“Sanırım En Çok Futbola Aşığım”

0 Yorum

Ülkemizde futbol hala erkek egemen sayılan bir spor. Erkekler hala kadınlara ofsayt üzerinden üstünlük taslıyor. Askerlik gibi futbol da erkeklerin anılarını biraz abartarak anlattığı bir alan. Ancak bir kadın var ki futbola dair çok güzel anıları var. Hani biz “ofsayt” diye alay ediyoruz ya, o bizim bilmediğimiz şeyler bile biliyor. Mesela PTT 1. Lig, bu konuda gerçekten uzman. Ey Erkekler, futbolu bizden daha çok bilen bir kadın var: Pelin Koç

Kadınların futbol üzerine gerçekten iyi şeyler yaptığı son yıllarda Pelin Koç bu isimlerden biri ve bana kalırsa bizden bile daha çok tutkulu. Futbol, tribün ve hayatına dair güzel bir sohbet ile Pelin koç sizlerle… Keyifle okuyun.

 

Enis Derdimentoğlu (ED): En güncel konu ile başlayacak olursak geçtiğimiz gün oynanan Play Off finalini bizim için değerlendirir misiniz? İki takımın hocası da temkinli oynamayı seçti diyebilir miyiz?

Pelin Koç (PK): Maçtaydım zaten ben de, oradaydım, yeni geldim Antalya’dan. Saha olaylarını saymazsak aslında çok keyifliydi. PTT 1.Lig’in 34 haftasının en güzel anı diyebiliriz. Pastanın çileği gibi. Herkes bu maçı bekliyordu. Hiç şaşılacak bir eşleşme değildi. Aslında ilk 2 sırayı alabilecek iki takımın Play Off finalinde karşılaşmasıydı olan. İki takımı da çok başarılı buluyorum; ancak Eskişehirspor’u bir adım daha önde görüyordum Göztepe’den. 1.Lig’de 9 sezondur süregelen bir gelenek vardır. Normal sezonu 3. bitiren hiçbir takım Süper Lig’e çıkamadı, bir tek istisna Alanyaspor oldu. Nitekim bu sene de Eskişehir çıkamadı. Eskişehir-Göztepe arasında oynanan sezonun ilk yarısındaki maçta Alpay Hoca’nın takımı sahadan çekmesi ile Eskişehir bir moral bozukluğu yaşadı. Bu olayın ciddi geri dönüşleri oldu, puan silme cezası yaşadılar. Bu olaylar tüm takıma yansındı doğal olarak. Şehir takımlarının kaderlerinin böyle anlık kararlarla değiştirilmemesi gerektiğine inanıyorum ben. Eskişehir’in çok borcu var. Sezon başında taraftarsız oynadı, transfer yasağı geldi. Borç hakikaten gırtlaktaydı, borcu borca kapattılar buraya gelene kadar. İnanılmaz bir dar boğazdan geçiyorlardı, şimdi daha zor durumlar onları bekliyor; başkanın istifası söz konusu, kadrodaki oyuncuları elde tutmak zorlaşacak. Tüm bu olanları art arda ekleyip düşündüğünüz zaman ‘’Göztepe seneye de çıkar ya, bu sene Eskişehir çıksın’’ diyebiliyorsunuz. Çünkü Eskişehirspor bir şehir takımı. Ben öğrencilik yıllarımda Eskişehir’e yakın olduğum için biliyorum oranın halkının takımlarına olan sevgilerini. Onlar orada 3 büyük takım falan bilmezler. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş onların zerre kadar umurunda değil, onlar Eskişehirsporlu çünkü. Onları gördükten sonra senin de ister istemez kalbinde bir sevgi oluşuyor onlara karşı. Üstüne üstlük ben Eskişehirspor’un Süper Lig’e ilk çıktığı sezonda oradaydım. Gördüm yani o taraftarı yaktılar Eskişehir’i. Keşke Eskişehir bu raddelere gelmeseydi. Bence zaten ait olduğu yer Süper Lig. Göztepe cephesinden bakacak olursak senelerdir bir İzmir takımı arzuluyoruz Süper Lig’de. Çünkü orası İzmir, yani bambaşka bir yer. Finalde iki takım eşleştiğinde dediğim gibi şunu düşündüm ‘’Ya Göztepe seneye de çıkar, kadrosu çok güzel, parası var, oyuncular mutlu, şeker gibi bir başkanı var, kaos yok ve orası İzmir’’ Ama maç içinde hiç öyle olmadı. Sahaya atılan yabancı maddeleri zaten saymıyorum. Çok ateşli bir taraftar, inanılmaz bir atmosfer. Sürekli tansiyon en yükseklerde öyle söyleyeyim. Göztepe sonuna kadar hak etti. Gerçi iki takımda kazansa hak etti derdik. Göztepe penaltılarla kazandı. İş penaltılara kalırsa Eskişehir kazanır diye düşünüyordum; çünkü tartışmasız ligin en iyi kalecilerinden biri Ruud Boffin. Ona çok fazla güveniyordum çünkü Boffin penaltı kurtarma özelliği ile bilinir. Başarılı da bir isim. Günay’ı kötülemek için söylemiyorum ama Boffin bir kademe üstteydi; ama öyle olmadı. Top yuvarlaktır. Penaltılar şans işi biraz. Göztepe’nin şampiyonluğu hayırlı uğurlu olsun. Kalıcı olsunlar.

 

“Taraftar inandı, takımı da inandırdı, Balıkesir öyle şampiyon oldu”

 

ED: Süper Lig’e yükselme mücadelesi verilirken Sivasspor, Eskişehirspor ve Yeni Malatya arasında sanki liderliği birbirine ikram etmeye çalışmak gibi durum oldu. Liderlik sürekli gitti geldi. Bunun sebebi sizce ne olabilir?

 

PK: Sebebi şudur, PTT 1. Lig’in havası bambaşkadır. Süper Lig gibi orada üç büyüklerin rüzgârı esmez. Her takımın bir forsu vardır. Düşmeye oynayan takım  gidip lidere 5 gol atabiliyor ki Bandırma, Yeni Malatya’ya attı. Burada tamamen mücadele var. Göze hoş gelen futbol oynamanın derdinde değiller, dişe diş kana kan yani. Zaten Türk Liglerinde alt seviyelere indikçe seyir zevki diye bir şey kalmıyor. 1. Lig’deki takımlarda tamamen mücadele üzerine kurulu olduğu için her sene mücadele ön planda oluyor. Bu sene sadece biraz öyle değildi diyebiliriz; çünkü şehir takımlarının varlığı öne çıktı. Taraftar inanınca takımda inanıyor. Bunu bize Balıkesirspor izletti. Tamamen dolu tribünlere oynuyorlardı. Taraftar inandı, takımı da inandırdı, Balıkesir öyle şampiyon oldu. Bakıyorsun Yeni Malatya’ya hep seyirciye oynadılar, tribünler hiç boş değildi; kar, kış, çamur demeden hem de. Göztepe, Eskişehir nitekim öyle. Taraftarın iyi ise oynarsın yukarılara. Taraftarlar takımların seyirlerini etkiledi.

 

 

 

 

“Engin İpekoğlu bir mucize gerçekleştirdi.”

 

ED: Süper Lig’e yükselen takımlar için nedense her sene ‘’Bu sene çıktılar, nasıl olsa seneye düşerler” gibi bir algı var. Gerçekten böyle bir durum var mı sizce? Örnek vermek gerekirse bu sen yükselen 3 takım için neler söylersiniz? Tutunabilirler mi?

 

PK: Tutunabilirler; ama nasıl?  Biz artık hocaları nedense Süper Lig Hocası, PTT 1. Lig Hocası, 2.Lig Hocası olarak sınıflandırıyoruz. Hayır. Her zaman şöyledir ya, O zafer sarhoşluğu ile hep sevdiğinden vazgeçersin. Engin İpekoğlu’na bunu yaptılar Adanaspor’da. Yalçın Koşukavak’a aynısını yaptılar İstanbulspor’da 2. Lig’den 1.Lige çıkardı takımı. Ankaragücü’ne bakıyorsun İsmet Taşdemir. Şehri inandırdı, takımı inandırdı, takımı 1. Lige çıkardı, önce İsmet Hoca’dan vazgeçtiler. O oyucuları kim inandırdıysa önce ona sahip çıkman gerekir zaten. Adanaspor, e ligde tutunamazsın tabii ki önce hocandan vazgeçtin. Engin İpekoğlu bir mucize gerçekleştirdi. Gerçekten çocuk yaştaki gençleri inandırdı. ‘’Siz şampiyon olabilirsiniz’’ dedi. O gençler takımı şampiyon yaptı, önce onları harcadılar. Takıma doldurdular Brezilyalıları, milliyet ayrımcılığı olsun diye söylemiyorum; ama gerek yoktu. O çocuklar şehri inandırıp takımı şampiyon yapmıştı. E sen düşersin tabii ki takımda Türkçe konuşan yok. Gidiyorsun kampına herkes Portekizce konuşuyor, 11 tane Brezilyalı var, seremonide bir tane oyuncun İstiklal Marşı okuyor. Böyle bir şey olabilir mi? Kalmaz tabii ki o takım ligde ne konuşacaksın ne anlatacaksın. Önce hocanı tutmalısın tutunmak için. Artık orası PTT 1. Lig değil Süper Lig, orası Kurtlar sofrası daha profesyonel düşünmeniz lazım. Genelde bir kere çıkıp düşmüş takımlar ikinci kez gittiklerinde o hataları yapmıyorlar, daha temkinli oluyorlar.

 

Meşaleden Sosisli

 

ED: Hem Türkiye Kupası Finali’nde hem de geçtiğimiz gün oynanan Play Off Finali’nde taraftarlar tarafından yakılan meşaleler sebebiyle oyun pek çok kez durdu. Bu durumların takımlara ne gibi etkisi olabilir? En önemlisi bu durumların önüne geçilebilir mi?

PK: Çok güzel bir yere geldik, en büyük yaram bu. Basın Tribünü’nden maç izlemeyi sevmiyorum maça ait hissetmiyor insan orada kendini, taraftar ile beraber olmayı seviyorum. Güvenlikler üst araması yapıyorlar, yapın, göreviniz bu yapmalısınız. Su şişesini alıyorlar, bozuk parayı alıyorlar, çakmak falan varsa onları da alıyorlar, tamam çok güzel; ama içeri giriyorsun büfedeki abi su satıyor pet şişede almak için 5 lira veriyorsun, sana 4 tane 1 lira veriyor. E benim bozuklukları niye aldınız o zaman dışarıda? Bu kadar şekilci olmayın. Elâzığ-Yeni Malatya maçında benim bir paket çekirdeğimi aldılar ne yapabilirim ki ben çekirdek ile el bombası mı? Sonra baktım büfedeki abi satıyor çekirdek, oradan aldık. Niye aldınız o zaman en başta benim çekirdeğimi? Play Off maçında meşalelerin içeri nasıl sokulduğuna şahit oldum. Malum Ramazan ayındayız ve maç iftar saatine denk geldi. Meşaleler renk, şekil olarak sosise benziyor. Ekmeğin arasına dizmişler sosisli sokar gibi sokmuşlar. Hayret ediyor insan nasıl bu kadar profesyonel düşünebilirsiniz siz?

 

“ ‘Ben Türk Futboluna vereceğimi verdim, artık gençlerin önünü açayım’ demeliler.”

 

ED: Mustafa Denizli, Yılmaz Vural ve Hüseyin Kalpar gibi pek çok Süper Lig deneyimi olan hoca bu sene PTT 1, Lig’deydi. 1. Ligin mücadelesi mi arttı diyebiliriz yoksa kalitesi mi? Böyle deneyimli teknik hocaların takımlarına ne gibi katkısı oldu?

 

PK: Böyle deneyimli antrenörler bence yanlarında hoca yetiştirseler, Türk futboluna daha çok hizmet ederler. Hep ego hep ego. Yakın geçmişe bakıyoruz hangi ‘’Büyük Hoca’’ yanında başka bir antrenör yetiştirip Türk Futboluna katmış? Dünya futboluna bakıyorsunuz Jose Mourinho yanında José Morais’i yetiştirdi. Morais Antalyaspor’da teknik direktörlük yaptı. Bu sirkülasyonu çok sağlamamız gerekiyor. Ben üzgünüm; ama artık hocaların bir noktadan sonra vazgeçmesi gerekiyor. ‘’Ben Türk Futboluna vereceğimi verdim artık gençlerin önünü açayım’’ demeliler. 600 tane teknik direktör var ortada ancak 30 tanesi çalışıyor. Yapmayın haksızlık bu.

 

ED: PTT 1.Lig ve Süper Lig arasındaki uçurumu nasıl buluyorsunuz?

PK: Bu aslında olağan bir şey ama bunun nedeni de baktığımız zaman biziz. Yabancı kontenjanı var, mesela liglerde şu an sayısı, örnek veriyorum, Süper Lig’de 10, PTT 1. Lig’de 5 sınırı var. Oyuncular PTT 1.Lig’de oynamak istemiyor haliyle, Süper Lig’e gelmek istiyor, her oyuncu ister bunu. Bu uçurumu dediğim gibi bizler, yani daha çok bizlerden kastım kulüp başkanları. Geçtiğimiz yıllarda bir taban ve tavan fiyat belirlenmişti, bu fikri sunan kulüp başkanı bu fikir kurallaştıktan sonra kuralı bozan ilk adam oldu. Kulüpler şunu anlamalı ucuza da iyi oyuncu bulabilirler eğer doğru pazarlarda ararlarsa. Ancak bana kalırsa bu kadar fark olması çok normal.

 

‘’Umut, gelecek altyapıdadır’’

 

ED: Anadolu takımlarından pek çok genç oyuncu Süper Lig’e hatta oradan Avrupa’ya kadar gidebiliyor. Tam ekonomiyi konuşmuşken daha fazla altyapıya önem vermek, bu tarz oyuncular yetiştirmek bu soruna çözüm olabilir mi?

 

PK: Evet çözüm olabilir zamanında Galatasaray bunu çok güzel yaptı. 1986-1991 yılları arasında yetişen 6 jenerasyon futbolcu pırlanta gibiydiler ve Türk Futboluna çok şey getirdiler. Bu 6 jenerasyondan şu an bile gözüm kapalı 100 Futbol adamı sayabilirim size şu an sektörde olan. Ancak ne yazık ki kulüpler ‘’Nasıl kısa yoldan para kazanırım, şampiyon olurum?’’ derdindeler altyapı umurlarında bile değil. O yüzden bizim çok fazla Arda’mız, Cengiz’imiz ya da Enes’imiz yok; çünkü bizde sabır yok. Direkt başarı odaklıyız. Uzun süreli maliyeye dikkat etsek zaten altyapıya önem veririz. Benim rahmetli amcam da Galatasaray’ın altyapı hocalığını yaptı 20 küsur yıl, onun için ben de o işin içindeydim. Galatasaray UEFA Kupası alır, Avrupa’da oynar, her sene şampiyondur o; ama altyapılarda çocuklar suni çimde oynarlardı, bu yüzden hepsinde ‘’pubis’’ vardı. Sahip çıkmıyoruz, sevmiyoruz; çünkü büyük takımlar olarak sabrımız yok. Fakat Altınordu, misyonunu sadece buna odaklamış. ‘’Ben Türk Futboluna oyuncu yetiştireceğim’’ Dünyanın en güzel şeyi bence, kadroda yabancı oyuncu yok, sadece benim çocuğum var. İbret olsun Altınordu. Geçmişte Gençlerbirliği bunu çok güzel yapmıştı. İbret olsunlar. Benim hala umudum var.

 

“Dursun Özbek yönetimini başarılı bulmuyorum”

 

ED: Galatasaray demişken, ailecek yakın olduğunuzu biliyoruz Galatasaray’a. Şu an takımın gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz?

PK: Hiç iyi şeyler düşünmüyorum. Çok fazla yanlış var Galatasaray’da, çok fazla vefasızlık var. Hoca seçiminde yanlışlar yapıldı. Herkes en iyiyi ister; fakat böyle de çok etik olmadı. Çok profesyonel bir düşünce tarzı; fakat biz Türk’üz, bu kadar profesyonelliği sevmeyiz biz. Karabük camiasına çok ayıp edildi. Igor Tudor haklı, ben de Galatasaray’da teknik direktör olmak isterim. Ama sen kal bir hocam olduğun yerde, gel bir yerlere, başar bir şeyleri, sonra yine gel Galatasaray’a, gel başımızın tacı ol. Bunun yanında altyapı darmadağın edildi. Şimdi yeni baştan bir şeyler yapmaya çalışıyorlar kısa vadede kesinlikle başarı sağlanamayacaktır. Her zaman söylüyorum ‘’Umut, gelecek altyapıdadır’’ Bilmiyorum beni nasıl ikna ederler; ama ben Dursun Özbek yönetimini başarılı bulmuyorum kesinlikle.

 

“Ersun Yanal çalışma disiplinini doğru bulduğum bir teknik direktördür.”

 

ED: Bursa-Trabzon ve Rize-Alanya maçları için neler söylersiniz? Rize, Trabzon’a ateş püskürdü üstüne ligden düştü, Bursa kaldı. Tartışmalar ve bu maçlar için neler söylersiniz?

 

PK: Herkes maçta şike olduğunu iddia etti; ama aslında konuşmamız gereken şey şu: Bursa çok büyük bir camia, 5.büyük Trabzon’dan, Anadolu’dan çıkan tek şampiyon. Rize’ye bakalım, onların da çok iyi bir geçmişi var. Bu lig bu raddeye gelmemeliydi zaten onları düşüşü ya da kalışı son maça kalmamalıydı. Maç sonunda Hikmet Karaman’ın açıklamalarını dinledim, büyük oranda katıldığım yönleri de var; ama ‘’Bana iyi transferler yapılmadı, istediklerim olmadı’’ şeklinde bu açıklamaları her hoca yapıyor. Haklılık payı var; ama ‘’Hocam son haftaya bırakma, sen Çaykur Rizespor’sun’’ Baktığımız zaman yönetim arkanda durmuş, diğer takımlar 50 kere hoca değiştirmişler. Bursa’ya bakıyorsun sene başı bambaşka, sene sonu bambaşka. Hoca değişmiş, takım karışmış çorba olmuş, kadro dışı kalmalar daha neler neler. Rize daha sakindi Bursa’ya göre. Son maça kadar kalmamalıydı bu durum. Ben hala iyi niyetli düşünmek istiyorum, inanmak istemiyorum iddiaların doğruluğuna. Ersun Yanal çalışma disiplinini doğru bulduğum bir teknik direktördür. Taraftarlar arasında husumet olabilir çok normal ama şike şeklinde çamur atmak -tabiri caizse- çok ağır bir suçlamadır, aksi ispat edilene kadar herkes masumdur. Trabzon çok büyük bir camia. Yanlış şurada, Bursa ve Rize gibi iki büyük takım son maçlarda ölüm-kalım savaşı veriyorsa bu yanlışlar son maçlarda aranmaz.

 

“Ruud Boffin kaleden kaleye gol atıyor, biz telefon kamerası çekimiyle görüyoruz.”

 

ED: Sizce Futbol Federasyon’u PTT 1.Lig’e gerekli yatırımı yapıyor mu?

PK: Çok açık bir söylemek gerekirse, yapmıyor. Neden yapmıyor? Çünkü 1.Lig içi marka değeri oluşturmak gerekiyor. Süper Lig’de korkunç paralar kazanılıyor; reklam değeri, yayın hakkı derken aynı şekilde 1.Lig içinde marka değeri oluşturmak gerekiyor. Bu sezon 9 hafta boyunca izleyemedik, Ruud Boffin kaleden kaleye gol atıyor, biz tribünden telefon kamerası çekimiyle görüyoruz. Bu çok büyük bir ayıp. Kaç tane kaleci kaleden kaleye gol atıyor, izleyemedim o golü içimde kaldı. Sen 9 hafta yayıncı kuruluş bulamazsan böyle olur. Orada da olay çok farklı yayıncı kuruluş değişti, yayınlayacak kanal bulamadılar, sonra TRT’ye verildi gibi birçok söylenti var, doğrusunu net olarak bilmiyorum. Yayıncı kuruluşa destek sağlanmalı, ikili ilişkiler iyi kurulmalı ki marka değeri oluşsun. Aynısı 2.Lig içinde geçeli, mesela senelerdir 2.Lig maçı izleyemiyor taraftarlar.

 

“Herkes şehrinin takımını tutsa bu olmaz.”

 

ED: Özellikle İngiltere’de alt liglere bile çok yoğun biz bile Championship takımlarına hakimiz. Peki biz alt liglerimize bu kadar hakim miyiz? Yayıncı kuruluşa kalmadan bir hafta sonu semtimizin takımını izliyor muyuz?

PK: İzlemiyoruz. Biz ülke olarak Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’a odaklanmış durumdayız. Herkes şehrinin takımını tutsa bu olmaz. Avrupa’da bu anlayış var. Dortmundlu olan Dortmund’u tutuyor. Sezon bir açılıyor kombine falan hiçbir şey kalmıyor. Biz şehrimizin takımını tutmayı bilmiyoruz. Öteliyoruz, ötekileştiriyoruz. Anadolu’da bunu çok iyi yapan takımlar var aslında, Konya var, Eskişehir var, Adanaspor var biz bunu başarırsak olur.

 

“Başakşehir çok iyi bir proje; ama tecrübe eksikti”

 

ED: Başakşehir hakkında neler düşünüyorsunuz? “Kolej takımıyız” diyor Abdullah Avcı, gerçekten öyleler mi? Bu kadar oturmuş birbirini bilen, kaliteli futbolculara ve iyi bir teknik adama sahipken bu kadar da yakınken şampiyonluk neden gelmedi?

 

PK: Ben bunun sebebini tek bir şey olarak görüyorum: Tecrübe. Başakşehir çok yeni bir takım, hep Başakşehir için ‘’Proje Takımı’’ denilirdi. Ama çok iyi bir proje. Hep söylerim ligde yeri garanti tek teknik direktör Abdullah Avcı, yönetimle arasında çok güzel bir bağ var, akıllı transferler yapıyor, neye yatırım yapacağını biliyor ve mükemmel bir ekiple çalışıyor. Malzemecisinden masörüne, mutfağından üst düzey yöneticisine kadar müthiş bir ekiple çalışıyor. Fakat ben şampiyonluğu tecrübeye bağlıyorum, bir kere kazansalar bunun devamı gelecek zaten.

 

“Eskişehirspor ve Tavşanlı Linyitspor yüzünden benim okulum uzadı.”

 

ED: Biraz da size değinmek istiyorum futbola olan ilginiz nereden geliyor? Futbolu mesleğinizin merkezine koymanın temel nedeni neydi?

PK: Çok büyük bir aşk. Sanırım en çok futbola aşığım ben. Küçükken değişik bir kız çocuğuydum, hiçbir zaman “Anne bana bebek al” demedim ya da çay kahve takımlarıyla oynamadım. Ben hiçbir şey bulamazsam çorapları birbirinin içine geçirip top oynardım. Amcamın da etkisi çok büyük futbolu sevmemde. Önce futbolcuydu, sonra teknik direktör oldu ve benim için hep bir rol model gibiydi diyebilirim. Onun futbolun ve Galatasaray’ın içinde olması beni önce Galatasaraylı yaptı. Daha sonralar bir numaralı bir formam vardı, amcam getirmişti ve ben kaleci olmak istemiştim daha sonra bu istek somutlaştı ve ben ‘’Futbolcu olmak istiyorum’’ dedim. O zaman kızların futbol ligi yoktu, oynayamadım ve ailem beni atletizme yönlendirdi; ama futbol her zaman kalbimdeydi. Üniversiteye hazırlanırken, sen bir kız çocuğusun, ailen senden sabah 8 aksam 5 mesaili bir iş bekliyor. Bankacı kadınlar hep benim gözüme güzel gelirlerdi ve bende iktisat okumaya karar verdim. Hiç umduğum gibi olmadı, Eskişehirspor ve Tavşanlı Linyitspor yüzünden benim okulum uzadı. Kütahya’da okudum Eskişehir’e çok yakın zaten yarım saat. Ben her cuma çıkar eve gelir, pazar akşamı dönerdim. Babam artık dedi ki ‘’Pelin orada okumak istemiyorsan seni anlarım; ama böyle her hafta çıkıp gelmek olmaz oraya da alışman lazım’’ Ben her Cuma eve ‘’Süpriiiiz’’ diye çıkıp geliyorum; ama sürpriz kesinlikle olmuyor. “Tamam” dedim, ben de o hafta sonu eve gitmedim orada kaldım. Çıktım dolaşmak için Kütahya’da, içimde var demek ki çekiyor beni. Taraftar sesleri, davullar falan duydum. Sese doğru gittim ben de, en son stada ulaştım, sordum abilere ‘’Bu kimin maçı?’’ diye. Kütahyaspor’un renkleri de lacivert-mavi, Adanademirspor’a benziyor, ben de çok severim Adanademirspor’u. ‘’Ne kadar bilet?’’ sordum. ‘’Gir abla izle ya’’ dediler. Maç izledim o gün, sonra Eskişehir Süper Lig’e yükseldi. Tavşanlı Linyit, PTT 1.Lig’e çıktı ki o zaman ki adı ‘’Bank Asya 1.Lig’di’’ Her hafta sonu bir maça denk geliyordum ya Eskişehir ya Kütahya ya da Tavşanlı Linyit. Okulum uzadı, gitmiyordum çünkü. Okul sonunda bitti, muhasebeci oldum dayımın şirketinde. Fark ettim ki hiç benlik değil, kafayı yemek üzereyim. Bu arada ben hep Twitter’dan 1. Lig ile alakalı yazılar yazıyorum. Sağ olsun kendisine çok şey borçluyum, Mustafa Yaşar keşfetti beni ve bana ‘’Sana biri mi yazdırıyor bunları?’’ diye sordu. ‘’Tamam kadınlar futboldan anlar; ama 1.Lig be bu kızım’’ dedi. Ben de hikayemi anlattım, o da beni Konya-Kartal maçına çağırdı tanışmak, konuşmak için. E maç, giderim ben, Çin’de olsa bile giderim ki gittim. Tanıştık ve bana, ‘’Benim bir sitem var, orada köşe yazmak ister misin? İzlediğin maçlardan bahset, madem işin içinde olmak istiyorsun kendini böyle geliştir’’ dedi. O zaman ki adıyla Ligbir.com. O sitede yazmak bana birçok kapı açtı. İşte bu şekilde futbolu bir meslek haline getirdi.

 

“1.Lig’de tribün kültürü var.”

 

ED: Hala kadınlara karşı ‘’Ofsayt ne?’’ esprilerinin döndüğü ülkemizde futbolla hatta erkeklerin bile hakim olmadığı 1.Lig’e hakim bir spor muhabirisiniz. Bu nasıl bir durum sizce? İlginç değil mi?

PK: Bana ilginç gelmiyor; ama gelen sorular ilginç geliyor. Kardeşim bu da benim zevkim ya. Çok hoşuma gidiyor. Bu ligde her takım her takımı yenebiliyor ve bu çok zevkli bir şey. Tribün kültürü var, Süper Lig’de bile 2 bin kişiye, bin kişiye oynayan takım var; ama burada tribünler dopdolu. Sen bir Adanaspor-Adanademir maçını izle, bir daha Süper Lig derbisi izlemezsin. Nasıl var ya tüylerin diken diken oluyor. Eskişehir-Göztepe maçında tribünden aşağı atacaktım kendimi ‘’Bu nasıl coşku’’ diye. Belki de tribün sevdiğim için bu kadar 1.Lig seviyorum. Üniversite yıllarımda 1.Lig maçına denk gelmeseydim böyle olmayabilirdi. Oraya deplasmana Konya gelirdi, Antep Belediye gelirdi her hafta başka deplasman takımı izlerdim, kopamadım ya kopamadım ben de bunu seviyorum.

 

ED: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

PK: Var, ekleyelim. Kadın-erkek hiç fark etmez, tüm gençlere söylüyorum: Bir hayal kurun ve o hayaliniz peşinden gidin; çünkü insan sevdiği işte mutlu. Ben bir hayal kurdum. Ekranda olmak gibi bir derdim yoktu, “Futbolun bir yerinden tutacağım” dedim ve ekrandan tuttum. Hep hayalimdi, gerçekleştirdim çok şükür. Hayallerinizin peşinden gidin.

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları