Kumru Başer: Ana akım medya iktidara bağlı

0 Yorum
BBC Muhabiri Kumru Başer: “Yazılı ve basılı ve görüntülü ana akım medyadaki aşırı tekelleşme ve siyasî kamplaşmanın meydana getirdiği iklim, sektörün önemli bir kısmını işini yapamaz hale getirdi. Artık doğrudan iktidara bağlı çalışan, hiç yüzleri kızarmadan ellerine verilen manşetleri atan bir ana akım medya ile karşı karşıyayız.”

“Ana akım medyadaki aşırı tekelleşme ve siyasî kamplaşmanın ortaya çıkardığı iklim, sektörün önemli bir kısmını işini yapamaz hale getirdi” diyen BBC muhabiri Kumru Başer, medya ve gazetecilik sektörüne ilişkin sorularımızı cevapladı.

1960 doğumlu olan Kumru Başer çok siyasal, herkesin hararetle siyaset konuştuğu ve dert edindiği bir ailede dünyaya gelmiş. Kendisinin siyaset, tarih ve edebiyata olan ilgisinin de yetiştiği bu ortamdan kaynaklandığını belirtiyor. Babasının okulu olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine giden Başer, üçüncü sınıfta geçtiği İstanbul Üniversitesi SBF’den mezun olmuş. Londra’da London School of Economics’in Uluslararası İlişkiler bölümünde 1998-1999 yılında master yapan Başer’in master tezinin konusu “Türkiye’de Kürt sorununa barışçı çözüm girişimleri” olmuş. Vatan, Demokrat ve Hürriyet gazetelerinde çalışan Kumru Başer, BBC’de 22 yıl tam kadro ile çalışmış. “Gazeteci olmak istiyordum ve oldum, bulunduğum konumdan son derece memnunum” diyen Başer, şu anda esnek bir kontratla yine esas olarak BBC’ye ve serbest olduğu için bağımsız yayın organlarına çalışıyor.

Gazetecilik mesleğine Kumru Başer gözü ile bakacak olursak; sektörü nasıl buluyorsunuz?

Yazılı ve basılı ve görüntülü ana akım medyadaki aşırı tekelleşme ve siyasî kamplaşmanın meydana getirdiği iklim, sektörün önemli bir kısmını işini yapamaz hale getirdi. Önce çeşitli sektörlerde yatırımları olan işadamları hükümetten ihale alabilmenin, iktidarın gözüne girebilmenin yolu olarak medyayı kullanmaya başlamıştı. Ama artık o günleri bile aratacak şekilde doğrudan iktidara bağlı çalışan, hiç yüzleri kızarmadan ellerine verilen manşetleri atan bir ana akım medya ile karşı karşıyayız. Buna gazetecilik ve tek tek prensiplerine sadık kalmaya çalışan gazeteciler üzerindeki yasal ve yasal olmayan siyasî baskıları da eklersek tablo tamamlanır… Sadece tanınmış isimlere ne olduğu duyuluyor, ama Gezi olaylarından sonra Türkiye’de toplam 7 bin gazetecinin işini kaybettiği söyleniyor meslek örgütleri tarafından.

Bu durumda artık medya esasen hükümet yanlısı ve karşıtı olarak tanımlanıyor ve bunları izleyenler iki farklı dünyada yaşıyorlar adeta. Kürt medyasının da ayrı olduğunu hesaba katarsak üç ayrı dünya hatta. Bu meslek açısından bir kâbus aslında çünkü misyonlu habercilik diye tanımlayabileceğimiz, sadece siyasî hedefinize uygun haberleri görme ve onları kendi siyasî gündeminize uygun açılardan işlemek puan-reyting-tiraj topluyor. Başka türlü bir habercilik yapmak çok zorlaşıyor. Bu muhalif yayın organlarında çalışan gazeteciler için de büyük zorluk oluşturuyor, çalışma alanlarını sınırlayan bir etki doğuruyor.

Ama her şey kapkaranlık değil. Bir yandan da Türkiye’de gazetecilik -çok şükür ki- internet haberciliği sayesinde yeni bir aşamaya geçti. Bu şimdilik yeni, ama çok umut verici bir şey çünkü internet medyası büyük paralar istemediğinden haber paylaşımını büyük sermaye medyasının tekelinden bir ölçüde kurtarıyor. Üstelik içinde teknolojiyi çok gelişkin şekillerde kullanmak görüntülü canlı yayına kadar her şeyi yapmak mümkün. Dolayısıyla geleceği var bu alanın. Ama bilgisayar ya da akıllı telefon ile internet bağlantısı gerektirdiği için bir yandan haberi demokratikleştirici bir yandan erişimi olmayanlar açısından bakıldığında o kadar da demokratikleştirici olmayan bir yanı var. Sonuçta, iyi bir medya ortamı, görsel, basılı ya da internette olsun, herkes için demokratik bir toplumsal düzen ister kuşkusuz.

ALTERNATİF MEDYAYI KUTLUYORUM

Hak odaklı haberciliğin nerede ise bir kaç alternatif medya organı tarafından yürütülmeye çalışıldığını görüyoruz. Hak odaklı habercilik hakkında neler söylemek istersiniz?

Hak odaklı habercilik de demokratik olmayan ortamların ihtiyaçlarından doğmuş bir kavram. Habercilik zaten bana göre en temelinde sesi duyulmayanın sesi olmaktır. Alternatif medyada bu sesleri yansıtmak için canla başla çalışan arkadaşlarımı kutluyor ve gururla izliyorum. Bu bilincin yaygınlaşmasını isterdim, ama günümüz Türkiye medya ortamında çok zor.

Gazetecilik ve hız dediğimizde aklıma gelen ilk isimlerden birisiniz. Aktif twitter kullanımınızdaki başarı ile dikkatleri üzerinize çekmiştiniz. Hız ile habercilik yapacağız derken ortalığı bilgi çöplüğüne döndürdüler. Özellikle de ajans haberciliği. Bu hususta neler söylemek istersiniz?

Gazeteciliğe ayrı bir hız kazandıran şey sosyal medya oldu kuşkusuz. Başlangıçta gazeteci olsun olmasın kullanıcılar ellerindeki bu imkânla ne yapacağını tam bilemedi. Özellikle de Twitter. Türkiye gibi bilgiye aç, habere susamış bir toplumda bir nevi çölde sulak bir vaha duygusu oluşturdu önce. Ve hakkını vermek gerekir ki, bizler Roboski’de 34 kişinin Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne ait jetler tarafından bombalandığını da, Gezi’de tam olarak neler olup bittiğini, yolsuzluk operasyonunun ayrıntılarını hep önce Twitter’dan öğrendik.

Ama zamanla bu medyanın bir gazete ya da ajans olmadığını, dezenformasyona manipülasyona çok müsait olduğunu da çoğu kullanıcı gördü. Gazeteciler bu tür sosyal medya ortamlarını kullanırken herhangi bir kullanıcıdan çok daha dikkatli olmak zorunda çünkü insanlar gazeteci olduğu için ona daha çok güvenebilir.

Bir haberi ilk vermek önemlidir, ama verdiğiniz haber yanlışsa bir daha kimse size inanmaz. Onun için o haberi biraz daha geç verse de hiçbir zaman yanlış haber vermediği bilinen bir haberci her zaman daha makbuldür. İnanılması güç özel bir haberi duyuruyorsanız mutlaka kaynağını kontrol etmeli, başka kaynaklardan doğrulatmaya çalışmalı ve doğruluğundan emin değilseniz vermemelisiniz. Ya da uyarı olarak haberin duyulması önemli ise ve doğrulatamamakla beraber doğru olma ihtimalinin güçlü olduğunu düşünüyorsanız, kesin olmayan bilgi olduğunu vurgulayarak duyurabilirsiniz.

Ajanslar ise tek tek gazetecilerden bambaşka bir konu. Bir ajansın yanlış haber verme lüksü yoktur. Adı üzerinde ajans muhabirinin doğrulattığı haberi vermek zorundadır. Verdiği haberin yanlış çıkması bir ajansın itibarını çok ciddî şekilde yaralar.

BBC DENİLİNCE…

BBC’nin özel bir habercilik anlayışı ve kendine has bir tarzı var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

BBC’nin habercilik anlayışı, kamu haberciliğidir aslında. Yani kamuya karşı bir doğru bilgilendirme ve bütün vecheleriyle bilgilendirme sorumluluğu içerir. Biraz daha geç de olsa da, haberi mutlaka doğru vermektir önemli olan BBC için. Bir haberi BBC vermişse, “Hah tamam doğruymuş” diyebilirsiniz. Bunu yapabilmek için ilk öğretilen şey bir haberi en az iki kaynaktan doğrulatmaya çalışmak prensibidir. Yanılmaz mı hiç? Yanılabilir, ama en az yanılan olur genellikle. BBC’nin en çok önem verdiği diğer bir temel prensibi, hakkaniyetli olmaktır. Bir konunun tüm taraflarının kendi açılarını dile getirmelerini sağlamaya çalışır.

Günümüzde gazetecilerin çoğu mektepli. Bu mektepli kesimin okulda almış oldukları eğitim malûmunuz. İletişim fakülteleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Ben gazeteciliğe başladığımda yani 1970’lerde tanıştığım çoğu gazeteci İletişim Fakültesi mezunu değildi. Aslında dünyayı merak eden, anlamak ve anlatmak isteyen herkes gazeteci olabilir. Asıl olan doymaz bir merak ve kuşkudur gazetecilikte. Her şeyin altında yatanı anlamaya çalışmak yorulmamaktır. Tarih de mimari de okusanız gazeteci olabilirsiniz aslında. Ama İletişim Fakülteleri tabiî ki gazetecilik yapmak isteyenlere bunu iyi yapabilmeleri için bir çok fikri ve teknik araç veriyor. Bu bakımdan çok değerli. Benim söyleyeceğim, hiçbir fakülteyi bitirmenin gazeteci olmak için yeterli olmadığıdır. Çok okuyan, çok soran, yorulmayan bir araştırmacı olmayı gerektiriyor bu iş. Bir tür kamu adına soru soran araştırandır gazeteci. Bu ayrıcalığının sorumluluğunu taşıyabilmesi gerekiyor.

SERMAYEDARLAR ÖNEMLİ BİR SORUN

Toplumu yönlendiren tabir yerinde ise barışları ve savaşları körükleyenler gazeteciler… Aslında gazete patronları (!) “barışın” ve “nefretlerin” en hızlı gazeteciler aracılığı ile yayıldığını görüyoruz. Bu hususta neler söylemek istersiniz?

Medya çok büyük bir güç. Çok büyük bir iktidar. Gerçekleri eğip bükerek insanları birbirine düşman edebilir, galeyana getirebilir ya da uyutabilirsiniz. Bu gücü çok büyük bir hassasiyetle kullanmak da mümkündür, büyük bir hoyratlıkla da. Burada ben medyaya değil, sisteme ve daha dar düzeyde medya ile ilgili düzenlemelere kusur bulurum. İkincisinden başlarsak, medya sahiplerinin başka alanlarda da iş yapan sermayedarlar olması önemli bir sorun oluşturuyor örneğin. Çıkarları için medya kolunu kullanabiliyorlar ya da iktidarlar tarafından çok kolay tehdit edilebiliyorlar. İhale vermeyerek, vergi borçları, banka denetimleri yöntemlerine başvurularak ya da başvurulabileceği ima edilerek çok medya patronu yola getirilebilir ve getirilmiştir. Sonra gazetecilerin basın kartlarını Türkiye’deki gibi iktidardan değil, meslek örgütlenmeleri olan sendikalarından almaları bağımsızlıkları açısından daha doğrudur. Ama daha önemlisi, doğru düzgün medya demokratik bir rejimde olabiliyor. Demokratik kurumları ve gelenekleri güçlü ülkelerde medya da çok dikkatli olmak zorundadır. Hem rakipleri, hem okurları, hem de kendi oluşturduğu meslek denetim örgütlerinin sıkı kontrolü altında hata yapması çok daha zordur.

Hoş ve keyifli sohbetiniz için teşekkür ediyoruz. Başarılarınızın devamını dileriz.

N. Nur Erer 29.04.2015

YENİASYA

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları