“Sanatçılar İdeolojiyi En Ağır Yaşayan Kesim”

0 Yorum

Güçlükler başarının değerini, artıran süslerdir ve başarıda inandığı yoldan vazgeçmeyenlerindir. İnci Özdil’de böyle bir isim. Başarmak adına asla yılmamış, bir çok yerde eğitim almış ve kendini geliştirmiş ilk kadın orkestra şefimiz. “Erkek Dünyasına Kadın Adımları” adını verdiğimiz dizimizde, kendisi ile bir araya geldik. Kendisiyle ilk kadın orkestra şefi olmasının zorluklarını, siyasete atılmasını, aldığı eğitimleri ve Suriye’de gerçekleştirmiş olduğu dostluk konserini konuştuk. Keyifli okumalar.

Röportaj: Merve Gökhan

MERVE GÖKHAN (MG) :  Erkek egemen bir alanda, kadın olarak orkestra şefliği yapıyorsunuz. Bu alanda, bir kadın olarak çalışmanın zorluklarını yaşadınız mı?

İNCİ ÖZDİL (İÖ) :  Bir kadın orkestra şefi olarak, size en başta kapı kapalı. İlk olmanın dezavantajlarından biri bu, kapalı kapıyı açmanız gerekiyor. Onu açmak için de bir mücadele gerekiyor, onu açtıktan sonra gerileri gelecektir. Ben onun zorluğunu yaşadım. Hala bu mesleği tek olarak yürütüyoruz; ama yine de dünyada sayımız fazlalaştığı için zorlukları acı çekerek değil de biraz daha kademeli olarak yenebiliyoruz.

“TÜRKİYE’DE İNSANLARIN GELİŞMESİNİ İSTEMİYORLAR”

MG: Geçtiğimiz seçimlerde Vatan Parti’sinden milletvekili adayıydınız. Siyasetin içerisinde bulunan bir kadın adayı olarak, sanatı toplumda nereye koyuyorsunuz?

İÖ: Sanat insan için çok önemli. Sanatta insan için oluştuğu için, insana çok önem vermemiz gerekiyor. Sanat insanı geliştiriyor; insanın bakış açısını, yaşam biçimini, felsefesini geliştiriyor. Bu nedenle Atatürk’ümüzün dediği gibi; hakikaten de sanatsız bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Şu anda biz bunun mücadelesini veriyoruz. Gerçek aydınlanmanın, yaşamın insanlığa katması gereken o katma değerleri sanat çoğaltır. Bu çoğaltmanın önüne geçmek için sanat kurumlarına, sanatçılara kapıları kapatmaya çalışıyorlar. Biz de ne yapıyoruz? “Hayır yapamazsınız.” diyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz; çünkü şu anda insanların gelişmesini istemiyorlar Türkiye’de. Bunu önlemek için de sanatı çok daha fazla yaymak gerekir. Şimdi bir Ankara’yı düşünün bir de Güneydoğu’yu düşünün. Orada elinde silah var, gençler dağa kaçırılıyor ya da dağa çıkıyor ya da ne bileyim, öldürüyor. Bunları yaşadık. Terör meselesini yaşıyor Türkiye; ama buraya bakıyorsunuz, burada da tam tersi sanata düşkün, sanat yapan, konservatuarlarda çalışan, operalarda, tiyatrolarda, senfoni orkestralarında çalışan, bir sürü genç yetiştiriyorsunuz. Silah tutmuyor, enstrüman tutuyor. Sanat çok önemli toplumda. Bizim Vatan Partisi olarak da yapabileceğimiz en önemli şeylerden birisi, yalnızca 6 ilde sanat kurumlarını kurmak değil, bütün illerde 81 vilayete bunu yaymak. Senfoni orkestraları, oda orkestraları, koroları… Bunlar geldiği zaman kötü şeyler düşünmesi, mümkün değil. Araba kullanması bile değişik oluyor insanın.

MG: Türkiye’nin “İlk kadın orkestra şefi” olma onuruna sahipsiniz, ilk olmak nasıl bir duygu ve bir orkestrayı yönetmenin zorlukları neler, meslek hayatınız boyunca ne gibi zorluklar yaşadınız?

İÖ: Onun tekniğini öğreniyorsunuz. Orkestra şefliğinde önemli olan şu; bir enstrümanı çalmayı çok iyi bilmeniz gerekiyor, besteci olmanız lazım. O eserler nasıl yazılıyor; orkestra şefi olduğunuzda, yöneteceğiniz eserin ne olduğunu, nasıl yazıldığını bilmeniz gerekiyor. Besteci size ne anlatmaya çalışıyor, bilmeniz gerekiyor, bunu ancak bir besteci ayrıntılı bir şekilde anlayabilir. O yüzden ben hem piyano hem bestecilik yüksek lisansı yaptım, ondan sonra orkestra şefliği, bunlar birbirini bütünleyen şeyler. Bir orkestra şefi için, özellikle kadın orkestra şefinin çok sağlam, eğitimi güçlü bir geçmişe sahip olması gerekiyor. Ben görüyorum, özenmiş, orkestranın karşısına geçiyor, elini kolunu sallıyor; bu değil. Orkestra şefliği çok önemli bir meslek. Bir defa siz enstrümanları yönetmiyorsunuz. Orada yönettiğiniz şey insan, o yüzden insan faktörünü çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bir disiplin içerisinde, 120 kişi ayrı şeyler düşünüyor ve verilmiş notalar da ayrı, bütünü senin önünde var. O bütünü gören orkestra şefi, parça parça bir partiyi orası çalıyor, bir partiyi flüt, bunların hepsini bir araya getiren ve koordine eden orkestra şefidir ve biraz katı olmak zorundayız. Orkestranın çalacağı eserde, bir tek doğru vardır; o da orkestra şefinin yorumudur ve o yorum üzerinden orkestra çalıştırılır ve performans sergilenir.

“SANATÇILAR İDEOLOJİYİ, EN AĞIR YAŞAYAN KESİM”

MG: Orkestra şefliğinden, siyasete atılmaya karar vermenizde ki sebepler nelerdir? Tekrardan milletvekili adayı olmayı düşünüyor musunuz?

İÖ: Biz sanatçılar, zaten ideolojiyi en ağır yaşayan kesimiz. Hepimiz aslında siyaseti, en yoğun şekilde yaşayan insanlarız. 2012 yılında TÜSAK meselesi gelmişti. Hemen emeklilik dilekçemi verip, TÜSAK’a karşı savaşmak gerekiyordu. O bir siyasi karardı. Sanat yaşasın, Atatürk’ün devrimi yaşasın diye, bir karardı. Tabii ki yaş olarak çok erkendi, bu kararı vermek; ama Türkiye her şeyin önünde. Türkiye’nin bekası ya da sanat kurumlarının bekası söz konusuysa o zaman siyasete atılacaksınız, öne çıkacaksınız ve o tehlikeyi bertaraf edeceksiniz. Bizim de yaptığımız oydu Sıdıka ile birlikte. Hemen emeklilik dilekçemizi verip, öne atıldık ve TÜSAK meselesini de ortadan kaldırttık. Sanatçı böyle olmalı. Türkiye’yi sevmeyen, sanatını toprağını yitirmiş demektir. Ben öyle bir sanatçı değilim ve hiç bir zaman sanatımı, toprağımı kaybetmem. Her zaman Türkiye’nin yanındayım. O nedenle siyasete atıldım. Türkiye’de her şey güzelleşir, milli hükümet kurulur, her şey yerli yerine gelir, ondan sonra siyaseti bırakırız. Sanata daha ağırlık veririz; fakat şimdi ikisi birlikte yürümek zorunda. Siyaseti bırakmamız mümkün değil, Türkiye düzlüğe erişinceye kadar bu bir görevdir, vatan görevi.

“BİZ %200 İYİ OLMAK ZORUNDAYIZ”

MG: Müzisyenlik için almış olduğunuz eğitimlerde ve sonrasında ki çalışma hayatınızda ne gibi zorluklar yaşadınız?

İÖ: İlk başta kadın orkestra şefinin nasıl olacağını bilmiyor; çünkü alıştığı bir obje değil. Hep o podyuma çıktığınızda, kaslı kaslı erkekleri görmeye alışmışlar. Ben de biraz ufak tefek bir kadınım; ama orkestra için önemli olan kadın erkek değil, eğer podyuma çıktığınızda iyi bir orkestra şefiyseniz her zaman kabul görürsünüz. Mesleğinizi bilmiyorsanız, orada işiniz bitiyor. Yalnız şöyle bir eşitsizlik var; mesleğinde iyi olmayan erkek orkestra şeflerine, bir sürü şanslar tanınabiliyor. Yönetemiyor, iyi müzisyen değil, görüyorsun; ama sahnelerden eksik olmuyorlar. Kadın orkestra şefi için öyle değil, bazen ne kadar iyi olursanız olun, kapıyı kapatıveriyorlar. Biz %200 iyi olmak zorundayız mesleğimizde ve o nedenle ben eğitimimi Türkiye’den sonra,  birçok değişik ülkelerde pekiştirip öyle döndüm Türkiye’ye.

TÜRKİYE-SURİYE DOSTLUK KONSERİ

MG: Geçtiğimiz aylarda Şam’da, Türkiye-Suriye Dostluk Konseri verdiniz. İki ülke arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bu dönemde, bu biraz cesaret isteyen bir durum. Konser sürecinde yaşadığınız duyguları bizimle paylaşır mısınız? Konserin önemi nedir sizce?

İÖ: Sanat ve siyaset ne kadar birbiriyle iç içe, Şam Konseri bunun en güzel örneği. Biz çünkü Türkiye ve Suriye’nin dost olması gerektiğine inanıyoruz. Ben bir orkestra şefi, sanatçı olarak, Suriye ve Türkiye’nin dost ülkeler olup, bu terör belasına karşı birlikte mücadele etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Aynı kaderi paylaşıyorlar hemen hemen. Terör saldırılarıyla bölünmeye çalışılıyor, Kürt koridoru oluşturulmaya çalışılıyor. Benim amacım Türkiye’deki ve Suriye’de ki sanatçıları buluşturmak ve iki ülke arasında kardeşliğin ve dostluğun olduğunu, bütün dünyaya duyurmaktı. Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye, Beşar Esad’a olan sevgisizliği, haksız ithamları, bunları görüyoruz; ama Suriye halkı, Türkiye halkı arasında hiçbir problem yok. Onu sanatçılarda da gördüm ben. Oraya gitme amacım, sanatçıları bir araya getirip, Suriye ve Türkiye dostluğunu bütün dünyaya ilan etmekti ve bunu da yaptık. Birbirimizde çok sevdik, şefleri de harika bir insan halen de haberleşiyoruz. Suriyeli sanatçıların ne kadar sebatkar olduklarını, ülkeleri için ne büyük fedakarlıklar yaptıklarını gördüm. Elektrikler gidiyor prova yaparken, hemen yanındaki cep telefonunu çıkarıp, cep telefonun ışığıyla, yanındakinin notasını aydınlatıyor ve o şekilde devam ediyorlar. Kemanı bırakmak yok, ses kesmek yok. Sirenler çalıyor, “Sığınağa gidin.” diye uyarılar alıyorlar; ama hiç aldırmıyorlar, provaya devam ediyorlar. Dediler ki “Biz eğer enstrümanlarımızı çalmayı bırakırsak, halk en büyük motivasyon kaynağını kaybeder. Yine Atatürk’ümüzün dediği gibi, hayat damarını kaybeder, Suriye halkı. Biz bu nedenle, çalışmalarımıza devam ediyoruz.” dediler. Salon da doluydu konser esnasında, ayağa kalkıp alkışladılar. Türkiye ve Suriye halkı arasında, ciddi anlamda hiç bir problem yok. Sevgiyle kucakladılar. Çok da iyi anlaştık, hatta son provada karşılıklı biraz gözyaşı döktük, birbirimizden ayrılacağız diye. Bunu daha da büyütmeyi planlıyoruz. Rusya, Türkiye ve Suriye birlikte konser yapmaya çalışıyoruz. Onun konser çalışmaları içerisindeyim şimdi ben. 120 kişilermiş, 60 kişi kalmışlar. Orkestranın yarısı Suriye’yi terk etmiş, başlarda oturanların hepsi gitmiş; ama yine de Suriye ile olan bağlantılarını koparmıyorlar. Kemanlara, yaylı sazlara, tel gerekiyor onlar gönderiyorlar. Nefesli sazlar için kamışlar yok, onları hep yurt dışına gitmiş olanlar buradakilere gönderiyorlar.  Nota bulamıyor, mesela nota yolluyor, hala dayanışmaları sürüyor. Hala inatla, Suriye Devlet Senfoni Orkestrası çalışmalarına devam ediyor.

“SANATIN GÜCÜ BOMBALARDAN DAHA GÜÇLÜ BİR SES”

Aslında ben Ekim’de gidecektim oraya; fakat programları yetiştiremedik, o nedenle kasıma kaldı. Ekimde gitseydik, ciddi bir saldırı olmuş ve 6 kişi hayatını kaybetmiş, 2 dansçı hayatını kaybetmiş; ama buna karşın onlar konserlerini yapmışlar. Bizim konserden öncede, 2 tane havan topu attılar, kültür bakanı o yüzden gelemedi konsere. Kültür bakanlığının, çok yakın bir yerine düşmüş. Konserden sonra da, havan topları devam etti; ama ne halk korkuyor ne orkestra aynı şekilde çalmaya devam ediyor. Sanatın gücü, sizin attığınız mermilerden de bombalardan da daha güçlü bir ses.

MG: Ülkemizde ilk kadın orkestra şefi olarak öncü oldunuz, ama yine de kadın orkestra şefi bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar az, sizce bunun sebebi nedir?

İÖ: Bir kadın orkestra şefi geldi; fakat o Fransa’ya göç etti. Çok ciddi problemler yaşadı, sanıyorum. Bir tane yetişiyor, Amerika’da bir genç kız. Yani gelecek, bu kapıyı açtık. Gelecek, gelmemesi mümkün değil. Biz bu zorlukları aştık, onlar devam ettirecekler.

MG: Kardeşiniz Sıdıka Hanım’la birlikte  “TC Sanatçı İnisiyatifi” hareketine öncülük ettiniz, bu hareketin amacı neydi?

İÖ:  TC Sanatçı İnisiyatifi,  TÜSAK meselesine karşı çalışıyorduk. O sırada ben Bursa Devlet Senfoni Orkestrasının şefiydim, Sıdıka da Antalya’daydı. Gezi olayları patlak verdi, o sırada imza kampanyaları falan düzenledik. TC Sanatçı İnisiyatifi’ni kurma amacımız oydu. Birde TC’leri kaldırıyorlardı, ona bir tepki olsun diye koyduk. Daha sonradan bunu daha da büyütelim dedik, 29 Mayıs 2014’te Ses Tiyatro’sunda, büyük bir sanatçı toplantısı yaptık. 576 kişi falan geldi. Orada TÜSAK’a karşı, bir basın açıklaması yapıldı. Ondan sonra da karar verildi, sanatçıların birlik kurultayını yapalım Ankara’da diye. Hemen bir hafta sonra da, sanatçılar birlik kurultayını yaptık. Orada da Türkiye Sanatçılar Birliği’ni kurduk. Bu tamamen kendi kendine gelişen bir olay. Sen bize saldırıyor musun, sanata saldırıyor musun? Bizde sanatçı ordusu şeklinde sana karşı çıkarız. O insiyatifle kuruldu.

TÜRKİYE SANATÇILAR BİRLİĞİ’NİN HEDEFLERİ

MG: Türkiye Sanatçılar Birliği’nin genel başkanlığı görevini yürütüyorsunuz. Türkiye Sanatçılar Birliği’nin kuruluş amacı ve hedefleri nelerdir?

İÖ: Şu andaki tek hedefimiz, sanata ve sanatçıya yapılan saldırılara engel olmak. Birçok arkadaşımız devlette çalışıyor, o nedenle hareketlerimiz kısıtlanıyor. 657 sayılı devlet memurları kanuna tâbi oldukları için, biraz hareketleri kısıtlanıyor. Bizim gibi özgür olanlar az. Her şeye karşın sanatla, kurumlarla ilgili saldırı yaptıklarında, buna karşı hemen önlem almaya çalışıyoruz, asıl amacımız o. Bizim sanatsal aktivitelerimiz de oluyor; mesela şimdi bir çocuk projesi üzerinde çalışıyoruz, TSB olarak. Çocuk masalları ve çok sesli müzikle birlikte, o masalları çocuklara sunmak… Bütün Türkiye’yi de gezeceğiz, bu masal projesiyle. Kapadokya projemiz var, Mayıs-Haziran gibi. Aslında geçen yıl yapacaktık; fakat 15 Temmuz olayı olunca gidemedik Kapadokya’ya. Bütün sanatçıları oraya toplayıp, Kapadokya için eserler yazdıracak, heykeltıraşlar, besteciler, ressamları oraya götüreceğiz. Orada Kapadokya için eserler yapacaklar. Ondan sonra ertesi yılda, onların icrasını yapmaya çalışacağız.

“EVET DİYEN SANATÇININ, SANATÇILIĞINDAN ŞÜPHE DUYARIM”

MG:  Referandumda bazı sanatçılar evet, bazıları hayır oyu vereceklerini açıkladı. Siz sanatçıların oyunu açıklamasını, nasıl değerlendiriyorsunuz?

İÖ: Bu işin eğitimin almış, konservatuarda bunun tezgahından geçmiş, hiçbir sanatçı “evet” demez. Buna “evet” diyen sanatçının, sanatçılığından şüphe duyarım. Cumhuriyetle biz var olduk. 1924’te Müzik ve Sahne Sanatları Kanunu olmasaydı, Türkiye’de sanat diye bir şey olmayacaktı. 1924’de ki o kanunla, Atatürk’ün o devrimiyle biz sanata başladık. Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya çalışan, bir rejimle nasıl sanatı ayakta tutacaksınız? Mümkün değil. Yandaş sanatçı olmakla, sanatçı olunmuyor. Bu şekilde sanatı var etmek için savaşarak, Atatürk devrimini devam ettirerek, bir sanat yaşamı olabilir. Ortaçağ düzeninde İslamcı, gerici kafalarla, sanatı geliştirmek mümkün değil. Ya sanatı unutacaksınız ya da sanatı yaşatmak için, Cumhuriyet için uğraşacaksınız. Cumhuriyet’i yıkmaya çalışan her şey için, “hayır” diyoruz. Bence iyi anlatmak gerekir insanlara. Kamu tüzel kimliği olan her türlü kurum ve kuruluş yasayla düzenlemiştir Türkiye’de. Bu yasa şimdi tek kişiye veriliyor, bu kişi isterse bu yasa devam eder, istemezse bu yasa ortadan kalkar. Bu yasa ortadan kalktığı zaman, bütün sanat kurumları kapanır. Devletin özel sanat kurumlarına yaptığı desteklerin de hepsi kalkar. Sanat diye bir şey olmaz. Bunu anlatmamız lazım, bu arkadaşlarımıza. Bence bunun farkında değiller, farkında olmaları gerekiyor. Hepsine anlatacağız. Operada, balede görüyoruz; ama “evet” diyecek hiçbir arkadaşımız yok. Cumhuriyetin bütün kazanımlarını siz reddediyorsunuz. TBMM İstiklal Savaşı’yla kuruldu, o İstiklal Savaşı veren ordular kurdu. O mecliste orada hepimizin atalarının, dedelerinin kanı var. Meclis öyle kolay kurulmadı. Meclisi ortadan kaldırıyorsun ya da orada kuru bir kalabalık, ne yaptığı belli olmayan, kendini saraya kilitleyen bir cumhurbaşkanı, nasıl oluyorsa başkan. Bu başkanlık sistemi de başkanlık sistemi değil. Ancak muz cumhuriyetlerinde görülen bir sistem bu. Yalnızca muz cumhuriyetlerine yerleştirmek istediği sistem oluyor. O zaman siz neye hizmet ediyorsunuz? Amerika’ya hizmet ediyorsunuz. Bir bakıyorsunuz Abdullah Öcalan “Biz başkanlık sistemine karşı çıkmayız.” diyor, FETÖ terör örgütü de, o da aynı şekilde “Biz başkanlık sistemine karşı çıkmayız.” diyor. O zaman siz cumhuriyet sistemine hizmet etmiyorsunuz, Abdullah Öcalan ve FETÖ’ye hizmet ediyorsunuz.

MG: Cumhurbaşkanı’nın da tam tersi bir iddiası var; “Hayır diyenler, 15 Temmuz’un yanındadır.” diyor.

İÖ: Dolmabahçe Sarayı’nda konuşulan konuları biliyoruz. Abdullah Öcalan’ın boy boy demeçleri var. Biz aklımızı peynir ekmekle yemiş insanlar değiliz. Hepimiz görüyoruz ve biliyoruz. 15 Temmuz önümüzde, 15 Temmuz’u kim yaptı ve nereye yaptı? 15 Temmuz FETÖ’cülerin, yani Amerika’nın yaptığı bir işgal planıdır. Nereye yaptı? Direkt meclise yaptı. Şimdi aynı şeyi sen yapıyorsun, meclisi ortadan kaldırıyorsun. Daracık bir bürokrat çevresiyle, “vesayet sistemi” diyor ama asıl sen o bürokratları yöneteceksin. Milletin seçmediği adamlarla, sen kendi çevrendeki birkaç kişiyle, Türkiye’yi yönetmeye çalışacaksın. Tek kişi bu uluslararası saldırılara karşı mücadele veremez, ya 80 milyonla bu mücadeleyi verirsin ya da bu mücadeleyi veremezsin, yıkılır gidersin. Bir masayı düşünün 3 ayağı yok, bir tane yarım ayak var. Nasıl ayakta duracak o masa, masayı ayakta tutmaya çalışacaksın tek ayakla mümkün değil, tabiat kanuna aykırı. Bu nedenle yapılan son derece yanlış, bunu bütün herkese anlatmak gerekiyor.

 

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları