Kayahan: ‘Başarı bana beden ve ruh sağlığımı kaybettirdi’

0 Yorum

3 Nisan 2015’te kaybettik Kayahan’ı.

68.Doğum gününde Usta Sanatçı Kayahan’ın bugüne kadar verdiği röportajlardan üçünü yayınlıyoruz..

Kayahan… “BAŞARI BANA BEDEN VE RUH SAĞLIĞIMI KAYBETTİRDİ?”

“İstanbul’da bir güzel, İstanbul kadar güzel” melodisiyle tanıdım Kayahan’ı. Röportaj için ilk telefon açtığımda benliğimdeki ilk melodisi ile bütünleşti…Ferhat Şirin sordu, Kayahan yanıtladı;

Bu röportaj Mediatürk dergisi için Ferhat ŞİRİN tarafından yapılmıştır?

Gerçekten İstanbul’da bir güzel, İstanbul kadar güzel, bir de kibarlığı, alçak gönüllüğü,zerafetiyle gerçek İstanbul Beyefendisi ile röportaj için evinde randevulaştık. Röportaja bir saat erken gitmemize rağmen kibarlığı ile söyleşimize başladık. Farklı sorularıma samimi, bilgi dünyası muhteşem anlatımı ile de “Esmer Günlerim, Gönül Sayfam, Bir Aşk Hikayesi” ve daha bir çok olağan üstü şarkılarını nasıl hafızalarımıza kazıdığını daha iyi anladım.

SORU : İnsanlardan istediklerini almak,onların isteklerine ulaşmasını sağlamaktan geçiyorsa bunu nasıl yapabiliriz?

KAYAHAN : Birincisi, insanlara bir şeyler vererek mutlu olmak egonun en büyüğü zaten. Birisine bir şey vererek mutlu olursunuz. Aslında orada onu sevindirmeyi elde ettiğiniz için mutlu olursunuz. Yani böyle düşünenler vardır. Daha doğrusu insanları mutlu ederek, sizin aç olduğunuz şeyleri onlara verirsiniz. Bazıları böyle düşünürler, bunlar tabi benim yollarım değil ama bir analiz yapacak, gözlem yapacaksak benim gözlemlediğim bunlar. Bir tanesinde sizin istediklerinizi onlara vererek, hatta bu daha farklı onları mahcup ederek cezalandırma durumuna da gelebilirsiniz. Dolayısıyla bu da egonun kendisidir. Bir başka başlık açacak olursak, insanlar tarafından sayılıp sevilmeye talip olmaktır. Yani buna talip olmaksa eğer amaç, doğuştandır, karakterdir. Bu karakter insanların içinde farklı olmak ve onlar tarafından beğenilmek, onlar beğensinler diye bir yol vardır o değil, sizin yaptıklarınızı onların beğenmesini beklemekte diyebiliriz. Ama bu biraz da sanatçılık kişiliğidir. Yani sizin düşüncelerinizi kendi düşünceleri kabul etmeleri sizden çoklar yaratmaktır.

Sanatçılığın ana felsefesi ki Türkiye’de sanatçılık deyince şarkıcılık, şarkı yazarlığıdır anlaşılan. Nasıl spor denince futbol anlaşılıyorsa, burada da ciddi bir eksiklik var. Mimarlarımız, ressamlarımız, heykeltıraşlarımız ve fotoğrafçılarımız ayrıca pek çok dalda sayabileceğimiz kadar sanat dalıyla uğraşan insan. Onların hiç biriyle şu anda Türk toplumu meşgul değil. Onlar Yunan mitolojisinde geçen tanrıçalar yaratmaya çalışıyorlar. Böyle olunca da benim gözlemlediğim kadarıyla da aslında olumsuz bir şey bu; birisine hayran olmak ve o hayran olduğunuz kişiyi yüksek bir yere koymak. Oysa yine bu benim yolum değildir. Ben yıllarca elime dokunup bayılanlar veya tişörtüne imza isteyenlere söylediğim bir cümle vardı. Sizin babanız ne iş yapıyor derdim. Oda bana ”Benim babam marangoz.” der mesela. Ben de ”Bak ben senin babandan hiç farklı değilim. Çünkü o iyi bir marangoz ise bende iyi bir müzisyen olmaya çalışıyorum. Senin fanilana imza atmam beni ve seni küçültür. Bu doğru bir iş değildir.” deyip hep geri çevirmişimdir.

SORU : Her cennet ayrı bir ahlak özelliği ile ilişkilenmiştir, herkesin cenneti ahlakı ölçüsünde midir?

KAYAHAN : Cennet Cenab-ı Allah’ın bize, bu fani hayattan sonra sunduğu ceza ile veya cezasız geçilebilecek bir armağandır. Ama hal böyle olunca, demin de verdiğimiz sorunun cevabının içindekiler daha da belirmeye başlar. Biz bu dünya da birilerini ezerek, birilerini kandırarak kendinizi mutlu ediyorsanız, cennete zorca ulaşacaksınız. Siz bu dünya da başkalarını düşünüyorsanız ve bunu gerçekten öle zannetsin diye yapmıyorsanız, sevaplarınız çok olarak cennete çok daha kolay gideceksiniz. Ya da siz bu dünya insanların sizi mutlu etmedikleri için yakınıyor ve Allah’a şükrediyorsanız o zaman yine siz cennete yakın olacaksınız ve insanların hepsinin unuttuğu (uzunca yaşamanın verdiği fikirle unuttuğu) daha iyi beslenip daha iyi tıp ilminden faydalanarak, daha çok nefes sayısını uzatabilmek için yaptıkları bence saygındır. Ama bütün bunları yaparak, o bedenlerinin kıymetini bilseler, şu anda bu çok önemsenmiyor. Önemsenmediği içinde insanlar daha uzun yaşıyorlar ama daha manalı yaşıyor anlamına gelmiyor. Bu da cennetle alakalı bir şeydir. Hepimiz bu dünyaya gelirken bir görevle geliriz. Bize verilen o görevi ya doğru yapar, yahut yapamayız. Eğer yapamıyorsak bazısı bunu kaderle bağlayabilir. Ama yeteri kadar çalışarak kaderle size verilen rolün doğru oynanabileceği kanısındayım.

SORU : İnanç duyguları harekete geçirebilir. Siz hangi yöntemle duygularınızı hareket ettiriyorsunuz?

KAYAHAN : Yaptığımız iş, bu müzik meselesi, öle çok ciddiye alınacak büyük bir iş değildir. Yani müziğin dallarından bir tanesiyiz. Bu o kadar çok çeşitlendirilebilir ki; bizim klasik müziğimiz, çok ciddi bir ilimdir kendi başına. Klasik müzik kendi başına çok ciddi bir daldır, bir ilimdir. Ama bizlerin yaptığı canımızın istediğini söyleyip, canlarını istediklerini dinlemeleri başarısı çok da önemli değildir. Duygularla beslenmenin tabi ki çok önemli olduğu bir nokta, Ancak talip olduğumuz şey ”hani bunları yapalım da herkes bizi sevsin” bence doğru bir olgu değil. Bu işe talip olan insanlar öyle açlıktan, parasızlıktan yaralanmazlar. Onların yaradıkları şey çıktıkları yolun doğru olup olmadığıyla alakalıdır. Karşı tarafta bunu bilir zaten, siz de ona göre savunmanızı alırsınız. İşte burada insanlarla hangi yaşam felsefesinde paylaşırsanız ve orada kopmazsanız ki; geniş toplumlarda onların temsilcisi olmaya aday olursunuz. Ama onları sizi alkışlayabilmeleri ve size hayran olabilmeleri için, sizin hayran olunacak taraflarınız olması lazım. Eğer sizin hayran olunabilecek taraflarınız yoksa ve bunu da çok istiyorsanız, biz ona “kifayetsiz doğru” diyoruz. Türkiye’de çoğunlukla bu tanıma uyabilecek insanlar var. Yani nerelerden beslenilir. Bunu tek cevap verebilecek olsaydık ”samimiyet ”derdim.

SORU : Ne hissettiğimiz gerçekten bize mi bağlıdır?

KAYAHAN : Kendimiz nasıl hissettiğimiz bize bağlı değildir. Dünyayı algılamamız bize bağlı değildir. İkili ilişkilerimizin yarısı bize bağlı ve eğer etrafımızda koskoca bir ateş çemberi yanıyorsa, yanmaması da bize bağlıdır. Dünya birlikte hareket ettiğimiz, siyah adamlar, beyaz adamlar, çekik gözlüler vs. birlikte paralel olarak hareket ettiğimiz bir yaşam alanıdır. Dolayısıyla her birisi farklı bir yerde farklı bir fikirle yaşıyordur. Birisi farklı bir düşünce ile yaşıyordur. Ama netice de aynı yolda gidiyorlardır. Aynı sonuca ulaşacakladır. Dolayısıyla hissettiklerimizin bize bağlı olan kısmı ‘aşk’ olan kısmıdır. Ama bu Allah aşkı değil tabi? Bir karşı cins ile yani üremenizle ilgili size Allah’ın emrettiği ve de paylaşmayı düşündüğünüz hayat şablonuyla alakalı olan kısmın hissedilenlerinin en az yarısı size kalıyor. İyi geçinmek istiyorsanız, yarısından fazlasını halletmeniz lazım.

SORU : Sonsuzluk yollarında korkusuz, huzur isteyen kısacık dünyayı azimli hazırlıklarla doldurmalı mıyız sizce?

KAYAHAN : Bu gerçekten seçim meselesidir. Seçim ise doğuştan genlerle ilişkili olabilir. Eğer size çok ciddi olarak küçüklüğünüzden beri manevi değerler ve dünyanın gerçek yüzü anlatıldıysa siz trene saatinde binebilirsiniz. Ama siz bunları geç saatlerde öğrenirseniz, o zaman bir taksi tutup trene yetişmeniz gerekir. Yani bazı insanlar şanslıdırlar, bazıları ise şansızdırlar. Bunlar hem genleri ile ilgilidir, hem doğdukları ve büyüdükleri coğrafya ile ilgilidir, hem de onları dünyaya getiren ebeveynlerle ilgilidir. Bu dünyada eğer siz başarılı olmayı ve bu başarıdan mutlu olmayı kendinize elbise biçerseniz, sonuçta bu elbise bir süre sonra sizi sıkmaya başlayabilir. Ama önce bir yarış atı gibi ve önünüzdeki neden geçtiğinizi bilmeden geçersiniz. Sonra geçe geçe kendinizi ve aklınızı geçemeyeceğinizi anladığınızda geriye dönüş başlar. Siz tekrar o çok küçük yaşlarda size öğretilmeyen şeyleri aramaya başlarsınız. İşte bu dünya da, ben şahsen başarının çok önemli olduğunu zannederdim. Öyle düşünürseniz, sadece başarı için koşarsınız. Aslında bu dünya da size verilen nefesi ve ömrü gittiğiniz yerler de kullanma sansını da kaybedersiniz. Düşünün ki yıllarca geceleri çalıştım, sabahları ve öğlenleri güneşi görmüyorsunuz, neleri kaçırdım neyi yakaladım. Pek çok şeyi Allah nasip etti yakaladım. Hem kazanabildim helal olarak, hem başaralı olabildim ve saygıyı bulabildim. Ama neleri kaybettim derseniz; en basiti sağlımı kaybettim. Ruh sağlığımla beraber beden sağlımı kaybettim. Bütün bunların faturasını aldım ve ben ne aldım, kaça aldım? Bunun karşılığında verdiğim şeyleri düşündüğüm zaman, bazen diyorlar ki siz her şeyi kazandınız da ondan böyle düşünüyorsunuz ve dünyaya bir daha gelsem böyle bir yarış atı gibi davranmaz ve anlayan, anlamayan herkese anlatmayı seçmezdim. Seçeceğim yol beni anlayan küçük toplumlarda yaşamayı seçerdim. Böyle koskocaman milyonlar gibi bir yola talip olmazdım. Bence dünyanın dünyalık hali doğru yaşanmıyor şu anda, farklı yaşanıyor. Bu yüzden de her şeyimiz bozuldu diye de bozulan şeylerin nedenini bulamıyoruz. Mesela bir at arabası ile bir yerden bir yere gitmek sizin için yetiyorduysa, siz şu anda bir arabanın gürültüsüne katlanmazdınız. Demek ki bu ikisinin arasında kalan bir yapıya sahip insanoğlu, hem böle istiyor, hem de öyle olmasını istiyor. Hem diyor ki hızlı yaşayayım hem de bundan zarar görmeyeyim. Son dönemlerde hız ve teknoloji insan hayatın da önemli kolaylıklar getirse de hayatımızı ziyan etmiştir.

SORU : Yaratıcı Tanrı evreni yıkmak için nelere mahkum değildir?

KAYAHAN : Cenab-ı Allah’ın dünya’yı ve evreni, ve alemleri neden yarattığı malumdur. İnsanoğlunu da neden yarattığı malumdur. Aradaki hadise insanın içindeki irade ile alakalı bir konudur. Yalnız uyku hali nefise galip geldiği noktadır. Şu anda Cenab-ı Allah’ın bize bazı felaketlerle, bazı beklenmedik iyilikler ve kötülüklerle kendisine ait olanı bize vermekle değil, bence örülen ağlar devam ediyordur. Biz görebildiğimiz kadarını görebiliyoruz. Yani bütün bu ağlar bana kalırsa baştan da örülüyor. Ama Cenab-ı Allah’ın bize bir şeyi göstermek veya bir şeyle sizi cezalandıracağım sebep şudur, diye bir şeyi düşünmekte saflık olur. Kendi ağlarını örüyordur ve bizler bunun ne kadarını görüyoruz ve görmediğimiz kadarını yaşabiliriz. Mesela Cenab-ı Allah’ın Tanrı diye bir ismi yok, ama Tanrı diyerek onu anıyorsanız saygı duyarım. İrade ve nefsinizle ilgili olan maçın neticesini yaşarız. Bize bir irade verilmiştir. İrade aklı da temsil eder. Netice de sadece istekler üzerine kuruludur. Nefsin istekleri sonsuzdur.

SORU : Ruh görüşümüz yeterince özgürleştirebilseydik, geçmiş sahneleri hayal aleminden inceleyebilir miydiniz?

KAYAHAN : Her insanın içinde bana kalırsa keşfedemediği ülkeler vardır. Oraya gitmeye niyet etmekle başlayabilir bu. Yani siz durduğunuz yerde ülkeleriniz size gelmezler. Yola çıkmanız lazım, burada yola çıkış eksikliği vardır. Pek çok şeyi yaşayabilirsiniz, pek çok şeyi dokunmadan ve görmeden, pek çok şeyi onunla karşılıklı gelmeden yaşayabilir ve o hazzı alabilirsiniz. Bu insanoğluna bahşedilmiş hayal gücüdür zaten. Yani siz hayal gücünüzle hatta rüyalarınızda bütün bunların hepsini beceremeyeceğiniz çok şeyin hazzını alabilirsiniz. Ve bu ülkülerinize yola çıkmaktır. Ülkülerinizin size geleceğini beklemek ise saflık olur.

SORU : Ara sıra öfkelenmek bir ihtiyaç olabilir mi?

KAYAHAN : Bence hiç olmaz ama, ihtiyaç olduğunu görüyorum. Yani öfkeyle düşünmek doğru değildir. Öfke sizin düşüncenizin, iflas ettiği noktada size buluşan bir olgudur. Sizin düşünceniz iflas etmiştir. Tutarsız hale gelmişsinizdir. Siz artık neye öfkeleniyorsunuzdur? Karşınızdakinin yaptıklarına değil, kendi yetersizliğinize öfkeleniyorsunuzdur. Bütün öfkelerin içinde kendinizi iyi ifade edememenin meselesi vardır. Kızdığınızı karşınızdaki hissettirirken sebep sizsinizdir. Çünkü onu yapamamışsınızdır. Yapamadığınız için insanın neyi neden yapamayacağını bilmediği noktada öfke başlar. Öfkeyle birlikte de bir yere varılmaz. Ve sonra saçma sapan işler yaparsınız. Bir ihtiyaçtır diyorum çünkü gerçekten de hani bir şeyi, yapamayacağınız bir şeyi zorlamak insanın içinde vardır zaten. Siz yapamayacağınız bir şeyi yapmaya çalışırken öfkeleniyorsanız o zaman yapamayacağınız şeyleri yapmaya devam edip öfkeye de katlanmanız gerekir.

SORU : Sağlıklı beslenmek ve yaşamak için vücut sisteminizi nasıl yönetebileceğinizi bilir misiniz?

KAYAHAN: Benim bu hususta şöyle bir düşüncem var. Allah bağışlarsa 3. sınıfta bir kızım var. Birisi de 33 yaşında, onlardan biliyorum. Kendimden biliyorum, bize hep neyi nasıl kullanacağımızı anlattılar da kendimizi nasıl kullanacağımızı anlatmadılar. Yani gözlerimiz nedir ve nasıl kullanmalıyız. Gözlüğümüzü sileceğimizi ve kutuya koyacağımızı bildiğimiz halde gözlüklerimizi ne zaman kutuya koyacağımızı bilmiyoruz. Ellerimizi nasıl kullanacağımızı bildiğimiz halde mendilimizi yıkayıp kurutup güneşte tekrar kullanıyoruz. Dolayısıyla bizim yaptığımız bu şeylerin hepsi öğretilmeyen sonradan hastalanınca farkına vardığımız şeylerdir. Aslında okulda bunlar bize öğretilmeli. Bize emanet olan bedenin neye ihtiyacı olduğunu bize öğretmeleri gerekiyor. Onun kullanma talimatını bize vermeleri gerekir. Ya ben hep şunu söyledim. Hatta bununla ilgili bir kanunu çıkmasında da öncü oldum. Dedim ki ”Arkadaşlar, eğer ben bir şirketin patronuysam siz benim sağlık giderlerimi giderime yazmıyorsunuz. Ama iş yerimin, evimin, arabamın giderlerini, tamiratlarını yazıyorsunuz. Bu ters bir mantık değil mi?” dedim.

 

Kayahan’la Hoş Bir Söyleşi

Unutulmaz şarkılara imza atan ve yıllara meydan okuyan Kayahan’ın şarkıları, manevi dünyası, dargınlık ve kızgınlıkları…

Unutulmaz şarkılara imza atan ve yıllara meydan okuyan bir isim Kayahan. ‘365 Gün’ isimli yeni ‘single’ını çıkaran sanatçıyla evinde buluşarak şarkılarını, manevi dünyasını, dargınlık ve kızgınlıklarını konuştuk.
‘Allah ve Resulü ile bağlarınızı koparırsanız kendinizi tanımazsınız.’ diyen Kayahan, yıllardır küs olduğu Nilüfer ile barışıp birlikte barış konserleri vermek istediğini belirtiyor.

Yaşınız 62 ve hâlâ çok popülersiniz. Sizi kaya gibi sağlam tutan şeyin sırrı nedir?

Hiçbir sırrı yok. Doğru şeyler yaptığınız ve samimi olduğunuz sürece varsınız. Ben göz rengimle filan sevilseydim bir problem çıkabilirdi belki. Ama söylediklerimle sevilmeye çalışıyorum.

Yıllardır ne başkasını dinliyorsunuz, ne başkasının şarkısını söylüyorsunuz. Cins misinizdir?

Yoo, ben dinlemiyorum değil öğrenebildiğim şeyleri dinliyorum. Öğrendiklerimi unutturacak şeyleri dinlemiyorum. Benim hayattaki düsturum şu olmuştur: Titiz olmak, adam olmak, iyi kul olmak. Başka derdim yok benim.

44 yıllık müzik hayatınızda sayısız ödül aldınız. Sayısını biliyor musunuz?

İnsanın yaşı çok olunca ödülü de çok olabilir. Hem çalışıyor hem de uzun senedir emek veriyorsanız, yol uzadıkça uğradığınız benzinlikler de fazla olabilir. Aldığım ödüllerin sayısını bilmiyorum. Yaptığım plaklarda Türkiye’de söz, müzik ve yorumcu kimliğimle bütün ödülleri aldım. Akdeniz Akdeniz yarışmasında ‘Geceler’ ile uluslararası bir ödül aldım. Türkiye’yi Avrupa’da, Eurovision’da temsil ettim. Allah hiç utandırmadı yani. Günümüzde Avrupalı ile Türkiye’nin ilişkisi şimdilerde biraz daha iyi. Eskiden bizi işkenceci ülke olarak görüyorlardı. Spor ya da siyasal alanda Türkiye’den söz edilmeye başlandıkça merakları artmıştır. O yüzden Türkiye’ye bakışta 20 yıl öncesine göre büyük bir fark var.

AB ile ilgili olumsuz düşünceleriniz değişti mi?

Hep şurada tıkanıyorum. Peygamberimiz’i tanımayan bir toplumdan bahsediyoruz. Biz İsa peygamberi tanıyoruz ama onlar bizim Peygamberimiz’i kabul etmiyorlar. Buradaki sıkıntıyı sadece ticaretle mi aşacağız? AB, tek bayrak ve tek model olmasını istiyor. Ben onlara karşı değilim, benden yanayım. Bizden olanlarla daha iyi olur diye düşünüyorum. İnşallah biz kuvvetli oluruz da bizim çocukların İngilizce dersi alması gibi onlar da Türkçe dersi alırlar.

Yapacağım her şeyi yaptım der misiniz?

Yok canım, olur mu? İyi bir evlat yetiştirmek 10 bin ödülden daha önemlidir. İyi bir aile saadetiyle örnek olmak bütün şarkılardan daha önemlidir.

Dışarıdan bakınca başarı olarak görünen bunca şey insanda bir egoya yol açmaz mı?

Açar açar. Eğer Cenab-ı Allah ile, Resulü ile bağlarınızı koparırsanız bayağı bir şaşırırsınız. Kendinizi tanımazsınız. 1968’den beri böyleyim. Ben yaratmıyorum, Yaradan’ın yaptıklarını bir araya getiriyorum. Haddimi bilerek yaşıyorum. Gelip bana kollarını imzalatmak isteyen genç erkek ve kızlara “Beni putlaştırma.” diyorum. Bundan hiç hazzetmedim, hiç hoşuma gitmez, gururumu okşamaz, rahatsız olurum.

Televizyonlara çıkarken kendinizden ‘Büyük Usta’ diye söz edilme şartını koyduğunuz söyleniyor. Var mı böyle bir şey?

Bütün bunların hepsi benim misyonuma karşı olanlar tarafından üretilmiş şeyler. Ben sevgiyi anlatıyorum, o oradan “Bize ne, biz sevmek istemiyoruz.” diyor. Tamam canım, sen sevmek istemeyebilirsin, o senin bileceğin bir iş. Büyük usta dense ne denmese ne, benim adım Kayahan. Bu lafı çıkaran da bir ahlaksızın teki.

Sizin sevgi için vazgeçtiğiniz en büyük şey ne oldu?

Evlat sevgisi çok önemli tabii. Allah sevgisi için çok şeyden vazgeçmişimdir. Aslında ne kadar vazgeçerseniz o kadar mükemmel olursunuz. Vazgeçmek nefsinizle olan mücadeledir.

O halde iradeyle nefsiniz arasındaki maçın skoru ne?

İradesiz olarak yaptığım tek şey sigara içmektir. Orada maç benim 10-0 aleyhimedir. Ama diğer kendi nefsi, dünya malına ilgi olarak da 10-0 benim lehimedir. Hayatım boyunca dünya malı ile hiç ilgili olmadım. Sadece şeref ve sağlıkla ilgili oldum.

365 Gün şarkısını siz kime hediye ediyorsunuz?

Ben bu ülkenin dağlarında dolaştım, yaşadım, büyüdüm, misket oynadım ya, o yüzden şarkılarımı bu ülkedeki herkese hediye ediyorum. Amerikalı bir şarkı tuttursa benim 150 şarkımın 100 senelik getirisinden fazlasını kazanıyor, ama ben saygı kazanıyorum. 800 gün çalıştım üzerinde ama şarkıyı bir kerede söyleyip çıktım. Ailemin rızkından keserek yaptım bu şarkıyı, 100 bin doları geçmiştir maliyeti, emeğim hariç. 1 Şubat’ta oryantal versiyonuyla da CD olarak çıkarıyoruz, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde sevgililerine de, kızına da, annesine de verebilir.

365 Gün ile ilgili Ayşe Özyılmazel eleştirel bir yazı yazdı. Canınız sıkıldı mı?
Hakikaten böyle hissedip yazmış olabilir. Bu, onun benim yaptığım tarzdan hoşlanmadığı anlamına gelir. Fakat ikinci tarafı var olayın, bir şirketle anlaşmazlığım var. Bütün plaklarımın sahibi benim, bunların üstüne yatmaya çalıştılar. Onları mahkemenin, adaletin huzurunda mağlup ettim. Bu onlarda kuyruk acısı yarattı. Duyduğum kadarıyla Ayşe kızımız da onlara plak yapıyormuş zaten. Bir işbirliği olmuş, yani Hacivat-Karagöz durumu.

Nilüfer’in benden sonra başarılı bir şarkısı yoktur

Nilüfer ile küslüğünüzü telif ve paraya bağlayan çok insan oldu. Meselenin iç yüzü nedir?

Nilüfer ile 1980’li yılların ortasında tanışılmış ve 2000’li yıllara kadar sürmüş başarılı bir ortaklık vardır. Bu ortaklığın da yazılı ve sözlü olarak anlaşması vardır. Ben verdiğim hiçbir sözden dönmedim. Anlaşma başka türlü hale getirilmek istenmiştir. Ben de ‘Ya anlaşalım, ya hiç anlaşmayalım.’ demişimdir. Mahkeme benim haklı olduğuma karar vermiştir. Ben hep şunu söyledim: O bana eski anlaşmamızı versin, ben onu hayır kurumlarına vereyim ve şarkıyı söylesin. Ben hakkım olanı alıp hakkımdan sevap işlemek istiyorum.

Buna yanaşmıyor mu Nilüfer?

Bir ara yanaşmıyordu ama artık yanaşıyor. Bu kadar yıl geçti Nilüfer ile ortak çalışmamızın üzerinden, ondan sonra Nilüfer’in başarılı bir şarkısı yoktur. Yani burada benim bir payım vardır. O zaman giden bir şeyi neden durduruyorsun?

Ama onunla ilgili çıkan kitapta Nilüfer, size yardım elini uzattığını ve sizi fakirlikten kurtardığını söylüyor. Yalan mı?

Allah razı olsun öyleyse… Öyle olduysa tesadüf olmuştur. “İstanbul’da bir güzel, İstanbul kadar güzel” şarkısını bilirsiniz. Bu Nilüfer’le tanışmadan önceki şarkım. ‘Neden olmasın?’, ‘Canım Sıkılıyor’, ‘E bebeğim e’ gibi birçok şarkı ondan önce vardı. Nilüfer benden daha meşhurdu, o ayrı bir şey, ama ben de Türkiye’de tanınan bir isimdim. Şarkılarımı söylüyor olması Nilüfer’in hayatında başka sayfa açmıştır. Bundan önceki şarkı ‘Ohh ya ohh ya’ diye bir şarkı ise, yeni bir besteci çıktığında ‘Sen beni böyle bırakıp gitmezdin, hiç yapmazdın, ayları geçtik.’ diye daha ayrı bir renk çıkmıştır ortaya. Kayahan’ın karakteri dinlenilecek şeyler yapmasıdır.

Bu küskünlüğü bertaraf edecek hiçbir şey yok mu yani?

Var. Ben ılımlı yaklaşıyorum ama o şundan korkuyor. “Ben artık söylemem.” demiş. Eski dostuz, barışırız, benim şarkılarımı okuyabilir. Yine anlaşmadaki gibi parayı verir, biz de onu dullara, yetimlere veririz. Birlikte 15-20 barış konseri yapmak isterim Nilüfer’le. İnsanlara örnek olarak, şerri hayra vesile edebiliriz. Ben yanlıştan geri dönebilirim, kendisi de geri dönse…


Başbakan’a statta yapılan protesto bel altından vurmadır


Kızınızı Kur’an ve devletin yasalarıyla yetiştirdiğinizi söylemiştiniz. Bu, Kayahan’ın dönüşümüyle ilgili bir sürecin sonucu mu?

Hiç değişmedim ben. Altı-yedi yaşında büyükbabamın kucağında tesbih çekmiş birisiyim. Lüzum ettiği zamanlarda konuşmak gerekiyor. Yoksa ibadet de, itikat da gizlidir. Kızım Aslı Gönül’e, Allah’ın buyruklarını ve TC Devleti’nin kanunlarını tarafımızdan haberdar edilme görevini yapıyoruz. Farkındalığını çoğaltıyoruz. Yani yemek yediği zaman “Allah’ım nimetlerine çok şükür, bugünlerimizi aratma, sen bize akıl fikir ihsan eyle, doğru yoldan şaşırtma” meselesini dili söylerken kulağının da duymasına çalışıyoruz. Ben notunun yüksek olmasından ziyade ahlakının yüksekliğiyle övünüyorum. Bize sorulacak olan notlar değil, kelamımızın ve niyetimizin ne olacağıdır.

Allah’ın size ahirette nasıl muamele edeceğini düşünürsünüz peki?

Benim için her şey “bismillah” ile başlar. Neticede Müslüman bir ailenin çocuğuyum. Bu çok büyük bir erdem değil, böyle olması lazım zaten. Ben sevap toplamaya çalışıyorum. Hacca gitmedim, ruhumda şu an bir istek yok. Buna karşı olduğum için değil, ama benim baş dönmelerim var. Orada arınacağımı düşünürüm. Karım çok istiyor yoksa.

Kendinizde neyi beğenmezsiniz?

Çabuk sinirlenebiliyorum. Haksızlıklara yine tahammül etmemem lazım ama ferdi olarak dile getirmek yerine daha erdemli olmam lazım.

Olacakları rüyanızda görüyormuşsunuz bir de…

Evet. Benim zaman zaman rüyama iki tane sakallı dede girer, bana söylerler ve beni yönlendirirler. En son yine onlar bir şey söylediler ve onların söylediği gibi oluyor. Bir yolda yürürken ‘Evet, bu doğrudur.’ derler. Hep karar arefesinde iken gelirler ve gönül rahatlığı ile yürürüm.
Bir Galatasaray taraftarı olarak Başbakan’ın statta ıslıklanmasına ne diyorsunuz?

Başbakan’ı yuhalayan ve ıslıklayanların çoğunun yaşı Başbakan’dan küçüktür. Bir büyüğe yapılmış saygısızlık vardır her şeyden önce. Bu protesto ise her şeyin yeri var. Bunu Başbakan sineye çekememiştir, ben olsam ben de çekemem yani. Yapabilirler ama bir düğünde yapılması uygun değil bunun. Bu bel altından vurmadır.

30.01.2011 AKTİF HABER

 

Kayahan: “Çalışmak bir yere kadar, huzuru ıskalamayın!”

Kayahan ustaya göre insanların çok çalışmaya yönlendirilmesi bayramların asıl özelliğinin atlanmasına ve huzurun gözden kaçmasına neden oluyor…

Müziğin ustası Kayahan, yaptığı dillere düşmüş onlarca aşk ve sevgi şarkısının yanısıra aile yaşantısına ve geleneklerimize verdiği önemle de bilinen bir sanatçı. Büyük kızı Beste’nin bebekliğinde yaptığı ‘E bebeğim’ şarkısıyla herkesi çocukluğunun bayram sabahlarına götüren Usta’ya göre ramazan arınış, bayramlar barış demek. Beykoz’daki evinde eşi İpek Hanım ve kızı Aslı Gönül’ün eşlik ettiği söyleşimizde herkesi, sürekli çalışmanın dayatıldığı günümüzde bayram huzurunun ıskalanmaması için uyarıyor.
‘Eski bir bayram sabahı’ dersem nasıl bir anı canlanır?
‘E Bebeğime’ şarkısı geliyor. ‘Kırmızı pabuçları duruyor başucunda-Başı düşmüş yastığa uyuyor mışıl mışıl’ Bu, büyük kızım Beste. Ben birçok şarkımı bir yıl iki yıl sürede binlerce müsveddeyle yazmışımdır. Ama bu şarkıyı büyük  bir heyecanla kendisi kadar zamanda yazdım. Bayram sabahı sabah namazı sırasında gün ışırken o görüntüyle yazmıştım. Benim için en önemli bayram sabahı o bayram olsa gerek.
Bayramların size hissettirdikleri geçen zaman içinde değişti mi?
Bayramlar her zaman aklıma barışı getirmiştir bu bende hiç değişmedi. Eski bayramlarda gazeteler birleşir bayram gazetesi olurdu. Hepsinin bir çatı altında toplanması bana barışa dair çok farklı bir duygu verirdi. Bayramlar, insanların bir birini sevindirdiği bir gündür. Bayramlar her zaman aklıma barışı getirmiştir bu bende hiç değişmedi. Ramazanlar arınış, bayram barış demektir..
“Bayramları da ıskalıyoruz”

Yaşanabiliyor mu hâlâ o bayramlar?
Bayramlar bence tam anlamıyla yaşanamıyor. Pek çok şeyi ıskaladığımız gibi bayramları da ıskalıyoruz. Eve para yetiştirmek için bayramda çalışanlar ya da çok çalıştığı için bayramda da kaçıp tatil yapmak isteyenler arttı. Bunun altında insanları çok çalıştırmak var. Bir de bayramlarda yalnızlık daha çok koyar. Ben eskiden TRT’de bayram programlarında yalnızlara şarkı söylerdim.

Bayramda ‘E bebeğim’den başka yaptığınız şarkı var mı?
Başka bir bayramda da Barış Manço için yaptığım şarkı var. Aslı Gönül çok küçüktü, ben stüdyoda ‘Gönül Sayfam’ albümü için çalışıyordum. Aslı Gönül’ü mix masasına oturtup bir şarkı yapmıştım, şöyle; “Bugün günlerden bayram- Yanında olamadım- Çalışıyorum yine, yine babacığım- Bugün aslında bayram- Yanında olacaktım- Çalışıyorum canım hepimiz için- Bugün günlerden bayram- Barış Amcanda gitti- Şimdi işler daha zor Çalışıyorum’ Barış müziğin çok önemli bir yanını tutuyordu. İlkeliydi ve çok iyi bir öğretmenlik tarafı vardı. Aslı Gönül’e de bu şarkıyla Barış Amcasını öğrettim.

Çocukluğunuzdaki bayramlar nasıldı?
Çocukluğumda büyük babam beni ramazanlarda teravihe götürürdü. Üsküdar’da takkemi takar evimizin karşısındaki camiye gider, namaz dururduk. Çatapat, mantar tabancasıyla başlardı eğlencemiz. O zaman mahalle vardı. Şimdi mahalle yok. Şimdiki çocukların mahallesi yok. Mahalle var ama mahallelinin birbirine selam verecek zamanı yok. Kapitalist sistem çarklarını dönmesi için sürekli çalışmayı da yatıyor. O çarkların dönmesi için bir kişi bir buçuk kişilik çalışmak iki kişilik harcamak zorunda. İnsana fazla yükleniyor. İnsanlar bu arada başarıya odaklanırken mutluluk ve huzuru ıskalıyorlar.
Kızınız Aslı Gönül de sizin değerlerinizi öğreniyor mu?
Aslı Gönül bir kaç yıldır İngilizce şarkı söylüyor. Okulun birincisi ama Kadir Gecesi’nde de başını bağlayıp Yasin okuyor. Bu atalarımızdan gördüğümüz bir şey. İyi bir insan olmak önemli. Biz neysek Aslı Gönül de o. İnşallah başka bir yerde de bir erkek çocuğu böyle yetiştiriliyordur. Türkiye’nin geleceğinin burada yattığını düşünüyordum. Bilgili, çağdaş aynı zamanda inançlı insanlara çok ihtiyacımız var. Toplumun çimentosu bu.

Şarkılarınızda sevgi mesajı var. Çağın sevgisizlikle ilgili problemi yok mu?
Aşklar içinde aşkı barındırmıyor. “Son aşkı” diye yazılıyor ama aşk falan değil onlar evcilik oyunları. Bir hızla evleniyor, anne baba oluyorlar. Sonra anlaşamayıp boşanıyor. O annesiz ya da babasız büyüyen çocuk hayattan hınç alma peşine düşüyor. ‘Dil mi bozuluyor?’ diye sordular katıldığım bir dil sempozyumunda. Dil bozulmuyor, yaşam bozuluyor. Dile ihtiyaç kalmıyor. Eskiden kız arkadaşımızı arkadaşlığarazı etmek için bin tane şiir ezberleyip 150 tane şarkının farkında olmak zorundaydık. Güzel konuşmak gerekirdi. Şimdi mesajla hallediyorlar. Hatta çiçek yollamıyor, çiçek ikonu koyuyorlar mesaja.

3. sayfa haberlerine bakınca ahlaki düşüş dikkatinizi çekiyor mu?
Gazetelerde bu göze çarpıyor olabilir. Toplumda her zaman iyiler ve kötüler vardı. Kötüler amip gibi bölünerek çoğalıyorlar. Bizim de bu hususta işi ciddiye alarak Voltaire’inde dediği gibi iyilerinde örgütlenmesi lazım. Kötüler hep vardı. Her insanda insanlığın her hali mevcut. Hangi ailede yaşıyorsan o çizgileri alarak büyüyorsun.

Geçen hafta tatil fotoğraflarınız yayınlandı. Herkes güneye tatile giderken siz neden kuzeye (Sinop’a) gittiniz?
Her bayram özelliğini isminde taşır. Her bayramın bir anlamı vardır. Bayram izin demek değildir. Biz tatilimizi bayram öncesi Sinop’ta Beyaz Ev’de yaptık. Sakin bir deniz, dostlarımız ve huzur… 5 buçuk günün her saati müthişti. İnsanlara, “Bakın bir de kuzey var. Gidebilirsiniz” derken bir yandan da inşallah güneye çevirmezler diye düşünüyorum.

Bayram duanız kimler içindi?
Bu bayramı birlikte kutlayamadığımız, aramızda olmayan şehitlere, kaybettiğimiz değerlere, Müşfik Hoca’ya, Atatürk’ ün manevi kızı Ülkü Hanım’a ve herkes için değerli ebediyete göç etmiş tüm insanlara bayramda dua ediyorum. Böyle olun demiyorum kimseye, ben ne yaptığımı söylüyorum sadece.

“İpek Hanım için albüm yapacağım”


Şimdilerde besteciler aranjörler eline mikrofon alıp şarkı söylemeye, albüm yapmaya ve ya DJ’ lik yapmaya başladı. Bu sektörel bir zorunluluktan mı?

Plak şirketlerinin başındaki insanlar bu işi para kazanmak için yapar. Gerçek müzisyenler kendilerini anlatmak için yaparlar. Proje albümlerini de Ahmet ile Süheyla’yı bir araya getirip ikisinin de alıcısından yararlanmak amacıyla yapar plakçılar. Para kazanmak için yapılan şeylerin içinde de müzik adına az şey vardır. Ben hayatım boyunca hiçbir zaman karışık bir albümün içinde olmadım. İlk defa birisi çok istedi diye iki şarkımı verdim. Ben besteciyken şarkıcı olmadım. Zaten şarkı söylüyorken beste yapıyordum.

Tribute de denilen saygı albümü yapma akımı var bir de bu aralar, siz düşünmüyor musunuz?
Bugüne kadar best of albüm de yapmadım. Yaparmıyım emin değilim. İpek Hanım için hazırlayacağım bir albüm var. Şarkılardan ikisi çok ses getirecek. Bu tribute’ü yaparmıyım bilmem ama ben yıllarca best of da yapmadım. Bu biraz da “Hadi benim onuruma bir şey yapın” demek ve benim yapacağım bir şey değil.

“Benim zamanımın bayramları güzeldi”İpek Hanım, siz şimdi “nerede kaldı eski bayramlar” diyor musunuz? 

Benim çocukluğumun bayramları çok güzeldi. Anneannem Kırklareli ’nde oturuyordu. Hepimiz oraya giderdik. Çocuklar kapı kapı dolaşırdı. El işi mendiller, şekerler, paralar verilirdi. Onlarla bir şey alınırdı, çocuklar sokaklarda oynardı. Onun sonunu yakaladım diyebilirim. Artık öyle bir şey kalmadı. Hâlâ büyük ziyaretleri ve el öpmeler var. Aslı Gönül yaşıyor onu. Biz ona öğrettik.

Bülent İpek 20.08.2012

HTHAYAT

 

 

 

 

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları