdim. Bunlar destek aldılar. İstanbul’un en merkezi yerinde elini kolunu sallayarak katliam yapıyorlar. Katil hala bulunamadı.

 

FETÖ-IŞİD Bağlantısı

EDK: Filmde kullandığınız görseller; Cemiyetin askerleri, Çözüm Hilafet görselleri, hocanın öğrencilere izlettiği Irak’taki videolar, savaşın videoları gibi materyaller Siyasal İslamdan öte Işidvari terör örgütlerinin de varlığını bize göstermeye çalışmak gibiydi. Bu bağlamda Işid ve FETÖ gibi örgütler arasında bir bağ kurabilir miyiz? Kurabilecek olursak, nasıl bir bağ kurabiliriz?

TK : Fetö gibi örgütleri kim yönetiyorsa IŞİD gibi örgütleri de onlar yönetiyor. Arkalarında hep aynı güç vardır. O yüzden aralarındaki bağlar çok kuvvetlidir.

OA : Çıktıkları ve beslendikleri coğrafyayla ilgili yöntem farklılıkları var. Fetullahçı yapılanma Anadolu’dan çıktığı için yöntemleri farklı. IŞİD gibi El Kaide gibi örgütler Ortadoğu bataklığından çıktığı için yöntemleri farklı. Ama her halükarda halka zarar veriliyor. Olan halka oluyor. Ölen biz oluyoruz. Hayatta kaldığımız her gün için sevinir duruma geliyoruz.

TK : Filmdeki evler zaten abi evleri. Toplandıkları evler, hocalar tam Fetullahçı yapılanma.

OA : Bir sürü insan bununla ilgili kitap yazdı. Ben 90’ların sonunda Hulki Cevizoğlu’nun bir kitabını okumuştum. Nurculuk üzerine. Işık evlerini anlattığı. Aslında yapılanmayı 90’larda uzun uzadıya anlatmış. Sinema anlamında kimsenin söylemediği bir süreç yaşanıyordu. Sinema anlamında ilk defa birisi çıkıp bir şey söylemeye çalıştı.

EDK : Filmin bir bölümünde şu şekilde bir ifade geçiyor: “seni saniyeler içerisinde yok edecek bir tankın önünde duramayacağını biliyorsun. Ne yaparsın? Kendinin bir silah olarak kullanırsın.” Burada Ali Sürmeli’nin canlandırdığı karakter “İnsanın kendisini ve ülkesini savunmasına terör demeye başladılar” diyor. Bu ifade bu kesimin çok kullandığı bir ifade. Bu ifade üzerine neler söylemek istersiniz?

TK : Kendini haklı göstermek için kullanılıyor. Filmi bir yere kadar izlediğinizde Siyasal İslam’ın el kitabı olarak sanılabilir. Hatta galada Atatürk posteri indirildiği sahnede sabırsız bir kardeşimiz çıkmıştı. Arkadaşlar bana söylediler sonra. O insanların nasıl devşirildiğini nasıl inandırıldığını göstermek zorundasınız. Ki gerçekten de böyle inandırıyorlar.

OA : Aslında tez-antitez durumu. Orada bir tez koyup bir antitezini koymak gerekiyordu. Benzer birşey çocuğun üniversitede hocasıyla yaptığı tartışmada da vardı. Anticumhuriyetçi bir söylem üzerinden başlıyordu. Ama Cumhuriyetçi bir hocanın karşı tezi vardı. Orada da bir çarpışma vardı. Hatta çocuğun dönüşümü çok hızlı oluyor diye bir eleştiri de gelmişti. Biz de dedikki “filmde Umut’un ikna edilme sürecini seyrediyoruz. Ama derdimiz seyirciyi de ikna etmek değildi.” Seyirciden de bir Umut yaratalım, onu da siyasal İslamcı yapıp canlı bombaya çevirelim diye bir derdimiz yok. O yüzden bilinçli olarak hızlı geçtik. Bu adamlar bunları büyük deneyimlerle yapıyorlar. Son derece haklı, doğru görülen tezler ortaya koyuyorlar. Sağlıklı bir antitez koymadığın zaman haklıymış gibi duruyor. Tehlikeli bir süreç. Aslında biraz da onu anlatmak istiyorduk. Hem tez olsun hem antitezi olsun.

 

Devam Filmi Çekilecek mi?

EDK: Girdap filminin devam filmi olur mu? Böyle bir düşünceniz var mı?

TK: Evet öyle bir planımız var.

EDK: Ne zaman gelir? Ve yine bu konu üzerinde mi olur?

TK : Yine içerik olarak aynı olur. Net bir tarih veremesek de planlarımızda var.

 

Türk Sinemasının Bugünü

EDK: İki genç sinemacıyı yakalamışken, Türk Sineması üzerine konuşmak isterim. Türk Sinemasının bugününü nasıl değerlendirirsiniz? Geçmişle ve dünya sinemasıyla karşılaştırarak Türk sinemasını siz nereye koyarsınız?

TK-OA: Türk sinemasında büyük bir aldatmaca var bunu söyleyebilirim. Ekonomide de öyle genelde rakamlarla kandırıldık. Sinemada da öyle. İngiltere, Almanya, İspanya ya da Fransa’da seyirci oranlarını karşılaştırırlar. Hollywood filmleri %70 izlenirken yerli filmleri %30’larda izlenildiği söylenir. Türkiye’de ise durumun çok farklı olduğu belirtilir. Yerli filmlerin özellikle Cem Yılmaz, Ata Demirer gibi popüler isimlerin filmlerini %65-70 İzlerken Hollywood filmlerini %30-35’dur. Ve bunu bize başarı gibi göstermeye çalışırlar. Ama şöyle bir acı gerçek var ki en küçük Avrupa ülkesinde bile haftalık sinema seyircisi 6-7 milyon iken bizde en yoğun dönem sayılan kış döneminde bile aylık seyirci sayısı ancak 6 milyon dolaylarındadır. Ondan sonra yaz aylarında bu aylık seyirci sayımız 2 milyona kadar düşer. Bu ne demektir? 10 milyonluk bir Avrupa ülkesinde aylık sinema seyircisi 6 milyonken sizde bu yok. Bu demektirki sinema olarak yerlerdesiniz. Yani sinemamız iyi bir yerde değil. Dışarıya film satamıyoruz. Bırakın dışarıya satmayı kendi içimizde de satamıyoruz. 80 milyonluk ülkede aylık 6 milyon seyirciniz var.

OA : Sinema güçlü ekonomi ve uğraş gerektiren bir şey. Sizin senede yaptığınız 150 filmin 100’den fazlası ekonomik olarak batıyor. Bazıları vizyona bile çıkamıyor.

TK : Teknik olarak kötü müyüz? Hayır. Hollywood hangi tekniği kullanıyorsa bizde aynı tekniği kullanıyoruz. Ama damlar dünyaya sattıkları için para harcayabiliyorlar. en ucuz filmleri 50 milyon dolar iken bizde en pahalı film 5 milyon dolardır. Bizde filmlerin bütçesi 1 ila 5 milyon dolar arası gider gelir. Dışarıya satma imkânınız yok. İşte Türki Cumhuriyetler var. Teknik olarak aynıyız. Yeşilçam ile bugünü karşılaştırırsak. Asla haklarını yiyemem adamlar büyük işler yapmışlar. Biz dijital teknoloji kullandığımızdan bir sahneyi 20 kare çekebiliyoruz. İçimize sinmeyen bir sahneyi ne olur ne olmaz diye yedek alırken, onların öyle bir şansı yoktu. Tek tekrarda önlerinde monitör yokken harika işlere imza atmışlar.

OA : Hem de şu anki bütçelerin çok çok altında bütçeler kullanmışlar. Aslında bu bir bayrak yarışıdır, sinemaların kendi içinde evrimi vardır. Onların birikimiyle yükselmeye devam ediyor. Muhtemelen 30 yıl sonra da çok başka bir yerde olacaktır. Çok daha güçlü olacak.

EDK: Dünya Sineması ile aynı teknolojiyi kullanıyoruz dediniz. Peki Türk Sineması seyirciyi neden sinemaya çekemiyor? Sebebi sadece ekonomik mi? Yoksa senaryo mu, çekimler mi insanları tatmin etmiyor?

TK : Baktığımız zaman çok iyi dediğimiz Avatar, Superman ya da Batman’ın yeni serileri de beklenilenin altında gişe yapıyor. Ama bizde en büyük sıkıntı korsan. Avrupa’nın hiçbir yerinde internetten film izleyemezsin. Kendini ertesi gün cezaevinde bulursun. Bizde binlerce site vardır. Baktığımızda devlet porno izlemeyi yasaklamıştır. Ama normal film siteleri açıktır ve bedavadır. İstese bu tarz korsan film siteleri de yasaklanabilir.

Evet belki aynı teknolojiye sahibiz belki ama ABD’de ya da Avrupa’da bir oyuncuya senaryoyu verdiğin zaman oyuncu bir sene çalışıyor. Bir sahne de ışık beğenilmediyse biz o sahneyi 4 gün sonraya atıyoruz. 4 haftada da film çekmeye çalışıyoruz. Bizde teknoloji var ama para yok.

OA : 150 milyon dolar harcanıp yapılan bir iş ile 1 milyon lira harcanmış bir filmin aynı skalada olması işin doğasına aykırı zaten.

Tek bir örnek vereyim James Cameron’ın ‘’Heardlock’’ filmi en ucuz Oscar alan film ve 24 milyon dolar. Bizim en pahalı filmimiz Fetih 1453’den daha pahalı. Ya da James Bond Skyfall filmi için bir hafta Kapalıçarşı kapatıldı. Kaç paraya kapatabilirsin. Biz Kapalıçarşı’da dükkân kapatamayız.

Yeşilçam Sineması

EDK: Yeşilçam filmleri dedik. Hepimiz çoğu filmi yüzlerce kez izlesek de hala daha replikleri ezberleyene kadar izliyoruz ve doymuyoruz. Ancak modern Türk Sineması’nda ki özellikle son 5- 10 Yılda ki filmleri ancak bir belki ikinciyi izledikten sonra bırakıyoruz. Bunun nedeni ne peki?

TK : O kadrolarda kimler var ona bakalım. Kemal Sunal var, Metin Akpınar var, Zeki Alasya var. Adile Naşit var, Halit Akçatepe var. Ayşen Gruda, Tarık Akan, Münir Özkul var. Baktığın zaman bugün her biriyle ayrı bir film çekersin. Senaryoya gerek yok bu kadroyu al getir bir yere film çek. Samimiyet var.

Modern sinemamızda bir tane ana karakter olur, bu günümüz popüler oyuncusudur. Sen onu yan karakterler ile beslersin. Ama o filmlere bak Hababam Sınıfı mesela dev gibi kadrolardır. Sen günümüzde öyle büyük oyuncuları aynı filme almaya kalksan o kadar popüler oyuncuyu yanyanagetirmek çok büyük paralara mal olur.

OA : Bir de popüler kültür etkisi var tabii ki. Bir şarkı çıkar mesela bir dönem herkes dinler ama 2 ay sonra yerine yenisi gelir.

Türk Sinemasının Geleceği

EDK: Peki Türk Sineması son yıllarda Cannes film festivali ve onun gibi birçok uluslararası filme layık görüldü. Bu bir umut mudur? Türk Sineması gelişiyor mu?

OA : Tabii ki gelişiyor. İsminden söz ettiren sinemacılarımız var başta Nuri Bilge Ceylan olmak üzere. Şu an Dünya’nın herhangi bir yerinde 10 tane çok iyi yönetmen sayabilir misiniz? Diye sorarsan Nuri Bilge Ceylan’ın adı eminim o 10’lu arasında geçer. Dediğim gibi bu bir bayrak yarışı. Nasıl Nuri Bilge Ceylan’da bayrağı Yılmaz Güney, Metin Erksan gibi isimlerden aldıysa bundan yıllar sonra ondan da alacak isimler olacaktır. Bugün Kalender Soğuğu aynı şekilde Dünya’dan ödüllerle dönüyor. Bu da bize kapılar açıyor. Bu anlamda güçlüyüz ve eminim ilerleyen zamanlarda çok daha iyi yapan birileri olacaktır.

Bu tarz ödüller cesaretlendiriyor. Bunları aldık. Biz de Oscar alabiliriz diye genç arkadaşlarımız cesaretleniyor. Nuri Bilge ve diğer iyi sinemacılar cesaret veriyor.

EDK: Türkiye’deki sinema eğitimini yeterli buluyor musunuz?

OA: Ya bu imkanlarla alakalı bir şey. Okulların sinemanın temellerini anlatacak yeterli imkân yok. Hollywood tarzı stüdyolar yok. Bunlar mali işler. İnsanlar mesleği çalışarak öğreniyorlar. Okuldaki teoriyi ancak setlerde pratiğe dökebiliyor e bu da uzun bir süreç demek.

Bugün Almanya’da İngiltere’de adam sesçi olarak okula gidiyor. Sesçi olarak devam ediyor. Görüntü yönetmeni olmak için okula giriyor görüntü yönetmeni olarak devam ediyor. Bizde ki algı ise eğer biraz da yakışıklıysan direkt oyuncu ol kamera önüne geçten ibaret.

Hasan Karacadağ ve Türk-İslam Korku Sentezi

EDK: Hasan Karacadağ ‘’DABBE’’ ile başladı ve Türk-İslam korku sentezi üretmeye çalıştığını söyledi. Ondan sona ‘’SICCİN’’ ve ‘’AZEM’’ gibi seriler geldi. Onun açtığı bu yol hakkında ne düşünüyorsunuz? Geleceği var mı Dünya Sineması’nda?

TK : Hristiyan Sineması’nda neden vampirler, şeytanlar vardır? Kendi kültüründen etkilenir. Hasan Karacadağ da kendi kültüründen beslenir. Korku filmlerinin kendi izleyicisi vardır. Dünya’nın neresinden bir korku filmi olsa bir açar ve 10 dakika olaya bakarsınız. Dünya Sineması’nda yeri olabilir. Korku deyince Özgür Bakar’ı çok beğenirim. Ama Hasan Karacadağ büyük bir yol açtı.

OA : Dönemsel akımlar oluyor. Bazen korku ya da sadece komedi akımı olabiliyor. Bu da bir akım baktığınız zaman bunun da bir durak noktası olacaktır. Başka bir yere evrilecektir.

EDK: Peki dizileri de konuşalım. Türkiye’deki diziler sizce ne kadar sanatsal?

OA: Dizilerin sanatsallığı hakkında çok fazla cümle kurmaya gerek yok. İnsanüstü çabayla yapılan, haftada 160 dakika dizi çeken insanlar var. Sanatsal faaliyet üzerine cümle kurmak zor. Ama haksızlık olur yapan adamlara. 160 dk’lık bölümü 1 haftada çektiriyorsan orada sanat falan konuşulmaz. Bu anlamda da Türkiye’nin sıkıntıları çok büyük. İnsanüstü çabayla 20 saat çalışıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

EDK : Bir de günlük diziler var.

OA : O daha kolay diğerinden. Ya insanüstü birşey yapılıyor. Tam anlamıyla emeğin zulmü var orada. Bu da bizim çok büyük bir derdimiz ve yaramızdır.

EDK: Peki yeni projeler var mı? İkili olarak mı devam edeceksiniz yoksa tek tek de projeler var mı?

TK: Biz hep bir şekilde beraberiz. Ben Mezarcı filmini çekerken Onur filmin uygulayıcı yapımcısıydı. Hem arkadaşız hem de bir şekilde birbirimizin yardımcısıyız. Ben onun filminde bir yerden tutarım o benim filmimin bir tarafından tutar. Pek ayrı ayrı sayılmayız.

OA : Talip Bey’in Mezarcı filmi hala stüdyo aşamasında.Yakın zamanda vizyon takvimi de açıklanacak.

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları