Muhsin Yazıcıoğlu’nun Son Röportajı

0 Yorum

Muhsin Yazıcıoğlu, kendisi ile yapılan son röportajında oldukça önemli açıklamalarda bulunuyor. “Diyarbakır ne kadar Kürt’se Mersin de o kadar Kürt`tür, Sivas da o kadar Kürt`tür. Biz hep beraberiz. Kürt-Türkmen, Laz-Çerkez biz kardeşiz, aynı kıbleye dönmüşüz, aynı secdeye baş koymuşuz, aynı kitaba bağlıyız. Bir Peygamberin ümmetiyiz” diyen Yazıcıoğlu, “PKK, emperyalizmin bölgedeki maşası, emperyalist güçlerin bölgemizde istikrarsızlık oluşturmak için kullandığı bir paçavradır ve PKK hareketi en büyük Kürt düşmanlığıdır” ifadesini kullanıyor.

Partinizin amacı ve misyonu hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Muhsin Yazıcıoğlu: BBP’nin amacı, milliyetçi, muhafazakâr ve demokrat anlayış çerçevesinde yürüttüğü idealist ve yenilikçi siyasi çizgisiyle hem sosyal anlamda hem de siyasi anlamda iktidar olup aziz milletimize hizmet etmektir. BBP, milletimizin menfaatlerini her türlü siyasi menfaatten üstün gören, devletimizin dünya devletler muvazenesinde güçlenmesiyle milletimizin de hür ve müstakil mutlu yarınlara kavuşacağına inanan, devlet ile millet arasında oluşturulmuş bütün derbentleri yıkma azmi ve kararlılığı taşıyan, ulusal veya küresel hiçbir çıkar odağıyla herhangi bir şekilde irtibatı olmayan bir gönüllüler ve idealistler hareketidir.

BBP, bütün insanlığa kutlu bir medeniyet projeksiyonu sunmaktadır. Bu medeniyetin tarihi hafızamızdaki karşılığı Osmanlı Cihan Devleti, biraz daha eskiye gidersek Selçuklu Türk Devlet geleneği ve Türk İslam Medeniyetidir. Milliyetçi, maneviyatçı, demokrat ilkeler çerçevesinde yeniklikçi ve idealist anlayışla çağımızı yorumlayıp ‘ bir elinde Kuran, bir elinde bilgisayar; yüreğinde iman, ufkunda Turan olan bir nesil’ yetiştirme ülküsüyle Büyük Türk Milletinin istikbaline hizmet etmektir yegâne amacımız.Bugün BBP olarak ‘ Önce Türkiye, Öncü Türkiye’ diyoruz.

Biz, her şeyden önce Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, bayrağı, sınırları ve dili tartışılmadan; güvenlik, özgürlük ve refah içinde bir toplum oluşturarak güçlenmesini ve daha sonra bölgesinde de öncü olarak tarihi misyonumuza yakışır şekilde Turan’dan Nizam-ı Âlem’e uzanan bir ufkun takipçileri ve sevdalılarıyız. Bu sebeple mevcut siyasi konjonktürde BBP’li olmak bir ayrıcalıktır. Aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Kendi tarihi ve sosyal gerçeklerini gözeterek, bütün insanlığı aydınlatacak bir projeksiyona sahip bir idealizmi amaç edinen BBP, kaynağını idealizmden alan bir siyasi oluşumdur. Bu sebeple siyasi mesajlarını net bir şekilde ifade eden BBP’den başka siyasi parti yoktur. İktidar partisi iktidar nimetlerinde kendini kaybetmiş, muhalefet partileri ise iktidar nimetlerine duydukları iştahla ucuz polemiklere kendilerini kaptırmış ve dolayısıyla milletimizin umutlarını yok etmiş hatta hapsetmişlerdir. Tek umut, tek kurtuluş BBP idealizmidir. İktidar ve muhalefeti hastalık derecesinde içine alan bu mikroplu sarmalı, bu saçma ve kirli iktidar oyununu bozacak, bu saadet zincirini kıracak idealist bir irade gerekir ki, o da BBP’dir. Maalesef diğer siyasi hareketlerin böyle bir derdi ve vaatleri de yoktur. Günübirlik politikalar, günübirlik çözümler ve polemik söylemlerle milletimizi uyutmaya çalışıyorlar. Milletimizin geleceği için kafa yoran, uykularını bölen, günlerce durmaksızın çalışan ve nihayet projeler üreten sadece BBP’lilerdir.

Öte yandan bugün çeşitli buhranlar yaşayan Türkiye’nin ve insanlarımızın söz konusu buhranlardan tek çıkış yolu da idealizmdedir. Ahlaki değerleri bozulan, kapitalizmin amansız rekabet ve acımasızlık ortamında insani değerleri rencide edilen ve öz benliğine yabancılaşan, onurlu yaşamdan sürekli taviz vermek zorunda bırakılan bir sosyal psikolojinin hâkimiyeti altında insanlarımız büyük bir ikilem ve kimlik problemi yaşamaktadırlar. Siyasetin asli görevlerinden birisi de bu sosyal çözülmeye çareler üretmektir. Siyasetçilerin bir görevi de budur. BBP’nin bu noktadaki tavrı da nettir. Ne ulusalcı olacağız ne de küreselci, üçüncü yol olarak kendimiz olacağız ve kendimizle barışık yaşayacağız. Sosyal huzur ve bireysel mutluluk kendiyle barışık olmaktan geçer. Kısaca BBP olarak, kendi kültürümüzden beslendiğimiz ve bütün insanlık için yeni bir medeniyet iddiası taşıdığımız için Yunus Emre gibi ‘ Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası’ diyerek geleneğimizin sağlamlığına vurgu yapıyor, Mevlana gibi, ‘Dünle birlikte gitti cancağızım ne varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım’ diyerek de yeniliklere kendimizi hazırlayıp mutlu geleceğimizi kurguluyoruz.

Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Kimdir size göre Muhsin Yazıcıoğlu?

Şahsen benim için cevabı en zor sorulardan birisidir bu sorduğunuz. Hayattaki en zor şeydir insanın kendi kendini anlatması. En doğrusu insanın başka gözler tarafından nasıl göründüğüdür. Hakkımdaki değerlendirmeleri kendim yapmaktansa aziz milletimize bırakmayı tercih ederim. Çünkü siyasetçinin sahibi bir yerde kendisi değil millettir. Siyasetçi bir yerde milletin malı olmuştur. Milletin desteği ve sevgisi siyasetçinin aynasıdır. Sivas, Şarkışla Elmalı köyünde bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Geldiğim yeri biliyorum. Anadolu’nun çileli insanlarının bütün hayat şartlarını yaşadım. Anadolu insanının ne istediğini biliyorum. Bir siyasetçi olarak Muhsin Yazıcıoğlu, hiçbir karanlık ve kirli işin içinde olmamış, hiçbir zaman onurunu ve değerlerini pazarlık konusu yapmamış, devleti, milleti ve inançları için her zaman fedakâr ve cefakâr hislerle hareket etmiş sivil, demokrat ve idealist bir kişidir. Beraber yürüdüğüm arkadaşlarım da olabildiğince şeffaf ve samimi davrandığımı söyler hatta bazen şaşırırlar. Şahsen toplum hayatında öne çıkanların daha fazla fedakâr, daha çok samimi ve daha çok çalışması gerektiğini düşünüyorum. Şahsımı kendine öncü, lider olarak görenleri mahcup etmemek, onların güven ve sevgilerine layık olmak için fedakârlık yapmaya gayret ediyorum. Rabbime çok şükür bana güvenenlerin güvenlerini boşa çıkaracak hiçbir kirli hesapta olmadım ve inşallah bundan sonra da olmayacağım. Çok şükür dosta düşmana karşı alnımız ak, başımız dik, gönlümüz, rahat kafamız dinç olarak yürüyoruz. Milletimizin teveccühü oldukça bu kutlu yolda yürümeye de devam edeceğiz.

Geçtiğimiz günlerde çıkan ‘Öğrenci Affı’nın mimarının sizin olduğunuzu söyleyebiliriz. Verdiğiniz teklif ile Meclis’ten çıkan af sizi tatmin etti mi? Eksikler var mı?
Öncelikle böyle hayırlı bir düzenlemede oylarıyla destek olan bütün milletvekillerine ben de çok teşekkür ediyorum. Birkaç öğrenci arkadaşla başlattığımız mücadelenin başarılı sonuçlanması ve sonrasında onlardan gelen teşekkürlerden ve minnetlerden haz duydum. Bu kanunla yaklaşık 600 bin kişi eğitim hakkına yeniden kavuşmuştur. Çeşitli sebeplerle okullarıyla ilişiği kesilen üniversite öğrencileri kendilerine tanınan devam hakkı ve sınav haklarıyla okullarını bitirme ve meslek edinme imkânı yakalamışlardır. Böylece ciddi bir meseleye çözüm bulunmuştur. Bu kanun teklifini önce Meclis’e ben verdim. Teklifin kanunlaşması için hükümet organlarıyla defalarca temas ettim. Nihayet teklif kanunlaştı. Belki tarih olarak daha eskiyi de kuşatabilir, kapsamı biraz daha genişletilebilirdi. Yurtdışındaki üniversitelerden nakil yoluyla gelenlerin de af kapsamına girmesi de gerekirdi. Fakat kanunun mevcut hali de meseleye çözüm getirmektedir.

Güneydoğu, PKK, Kürt sorunu gibi isimlerle adlandırılan, 25 yıldır ülkemizin en önemli gündem maddelerinden biri olan kemikleşmiş hastalığımıza BBP’nin ne gibi siyasi, ekonomik ve sosyal çözüm önerileri vardır? Öncelikle hastalığın teşhisini doğru koymak lazım. Mesele terör meselesidir ve küresel uzantıları vardır. Amaç, Türkiye’yi sürekli terör kıskacı altında tutarak, küresel isteklere boyun eğmesini sağlamaktır. Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde olunca önce güçlü Türkiye’nin sonra da bölgesinde ve dünyada öncü Türkiye’nin ortaya çıkacağını hesap eden iç ve dış güçler bu PKK terörünü başımıza bela etmişlerdir. Küresel güçler ile kadim düşmanlarımızın gizli izdivacının gayri meşru çocuğudur PKK. Dolayısıyla PKK’nın Kürt kardeşlerimizle bir alakası yoktur. PKK, istismar ve çıkar üstüne kurulu bir kukla örgüt ve caniler güruhudur. PKK, Türkmeniyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Boşnağıyla, Çerkeziyle bin yıllık tarihimizin bize verdiği isim olarak Büyük Türk Milletinin ortak düşmanıdır. Mesele bundan ibarettir. Mesele terör olunca, çözüm nettir. Terörün çözümü noktasında aklın yolu birdir. Devlet, devlet gibi yönetilir, yasalar hâkim kılınırsa terör diye bir şey kalmaz. BBP olarak bunun nasıl yapılacağını defalarca anlattık. Olmadı, raporlar hazırlayıp Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı’na çözüm önerilerimizi ilettik. Teröre karşı her yönden yetiştirilmiş özel birimlerle mücadele edilmesi gerektiğini söyledik. Ayrıca sosyal ve ekonomik çözümlerimizi de sıraladık.

PKK’nın Meclis’teki uzantısı DTP’ye, küresel bağlantılarına ve askeri teçhizat ve askeri eğitim aldıkları odaklara karşı Türkiye Cumhuriyeti çaresiz değildir. Fakat siyasi iktidar bu konuda yetersiz kalmaktadır. Çeşitli siyasi hesaplar iç içe geçtiği için net bir tavır söz konusu değildir. Teröre karşı net tavır alınmazsa çözüm olmaz. Terör örgütüne silah ve teçhizat veren, para temin eden tüm odaklara haddini bildireceksiniz. Bunu yapmadan teröristi durduramazsınız. Terör örgütü çocukları, kadınları, yaşlıları kullanıyor, iç savaş çıkarmak için her türlü provokasyonu yapıyor fakat biz biraz itiraz edince ‘işte şahin kanat konuştu, bunlar yüzünden oluyor bütün olaylar’ şeklinde itiraz ve suçlamalarla karşılaşıyoruz.

Ben tekrar söylüyorum; Ankara ne kadar Kürt ise Diyarbakır o kadar Kürt’tür. Sivas ne kadar Türk ise Hakkâri o kadar Türk’tür. Bin yıllık mayayı bozmaya çalışanlar, mayası bozuk hainlerdir. Onların oyunlarına gelmeyeceğiz ve bu terör belasından hep birlikte el ele omuz omuza vererek kurtulacağız. Bölgeye yönelik sosyal ve ekonomik iyileştirmeler elbette yapılmalıdır. Vatandaşlarımızı yaylasında, tarlasında tutarak göçü engellemeliyiz. Topraksız köylüye üretmek şartıyla toprak vermeliyiz. Ciddi ve samimi bir toprak reformu yapmalıyız. Fakat bunlar kadar önemli başka bir konu vardır ki o da eğitimdir. Öncelikle yıllardan beri gelen ve bölge insanını cenderesi altına almış olan şiddet kültürü ve feodal baskıdan eğitim imkânlarıyla, sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla bölge insanını kurtarıp, birey olma özgürlüğüne ve güvenliğine kavuşturmamız gerekmektedir. Bunu sağladıktan sonra bölgeye ekonomik olarak da refah gelecek ve terörün sosyal bahaneleri ortadan kalkacaktır. BBP olarak bütün Türkiye için sunduğumuz GÖR Projesi, sosyal anlamıyla bölge için de tek kurtuluş reçetesidir. BBP iktidarında önce güvenlik, sonra özgürlük ve nihayet refah sağlanacak ve bölgenin makûs talihi değişecektir. Türkiye’nin en büyük meselesi olarak gördüğümüz bu konuda BBP, hem özgün projeleriyle hem de bölge insanını diğer bölgelerdeki yaşayan insanlardan ayırmayan kuşatıcı anlayışıyla 30 yıllık belayı başımızdan def etmeye muktedirdir. Bunu herkes bilmelidir. Mevcut şartlar altında da bu konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. Bu milli bir davadır. Milli tesanütü bozmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz, her platformda demokratik usuller içinde mücadelemizi sürdüreceğiz.

TC. Başbakanının bu ülkenin bir iline gitmesini ‘Provokasyon’ olarak dillendirenler var. Son günlerde meydanlara çoluk çocuğu sürenlerin amacı ne?

Belli şehirler oluşturulmak ve belli şehirlere belli kimlikler yüklenmek isteniyor. Buna hiçbir zaman müsaade edemeyiz. Kimse buna müsaade edemez. Erzurum ne kadar Türk’se, Sivas da o kadar Türk’tür, Diyarbakır ne kadar Türk’se Trakya`da Tekirdağ da o kadar Türk`tür. Tekirdağ ne kadar Türk’se Diyarbakır da o kadar Türk`tür. Diyarbakır ne kadar Kürt’se Mersin de o kadar Kürt`tür, Sivas da o kadar Kürt`tür. Biz hep beraberiz. Kürt-Türkmen, Laz-Çerkez biz kardeşiz, aynı kıbleye dönmüşüz, aynı secdeye baş koymuşuz, aynı kitaba bağlıyız. Bir Peygamberin ümmetiyiz. Bu bayrakta hepimizin kanı var, bu ezanlar bizim ezanlarımız, bu devlet bizim kurduğumuz devletimiz. Bu tam bir ihanettir. `Van`a gelmek demek filanın Kudüs`e gelmesi demektir` tabiri tam bir ihanettir. Onun için bunu bir strateji olarak görüyorum. PKK’nın hedefi, zorla OHAL`i çıkartmak, sonra sıkıyönetimin gelmesini sağlamak, ardından yasakların derinleşmesini sağlamak, acıları artırmak ve istikrarsızlığı yoğunlaştırmaktır.

PKK bundan besleniyor ama önümüzdekini sadece PKK olarak görürsek yanılırız. Yıllardır mücadele edilen PKK değil, PKK bir Kürt hareketi değil, PKK Kürtlerin hak ve hukukunu savunan bir örgüt değildir. PKK, emperyalizmin bölgedeki maşası, emperyalist güçlerin bölgemizde istikrarsızlık oluşturmak için kullandığı bir paçavradır ve PKK hareketi en büyük Kürt düşmanlığıdır. Kürtlere en büyük zararı, en büyük ihaneti PKK vermiştir. Yaylasını terk ettirmiştir, toprağından koparmıştır, insanlarını aç ve sefil bırakmış, çocuklarını dağlara götürmüş, kardeşlik hukukunu bozmuş, düşmanlık tohumu ekmiştir. Demokrasilerde devlet erkini paylaşan Yasama, Yürütme ve

Yargı’nın kurumsal konumları son yıllarda çok tartışıldı. Özellikle Yasama ve Yargı arasındaki sınırın ihlal edildiği iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Güçler ayrılığı prensibi bizim demokratik sistemimizin ve anayasal düzenimizin bir gereğidir. Kanun koyucu olarak TBMM yetkilendirilmiş ve 12 Eylül Anayasası’yla birlikte şekli ve konumu kuvvetlendirilen Anayasa Mahkemesi de yasaların usul ve şekil olarak Anayasaya uygunluğu açısından denetiminden sorumlu kılınmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin yasaları içerik anlamıyla sorgulama yetkisi yoktur. Fakat son yıllarda Anayasa Mahkemesi, kendisine farklı bir misyon biçmiştir. Biçilen bu misyon biraz da bazı medya ve güç odaklarının baskılarıyla oluşmuştur. Özellikle CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ni kendisiyle aynileştirme çabaları ve zorlamaları sanki netice verir gibi olmuş ve maalesef yüce mahkeme siyasi bir görüntü kazanmıştır. Bu elbette demokratik sistem için istenmeyen ve kabul edilemez bir durumdur. TBMM’nin yerine kimsenin kendini koyma yetkisi yoktur. Bazı anayasa değişikliklerinde Anayasa Mahkemesi kanun koyucu gibi davranmış ve kararlarını dayatmıştır. Bu birçok kişi tarafından yapılan bir yorumdur. BBP olarak askeri darbe eseri, köhnemiş zihniyet ürünü 12 Eylül anayasasının değiştirilmesi gerektiğini defalarca söyledik. Kurumsal yapılar da dâhil, yani Anayasa Mahkemesi’nin konumu da dâhil milli uzlaşmayla yeni bir anayasa yapılması için üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık. Fakat iktidar partisi bu konuda ortak akla değil nicelik olarak siyasi gücüne güvendi. Emrivaki yaparak, oluşacak suni gerginlikten nemalanma yoluna gitti. Nihayetinde başörtüsü meselesi çözümsüzlük batağına saplandı. Bunu sorumlusu bu iktidardır. En az CHP kadar suçludur AKP iktidarı. Çünkü bu konuda çok uyardık. BU meseleyi anayasa değişikliği yaparak riske ederseniz ilerisi için de sıkıntılı ve çözümsüz bir noktaya götürürsünüz olayı dedik. Fakat dinletemedik. Zaman bizi haklı çıkardı. Keşke haklı çıkmasaydık da bu mesele çözülseydi fakat öngörümüz doğru çıktı. Yine de çözüm yolu vardır. Demokratik anayasa için ve özgürlükler noktasında BBP ön şart sunmadan her türlü desteği vermeye hazırdır. Yeter ki siyasi hesapla değil samimiyetle yola çıkılsın. BBP üstüne düşeni fazlasıyla yerine getirecektir.

Avrupa Birliği sizce neyi ifade ediyor?

Bomboş ve karanlık bir tünel… Zaman kaybı, enerji kaybı, umut sömürüsü ve yalanlar dünyası… Türkiye Cumhuriyeti’nin umutsuz aşkıdır Avrupa Birliği… Bize göre ise gereksiz ve yalan ve hatta yanlış bir aşktır. Çünkü karşılıksız bir aşk ve bize uymayan bir sevdadır. Takriben 40 yıl önce Türkiye Nato’da yer almasının gereği olarak mevcut dünya dengeleri bakımından Avrupa Ekonomik Topluluğu’na girme isteği mantıklı bir tercihti. Fakat 1990′dan sonra durum değişmiş, Türkiye açsından yepyeni alternatifler doğmuştur. Atatürk yaşasaydı AB’nin dayatmalarına bir gün bile tahammül edemezdi. Fatih görseydi halimizi, İstanbul’u niçin fethettiğini döve döve anlatırdı bizim fanatik AB’ci aymaz siyasetçilerimize… Ne muasır medeniyettir ne de tek umuttur AB bizim için… Tek dişi kalmış canavarlık huyundan vazgeçmediklerini yakın zamanda Bosna’da göstermiştir bütün dünyaya Avrupa Medeniyeti… Bizim Avrupa medeniyetinden alacağımız hiçbir şey yoktur. Mesele teknolojiyse şayet, kimse AB karşısında kompleksle kapılmasın. Endonezya, Malezya, Hindistan AB’de değil ve pekâlâ teknolojinin kalesi oldular. Bunlar AB ülkeleri mi sanki. Hiç böyle saçma komplekslere gerek yoktur. Fakat AB, küresel bir gerçektir. Bizim AB ile ilişkilerimiz mütekabiliyet esasları dâhilinde karşılıklı çıkara dayalı olmalıdır.
AB’ye Türkiye’nin tam üye olarak girmesine kesinlikle karşıyım. Türkiye’yi büyütecek bir proje değil, köleleştirecek ve zayıf bırakacak bir konsepttir Avrupa Birliği… Gümrük Birliği ile kaybettiklerimiz, AB’ye uyum sürecinde tarım ve sanayi olarak kaybettiklerimiz geleceğin habercisidir zaten. AB’den bize hayır gelmez, biz kendi gerçeğimize ve kendi gücümüze bakmalıyız. AB bize muhtaçtır biz AB’ye değil… Biz Osmanlı’nın torunuyuz. Osmanlının mirasına bakmalıyız. Bu medeniyeti yeniden ihdas etmek için çaba göstermeliyiz. AB, Osmanlıyı ve ona karşı duyduğu aşağılık kompleksini unutmuyor, üstelik barış ve hoşgörü altındaki 500 yılı unutmuyor ve bizden ellerine fırsat geçtiği için 40 yıldır 500 yılın intikamını alıyor sinsice. Mesele bu kadar basittir benim açımdan… AB, kocaman bir yalan ve Türkiye açısından hayal tünelinden ibarettir.

Turan veya Türk Birliğinin sizdeki karşılığı ne? Bazılarının dediği gibi bir ütopya mıdır?

AB projesi nasıl Avrupa ülkeleri için bir ütopya değil gerçeğin ta kendisiyse bizim için de Büyük Türk Birliği gerçeğin ta kendisidir. Türk Birliğine değil AB’ye inananlar asıl hayalperestlerdir. Bugün değişen ve gelişen dünya gerçeklerine göre, şekillenen yenidünya düzenine göre, ortak paydası olan ülkeler ve toplumlar birlikte hareket etmektedirler. Dünyada büyük şirketler birleşiyor, büyük devletler birleşiyor. Ufku dar olanlar koskoca gerçeği göremiyorlar. Bizim açımızdan Turan ne bir macera ne de hayaldir. Ortak kültür kodlarıyla ortak görüş açısı sahip ve ortak tarih değerleriyle soydaş ve dindaş olduğumuz insanlarla birlikte hareket etmekten daha doğal ne olabilir? Enerji kaynakları, insan potansiyeli ve stratejik önemiyle Büyük Türk Birliği projesi Türkiye açısından en doğru ve gerçekçi açılımdır. Siyaseten ben kendimi hem milletime hem de tarihime sorumlu hissediyorum. Bazıları sussa da çeşitli siyasi hesaplarla gündeme getirmese de ben Büyük Türk Birliği idealini ve ortak hareket platformlarını sürekli gündemde tutmaya ve bu kutlu amaç için çalışmaya devam edeceğim. Dünlerimizde şarkılarını, marşlarını, türkülerini söylediğimiz bu kutlu davayı gerçekleştirmek için, milletimizin ve devletimizin güçlü ve mutlu geleceğini bu projede gördüğüm için, bugün ve bundan sonra da bu konuyu siyaseten en önemli ve en hassas gündem maddesi olarak görüyorum.

Bütün dünyada etkinliğini sürdüren ABD kaynaklı ekonomik krizin kısaca analizini yapar mısınız? Türkiye için çözüm önerileriniz nelerdir?

ABD kaynaklı global finansal krizin sebebi bildiğiniz gibi mortgage geri ödemelerinin gerçekleşmemesi nedeniyle bankacılık sektörünün açmaz yaşamasıdır. Çeşitli tedbirlerle bu sorun aşılmaya çalışılmaktadır. Fakat Türkiye’nin ekonomik politikasının dışa bağımlı hale getirilmesi içerde güven sarsıntısına neden olmuş ve yaklaşık bir ayda dolar lira karşısında yüzde otuz değer kazanmıştır. Bunun reel sektöre yansıması yüzde elli civarındadır. Her zamanki gibi iktidar bu olumsuz tabloyu gizlemek istemiş ve pembe tablo çizmeye çalışmıştır. Şimdi sormak lazım; kriz yoktu da IMF ile yapılan görüşmeler ne anlama geliyor? Doğalgaza, elektriğe ve doğal olarak genel tüketim mallarına yapılan anormal zamlar nereden çıktı? Ekonomiyi yönetmek zam yapmak kadar kolaysa sizin nerde kaldı Başbakanlığınız, Bakanlığınız? Maalesef bu krizin faturası da vatandaşın sırtına yüklenmiştir. Zam politikasıyla durum kotarılmaya çalışılmaktadır. Dar gelirli kesimler büyük sıkıntı yaşamaktadırlar. Yazıktır, günahtır ve de ayıptır… Doğalgaza yapılan zamlar bir yıl içinde toplam % 80′lere varmıştır. Dar gelirlerin maaşlarına yapılan zamlar ise %10 civarındadır. Temel tüketim mallarındaki fiyat değişiklikleri de % 60 civarında artmıştır. Şimdi soruyorum rakamlar mı yalan söylüyor hükümet mi? Vatandaş mı hesabını bilmiyor yoksa ekonomi ve istatistik bürokratları mı çok iyi hesap yapıyor? Ekonominiz dışa bağımlıysa kalkınmanız sürdürülebilir olmaz. Bugün bankalarıyla, borsasıyla, önemli ve stratejik şirketleriyle yabancı sermayenin kontrolüne geçmiş bir ekonomik modelin dış darbelere dayanması düşünülemez. Bunun yerine yatırım ve istihdam imkânlarıyla birlikte üretim ve ihracatı yüksek bir ekonomi olması gerekir. Milli sermayeyi küresel rekabete hazırlayan bir milli ekonomi modeli ve politikaları izlenmelidir.Ekonomi açısından bize göre en öncelikli yapılması gereken bir diğer iş ise yolsuzlukları, usulsüzlükleri ortadan kaldırmaktır. Gelir eşitsizliğini ve işsizliği bitirmek için ve genel olarak refahı sağlamak için çözüm önerilerimiz yakında kamuoyuna açıklayacağımız GÖR projesinde ayrıntılarıyla mevcuttur.

Ergenekon yapılanması için ne düşünüyorsunuz?

Bu konunun çok fazla sulandırılmasını ve her türlü suçun bu yapılanmaya bağlanmasını doğru bulmuyor ve hukuki süreç açısından da sakıncalı görüyorum. Ergenekon adıyla bilinen bu yapılanma garip ilişkiler yumağı şeklinde dışarıya tezahür ediyor olsa da devlet ciddiyeti ve gizliliği içinde açılan davanın sonuçlanması ve kimseyi peşinen suçlamamak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye`de terör örgütlerini durdurmak ve dağıtmak maksadıyla da olsa devletin içerisinde bir takım unsurların bu örgütlerle çok yakın ilişki kurduğu ve onların içinde yeni yapılanmalar oluşturmaya çalıştığı anlaşılıyor. Ama bu yöntem terör bitirmeye değil terörün artmasına neden olmuştur. Buradan baktığınızda, PKK ile Ergenekon organizasyonu arasında ilişki var mı? Herhalde Ergenekon organizasyonu içerisinde çok önemli bir figür olan bir partinin genel başkanının, Bekaa Vadisi`nde kendi askerlerini denetler bir edayla yaptığı denetimler hafızamızda hala duruyor. Devlet adına kanun dışına çıkanları, hiçbir şekilde masum göremeyiz. Hukuki süreç başlatılmıştır ve hukuken ulaşılabildiği yere kadar gitmelidir. “Derin devlet mi?” adı her neyse bütün kanun dışı, vicdanları rencide eden yapılanmalar ortaya çıkarılmalı ve yok edilmelidir.

Yaklaşan yerel seçimler için BBP’nin beklentileri ve hazırlıkları nelerdir?

BBP, güçlü ve mutlu Öncü Türkiye’yi kurarak bütün Türk İslam âleminin ihtiyacı olan ve beklenen cesur yüreği ve gür sesi olacaktır. Bu kutlu yolda ilk kilometre taşımız önümüzdeki yerel seçimlerdir. BBP, önümüzdeki süreçte siyasetin yükselen değeri olacaktır. Bunun emarelerini her geçen gün görmekteyiz. BBP, Türkiye’nin geleceğinde olacaktır. Konjonktür ve zaman partimizin lehinedir. Yerel seçimlerde göstereceğimiz adaylarda seçici davranarak, kamuoyu önderleriyle istişareler yaparak, profesyonel yöntemleri kullanarak partimizi bu seçimin en başarılı partisi yapacağız. Bu noktada partililerimiz ve genel olarak milletimizde hissettiğim inanç ve heyecan, beni de oldukça memnun etmektedir. Bu amaçla üç kez yerel seçimler konulu kamp yaptık. Şeffaf Süreç ve Büyük Aile adını verdiğimiz projelerimizle yerel seçimlere iddialı bir şekilde hazırlanıyoruz. Yerel yönetimlerde herkesin tasarrufa, üretime ve ranta ortak olacağı şeffaf ve açık bir yönetim tarzını vaat ediyoruz. Yolsuzlukların kaynağında bilindiği gibi kapalı yönetim anlayışı vardır. Biz açık ve şeffaf yönetim anlayışıyla yerel yönetimleri büyük bir aile gibi yönetme düşüncesindeyiz.Türkiye’nin her yerinde seçimlere katılacağız. Belediye Başkanlığı ve özellikle il genel meclisinde her ilçede seçimlere katılacağız. BBP, bu seçimin en başarılı partisi olacaktır. Proje, aday ve kadrolarıyla BBP yerel seçimlere hazırdır. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nda yaptığımız coşkulu kurultayımızla Türkiye geneli yerel seçimlerin startını vermiş bulunuyoruz. Partimizin yetkili kurulları, il ve ilçe teşkilatlarımız bütün mesaisini yerel seçimlere göre düzenlemiş ve çalışmalarımız tüm hızıyla sürmektedir.

Muhsin Yazıcıoğlu olarak nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?

Fert başına düşen milli geliri 20 bin doları aşan, yasama, yürütme ve yargısıyla kaliteli demokrasiye; milli ve yerli sermayesiyle üreten ekonomiye sahip, güvenlik, özgürlük ve refahını sağlamış bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Bölgesinde güçlü ve müreffeh bir ülke olarak öncü olup kendi medeniyetini bütün dünyaya sunan bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Böyle bir hayali gerçek yapmak için önce Türkiye’de birlik, sonra da bölgemizde Büyük Birliği sağlamalıyız…

Kaynak: BBP

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları