Nazi Askeri Eşinin Ağzından Hitler Almanyası

0 Yorum

Tarihteki en büyük savaştı 2. Dünya Savaşı. Almanya’nın başlattığı kabul edilen bu savaş büyük yıkımlarla sonuçlandı. Peki Nazi Almanya’sında Yahudilere uygulanan eziyetler dışında neler oluyordu? Alman halkı nasıl bir yaşama sürüklenmişti? İşte bütün bunları bir Nazi askeri eşi olan Emmy German ile konuştuk. Zorunlu olarak askere alımlardan Hitler’e karşı olan Almanların sıkıntıların kadar birçok konuya değindik. En önemlisi de normal bir hayattan yıkıma sürüklenen bir hayata tanıklık etmiş olduk. İyi okumalar dilerim.

Röportaj: Seda Özdemir

Sessiz ve sade bir hayatımız vardı. O zamanın Doğu Prusya’sında (Polonya) yaşıyorduk. Savaş öncesi tezgahtar olarak çalışıyordum. Eşimin ise fırıncı dükkanı vardı. O zamanın Almanya’sı yani Nazi Almanya’sından bahsedecek olursam tekil bir yönetimdi diyebilirim. Her yetki bir kişide toplanıyordu. Yasama, yürütme ve yargı. Hatta medya bile o yönetime aitti. Yaşam hakkı sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli ve Alman kökenli “Arrer” diye adlandırılan insan türüne veriliyordu. Diğerleri ise ölüme mahkum ediliyordu. Herkesin işi vardı. Kadınlar evde, silah yapımında ya da tarlalarda çalışıyorlardı. Erkekler ise endüstri, sanat ya da çoğunlukla inşaatlarda çalışıyorlardı. Her şey çok düzenli ve organize bir şekilde seyir ediyordu.

HALKI ÖRGÜTLEMEK AMACIYLA TOPLANTILAR DÜZENLENİYORDU”

Halkı örgütlemek amacıyla toplantılar düzenleniyordu. Bu toplantılara kadın-erkek ayırmaksızın katılma zorunluluğu vardı. Kadın ve erkeklerin dışında çocukları ise gezi ve kutlama bahanesiyle kamplarda eğitime alıyorlardı. İştirak etmeyenler ise cezalandırılıyordu. Yatırım açısından en çok göze gelen faaliyet ise yol yapımıydı. Çok kısa bir zaman zarfında, büyük şehirler arasında ana yol yapımları gerçekleştirilmeye başlamıştı. Bu zamanların en kötü tarafı ise Hitler yönetimi hakkında hiçbir şekilde negatif bildiri yayımlanamıyordu. Yahudilerden bahsedecek olursak onlar ticaretle uğraşıyorlardı ve çok çalışkanlardı. Aynı zamanda çok iyi insanlardı. Savaşı olacağını sezdiklerinde çoğu Yahudi bütün varlıklarını bırakıp gitti. Çünkü mal varlıklarının alınacağını ve çalışma kamplarında çalıştırılacaklarını hatta öldürüleceklerini duymuşlardı. Duymayanların da zaten sonu bu çalışma kamplarında çalıştırılarak ve öldürülerek sonuçlanmıştı.

İŞKENCELİ ÖLÜMLER

Askerler Yahudilerin evlerine ansızın gelip onları götürüyorlardı ve nereye götürdüklerini söylemiyorlardı. Savaş sonrasında ise Yahudilerin çoğunun çalışma kamplarında (toplama alanlarında) zehirlenip öldürüldüklerini öğrendik. Bu tür işkenceli ölümler Hitler’e karşı olan Alman ve diğer etnik gruptaki insanlar için uygulanıyordu. O dönemlerde bizleri toplu halde gezilere ve davetlere götürüyorlardı. Böylece milli ve beraberlik duygularımızı güçlendiriyorlardı. Bunu bize fark ettirmeden yapıyorlardı. Her şey, erkeklerin askerliğe alındığında milliyetçi duygularının kabarması içindi. Bütün bunların ön hazırlık olduğunu eşimi askerliğe aldıklarında anladık. Doğu Prusya’lı olduğumuz için savaş öncesi erkekleri topraklarımızı savunsunlar diye askerliğe zorla aldılar. İşte o zaman bizim için çok zorlu dönemler başladı. 1939’ da erkekleri gönüllü olarak askere almaya başladılar daha sonrasında bu alımlar zorunluya dönüştü. Eşim 1942’ de asker olarak göreve başladı. 6 ayda bir izni vardı. İzin dönemlerinde eve geliyordu ve bu şekilde görüşme fırsatımız oluyordu.

HEPİMİZ VERİLEN EMİRLERE İTAAT ETMEK ZORUNDAYDIK”

Savaşta çok zor günler geçirdik. Hepimiz istisnasız verilen emirlere itaat etmek zorundaydık. Kimse karşı gelemiyordu. Karşı gelenlerinde akıbeti zaten belli değildi. Ya çalışma kamplarına gönderiliyorlardı ya da ölüm kamplarına götürüyorlardı. Bu yüzden insanlar ne denirse onu yapıyordu. Çünkü büyük bir korku vardı. Eşim sıcak bölgede yani savaşın tam ortasında Ruslara karşı savaşıyordu. Bu esnada sol kolunu kaybetti. Bundan dolayı asıl mesleğini yapamaz hale geldi. Bu onu çok yıpratmıştı çünkü işini özenle yapanlardandı. Pasta ve tatlılar yapmayı çok severdi. Kolunu kaybetmekle beraber bu hayallerini de yitirmiş oldu. Ancak bizi daha kötü günler bekliyordu. Polonya’dan çıkmamız gerektiğini öğrendik. Bunu öğrendiğimizde şok olmuştuk çünkü nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Her şeyimizi bırakıp gitmek zorundaydık. Apar topar çıkarıldık. Ruslar işgal için kapıda bekliyorlardı. Polonya’dan kaçan tüm Almanlar çevrilmişti ve çıkış yoktu. Bizi kurtarması için gelecek olan Alman askerlerini bekliyorduk. Hepimizi bir trene doldurdular. Moorhun şehrine doğru yola çıktık. 10-15 dakika sürmedi yolculuk ve birden durduk. Gece yarısıydı, nerede olduğumuzu dahi bilmiyorduk. Tren bir ileri bir geri gidiyordu ve birden büyük gürültüler koptu. Vagonlar çarpışmıştı. Yeğenimin yüzünü camlar paramparça etmişti, tanınmaz haldeydi. Ön vagonda olanlar ilk kurtulanlardandı. Biz o kadar şanslı değildik.

ÖLEN BEBEĞİMİ KIZ KARDEŞİM YOLDA AĞACIN ALTINA GÖMDÜ”

Bebeğimi bir kere ağlarken duydum sonra hiçbir ses gelmedi. Ölmüştü… Geleceğimizden çok endişeliydik. Çıkış yolumuz yoktu ve her tarafımız sarılmıştı. Tren kaza yaptığı için yolculuğumuz bitmişti. Bütün yolcuları Danzig ve Elbing şehri arasında bir çiftliğe götürdüler. Biz de bu insanların arasındaydık. Ben, kız kardeşim, yeğenim ve ölü bebeğim… Bebeğim öldüğü için kız kardeşim onu yolda bir elma ağacının altına gömdü. Benim gömmeye ellerim gitmedi. O kadar acı bir durumdu ki. İlk evladımı Hitler yüzünden kaybetmiştim. Hiçbir zaman unutamayacağım bir anım bu. Sonrasında Hildburghausen’e şimdi ki Sachsen eyaletine getirildik . Etrafımız sarılıydı, Ruslar tarafından esir alınmıştık. Burada Ruslarla birlikte kalmak zorundaydık. Eşim bizi buradan kurtarmaya çalışıyordu. Fakat söylenenlere göre gazi olan askerlerin protezlerini sınırda alıyorlar ve ailesine işkence ediyorlardı. Bu yüzden epey bir süre bu eyalette kalmak zorunda kaldık. Hedefimiz Almanya’nın Ludwigsburg kentine gitmekti çünkü kendi ailem oradaydı. Sakin ve savaşın fazla izleri olmayan bir şehir olduğu için son durağımız Ludwigsburg olacaktı.

ASKERLER ÇALIŞTIRDIKLARI KADINLARA TECAVÜZ EDİYORDU”

Sonrasında Ruslar bizi yani Polonyalıları serbest bıraktı. Esir kaldığımız süreç içerisinde bize çok daha kötü davrandılar. Kadınlara güçlerinin yetemeyeceği işler veriyorlardı. Çift sürdürüp ormanda ağaç kestiriyorlardı. Askerler kadınları ormanda çalıştırırlarken onlara tecavüz ediyorlardı. Köle gibiydik. Kimi zaman bir tutam un kimi zamanda kişi başına 4 tane patatesi bizlere ödül olarak verirlerdi. Aç kaldığımız için bunları yediğimizde bize bayram gibi geliyordu. 1942’ de nihayet bir gece eşim beni gizlice Batı Almanya’ya, Ludwigsburg’a getirdi ve artık hedefimize ulaşmıştık. Savaş sonrasında dinimizi değiştirdik. Protestanlığı bırakıp Yahova Şahitleri dinini benimsedik. Neden savaş sonrasında diye soracak olursanız Hitler döneminde bu tür dinsel değişiklikler yapılamıyordu. O dönemde böyle insanlara “İncil Araştırmacıları” diyorlardı ve bu insanları yok ediyorlardı. Bu yüzden savaş sonrasında, din ve yaşam özgürlüğünün olduğu sırada dinimizi apaçık ilan edebildik. Son olarak şunları söylemek istiyorum. Günümüzde de savaşlar devam ediyor. Dünyada birçok felaketler ve katliamlar görüyoruz. Savaşlar dursun. Burada ise etkin rolü batı oynuyor. Ancak ve ancak batılılar silah sevkiyatlarını durdurup bu tür politikalara son verirse ölümlere ve kayıplara son verilebilir. Barış içinde bir dünya dileğiyle…

Emmy German/Werner German

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları