Sermet Yeşil / Nazım’ın dediği gibi; “Bu dünya soğuyacak”

0 Yorum

Merhaba Müstehak’çılar,
Hepimize gerçekten müstehak olsun, ben ilk duyduğum günden bu yana bayıldım bu fikre…Bir arşiv delisi olarak seviyorum anılara sahip çıkmayı, çok; pek çok…
Peki ben ne yapabilirim diye düşünürken Güney mi dedi ben mi dedim artık hangimiz attıysak ortaya fikri aferin ona, kulis röportajları yapmama karar verdik. Sevdiğimiz, merak ettiğimiz tiyatro canavarlarının hayatına azıcık uzanmak istedik.Ben, ilk olarak Sermet Yeşil’in kulisini seçtim, ”Gezerken” oyununda aynı sahneyi aynı anda olmasa da paylaşma şansını bulduğum Sermet’le başlamak istedim. Ne kadar güzel bir başlangıç olduğunu İstanbul’a tepeden baktığımız Kafka kafede onu dinlerken bir kere daha anladım. Hayatının sonuna kadar oyun oynamak isteyen bu genç adamı çok sevdiğinizi biliyorum, birazdan bu sevginiz aşk’a dönüşürse şaşırmayın diye yazdım bunları….
”Yeter ki soğuk olmasın”ın altını özellikle çizen Sermet Yeşil, sorularını da numaralara göre kendi seçerek başladı anlatmaya……Ben ona sadece ”Sermet, sana 27 sorum var, istediğinden başla, bana bir numara söyle yeter” dedim…

S- Sorular zor mu Sevinç ?
B- Yok yok, bildiğin yerlerden hazırladım, bir sayı söyle :)
S- 8 olsun bakalım.

B- En büyük mesleki hayalin nedir ?
S- En büyük mesleki hayalim ? Herhalde, her sezon mutlaka bir oyun oynamak. Mutlaka sahneye çıkayım istiyorum yani, sahnede olayım. 4 ?
B- En sinir olduğun özelliğin ?
S- Agresyon, agresyon. Agresif olmak. Bazen çok agresif oluyorum, yani o huyum olmasaydı keşke. Ama var, yapacak bir şey yok. Sokakta birine sinirlenebiliyorum durduk yere yani. 6 ?

B- İşte şu an onun yerinde olmak istiyorum ama çok da güzel oynuyor eşek dediğin son oyuncu ? Yani bunu bir defa dememişsindir diye ‘son’ olanı soruyorum.
S- Evet. Gerçekten Nadir Sarıbacak çok kaliteli bir oyuncu bence. İyi yani, iyi. Hem sinemada hem tiyatroda çok başka. Bir de böyle tuhaf yani, gördüm gelişimini, taaa Semaver Kumpanya’dan beri takip ediyorum. Semaver Kumpanya’nın bir oyununun çıkışında tanışmıştık.
B- Denk geldiniz mi ?
S- Evet, evet.
B- Nerede ?
S- İşte oyun çıkışlarında filan, ha tiyatroyu soruyorsun, yok yahu sadece tv’de denk geldik,şimdilik :) 17 ?

B- Bir kadında sevdiklerin ve sevmediklerin ?
S- Bir kadında en sevdiklerim ? Bir kadın deyince tabii, bir erkek olarak; beni anlaması önemli.Ne konuşuyorsak, neyse o anki durum yani; anlaşabiliyorsak, güzel. Anlaşılmayınca olmuyor. Bir şey izlediğimde, aynı dili konuşmasan da ona derdimi anlatabiliyorsam, beni gerçekten anladığını anlıyorsam bu iyi bir şey. Bir kadında istediğim bir özellik. Olmaması gereken de beni anlamaması. Çok tuhaf oluyor. Hani o zaman duvara karşı oluyorum.Bir paket değil bu ama en azından anlaşılmak istiyorum, sonuçta erkeğim ben. Ne yazık ki…:) Şimdiii 12 ?

B- Hayatta en sevdiğin repliğin ?
S- Eyvah ! Ya şey, Fırtına’da, Fırtına çalışmıştık da; yıllar önce üniversitedeyken; orada Ariel oynamıştım, cin; onun repliği niyeyse böyle, bir de açılış repliğiydi, mikrofon kullanıyordum, acaip rahatsız oluyordum filan ama o repliği söyleyince rahatlıyordum, kendi sesimi duyunca yani; kolonlardan, oyunun oynanabileceğini hissediyordum o an, ”Selam sana yüce efendimiz” diyordum. Bu, en sevdiğim replik bu galiba. Tabii o, ”Selam sana yüce efendimiz, bilgin efendimiz selam”, bu. Peki 1, nasıl olsa çıkacak…

B- başucu kitapların ?
S- Turgut Uyar. Onun şiirlerini, toplu eserlerini aldım en son. O var başucumda şu an. Kanatsız Kuşlar diye bir kitap vardı, niye o geldi aklıma şu an ? Kitap şu an bende bile değil. Başımın ucunda bile değil ama, çok etkilenmişim demek. Deliduman’ı okumaya çalıştım, Emrah Serbes; iyi yani ama pek beni sarmadı. Biraz popüler olmuş herhalde o yüzden. Genelde dönüp dönüp böyle gece uyumadan evvel Turgut Uyar’a bakıyorum. Şu an başımın ucunda olan o. Evet 3 ?

B- En kıyak özelliğin ?
S- Çok kolay borç para veririm. Çok ! 3 ya da 4 dakikaya ihtiyacım var yani. O kadar.
B- Ama bu insanların hayatını kolaylaştıran bir özelliğin…
S- İşte kıyak ! 2 ?

B- Kulis uğurların, oyun totemlerin var mı ?
S- Oyuna çıkmadan önce sağ kulağımı çekip üç kere sahneye bağlantısı olan bir tahtaya vuruyorum. Üstüne çıkacağım zemine. Sol kulağımı da çekip vuruyorum. Eğer sağ kulağımı çekip sahneye giriyorsam oyunun ortasında aklıma geliyor kulise çıkıp mutlaka yapıyorum. Oyunun ortasında aklıma geliyor ve ben bundan nefret ediyorum :)))Vurdum mu vurmadım mı ? Vurdum galiba, yok vurmadım…Bak bugün vurmadın, işte vurmadığın için böyle oldu filan :)))

B- Yaptığına şaşırdığın şeyler var mı Sermet ?
S- Var. (Nefis bir sessizlik giriyor aramıza, deminki gülmelerden sonra çok güzel bir sessizlik anı bu, biraz bekleyip soruyorum ona )
B- Söyleyecek misin ?
S- I ıh…..
B- Tamam.
S- Var, evet. Benim de pişmanlıklarım var.
B- Yaptığına şaşırıp pişman olmadıkların var mı ?
S- Vardır. kesin. Dur bakayım…Yani evet şimdi durup düşünüyorum da, Cosmos’la biz bayağı bir dünyayı turladık. Hani Pekin’e kadar gittim, Newyork’tan. Günlük hayatta Türkiye’de yaşayan bir sanatçı olarak çok zor bunu yapmam. Öyle bir maddi güç bulmam. Hani dil mil, şu bu; tek başına çıkmak, onlar beni çok kasıyor. Ama evet şimdi şaşırıyorum yaptığıma, yapabildiğim yani; Çin seddine çıktım ben. Evet güzeldi, oradayken pek öyle hissetmiyorum ama dönünce a a evet yahu oradaymışım ben , Newyork’ta da vardım, Çin seddinde de, güzel gezdim, çok güzeldi yani.

B- Şu an Savaş’ta oynuyorsun, provalar esnasında bugüne kadar denemediğin bir şey denedin mi ? Farklı bir çalışma yaptın mı ?
S- Evet. Susan’la çalıştık. Susan Main. Bir ses terapisti. Yani, hani şey her karakter için mutlaka çalışıyorsun, çalışırken o prova sürecinde bir şeyler oluyor filan, sen de hani fark ediyorsun ki aslında ben böyle konuşmuyorum ama şimdi böyle konuşuyorum, bu karakter böyle demek ki filan; bu Savaş’ta da başıma geldi. Hani 40 gün çalıştıysak 37 gün düşünmedim bunu ama sonra Susan bunu fark ettirdiğinde böyle bir yirmi dakikalık filan bir çalışma yaptık. Bir sandalyeye oturttu beni boğazıma dokundu filan, bir takın sesler çıkardık sonra benim repliklerimi söylememi istedi. Şimdi tarif edemiyorum ama ilginç bir çalışmaydı, o çalışmada böyle bir şey aydınlandı. Bende bir farkındalık yarattı, böyle sahnede repliklerin çukura düşmemesi için. Gündelik hayatta çok yaşıyoruz çünkü bunu, bazen karşımızdakiyle konuşurken kendi kendimize konuşuyoruz bence… Numara söylemem lazım değil mi ? 9 ?

B- Yeniden doğacaksın Sermet ve her şey sen nasıl istersen öyle olacak. Dünyanın neresinde doğuyorsun, kimsin ? Tanıdığımız biri misin ? Nasıl bir hayatın var ?
S- Fantastik ! Şey, böyle bir, sadece fotograflarını gördüm, bilmiyorum nasıl yerler ama hani çok ince kumları olan, kocaman masmavi denizleri olan böyle kıyı, Hawai falan gibi yerler var ya ? Şimdi Hawai deyince ne aydınlanıyor insanların kafasında bilmiyorum ama :) Hani böyle uzun kumsalları olan bir yer, belki Afrika’nın uçları…Sıcak…. Kesinlikle sıcak olsun….Yeter ki soğuk olmasın…Soğuğa gerek yok, yeniden doğuyorsam…Herhalde öyle balıkçı falan olabilirim, güzel olur yani; denizin içinde, küçük bir kendi yaptığım bir salım olur; onunla haftada iki gin üç gün çıkarım. Ne yemek istiyorsam o hafta, denizden ne çıkarsa yani. Çıkarıp, yiyip işte, karım var, çocuklarım var falan, ne bileyim işte, güzel….Kumsal, sıcak. Asla soğuk değil, sıcak. Aynen. Afrika’lı balıkçıyım, incir yaprağıyla filan dolaşıyorum…

B- Tiyatro Hal hakkındaki düşüncelerin ?
S- Tiyatro Hal, yıllar öncesi tabii. Ben İstanbul’a ilk geldiğimde Haliç üniversitesinde çalışmaya başlamıştım. Ve Yeditepe üniversitesinde. Haftada birer gün derse gidiyordum orada. Genç, heyecanlı, bundan yaklaşık bir yedi yıl öncesinden bahsediyorum. 6 yıl öncesinden… İstanbul daha çekici geliyordu gözüme. Daha kalabalık ama hani merak ediyordum. Şimdi etmiyorum o kadar. Evden pek çıkmıyorum yani zorunlu olmadıkça. Neyse yani, o zamanlar çok daha maceralıydı. O zaamn tanıştım Tiyatro Hal’le. Haliç üniversitesinde bir grup öğrenciydi bunlar. Bir buluşmaya gittiler, Erasmus buluşması gibi, Çekoslovakya’ydı galiba, gittiler geldiler, orada bir şeyler oldu bunlara…Bir oyun oynadılar orada, bir festivalde, ödül aldılar. Biz bu işi yaparız dediler. O gazla girdiler, bir binanın alt katını tuttular falan, gittik gördük; çok iş var burada dedik. Ya yaparız biz falan filan dediler. Deli dolu çocuklardı. Şimdi işte 6 yıl oldu neredeyse benim hatırlayabildiğim, bayağı kocaman tiyatroları var artık. Şimdi yenilendi, daha gidemedim, karşıya geçemedim ama daha dün Iraz’la beraberdik, konuştuk, yad ettik; işte olanları, olamayanları…:)))Tiyatro Hal ile ilgili düşüncelerim, çok umutlu çok güzel, belli yani; bir gün mutlaka çalışacağım orada.
B- Güney duyuyor musun ?
S- Güney duy bizi ! Şimdi bir tane daha söylemem gerekiyor, 22 tane miydi soru, yok 27, tamam 23 o zaman ?

B- Beraber sahneye çıkmak için sıranı beklediklerin ?
S- Oooo hepsini söyleyecek miyim ?
B- Haydi sıranı bekleme de onlarla oynayayım be dediklerin diyelim…
S- O zaman. Nadir. O zaten var. Tansu var, ama zaten Tansu ile daha önce çalıştık; o zamanlar çok gençtik, tadı damağımda, şimdi gerçi o da pek tiyatro yapmak istemiyor ama buradan ona da laf sokayım biraz :), bilmiyorum belki fikirleri değişmiştir. Tiyatro yapmak isterse, bir gün mutlaka sahnede karşılaşacağız da… taner ağabey var, Taner Birsel. O da bıraktı tiyatroyu gerçi ama olsa NE GÜZEL OLUR… Keşke öyle bir imkanım olsa mesela. Melisa ile sahneye çıkmayı çok isterim. Gibi.
B- çok güzel takım oldu. Belki Nadir, Taner ağabey, Melisa, Tansu ve sen çıkarsınız…Benim aklıma oyunu bile geldi.
S- A a ne o ?
B- Ölüm Öpücüğü. Hayatta en çok oynamak istediğim oyunlardan biri ama hemen size veriyorum, şu an yani. Yollayacağım sana mutlaka.
S- Çok güzel olur.

B- Müstehak kelimesinin anlamına baktım sana, buraya gelmeden önce, yani anlamını biliyoruz ama ben baktım; şöyle diyor: Bir kimsenin layık olduğu ödül veya ceza. İmiş Sermet’ciğim. Sence hayalini kurduğumuz yaşam şekli ne zaman bize müstehak olacak bu ülkede ?
S- Yani hep beraber böyle bir şey yaşayabileceğimiz umudu, bende çok sönük açıkçası. Bütün bir ülke olarak. Uzak, çok uzak bir gelecek gibi geliyor bana. İki kutup gibi görüyorum ben dünyayı da. Ama şeyi düşünüyorum, müstehaklık noktasında sanki yani, böyle yaşamak ? Yani ne bileyim işte ısrarcı olmak gibi görüyorum ben hani. Ben şöyle yaşamalıyım diye 90 yaşına kadar ısrar ediyorsan, zaten öyle yaşıyorsundur. O müstehaktır zaten sana. Ne zaman vazgeçersek bence o zaman olmayacak böyle bir hayat, böyle bir yaşam diye düşünüyorum. Vazgeçmediğimiz sürece müstehak bize. Biz zaten öyle yaşıyoruz aslında. İstiyoruz ki daha büyük bir kalabalık buna inansın ama tabii o bir yolculuk yani , bitmediği sürece yol, devam ediyordur herhalde. Ha bir gün herkes anlar diyemiyorum yani. Uzak bir gelecek gibi geliyor o bana. Ama olacak yani sonuçta, dünya dönüyor ve Nazım’ın dediği gibi bu dünya soğuyacak. Öyle.
( Biraz duruyoruz Sermet’le, iyi de oluyor, güzel bir müzik eşlik ediyor zaten bir saattir sohbetimize, biraz durup sonra başlıyoruz )
Pekiiii 15 ?

B- Yeni kuşak oyuncuları nasıl buluyorsun ?
S- Yeni kuşak ? Ya bu kuşak hep değişiyor tabii de. Ne zaman eskiyor ne zaman yenileniyor bilmiyorum ama enerji aynı enerji gibi geliyor bana böyle hani özellikle bu alanda hani biliyorsun bir sınıfın oluşmaya başlayınca, seninle aynı dili konuşmaya başladığın meslektaşın olmaya başlayınca karşında hani onlarla birlikte denemeler yapınca, şeyi fark ediyorsun mesela; bir enerji var , başlama enerjisi bu işe, oyun oynama enerjisi yani çok çocukça bir şeyden bahsediyorum, o enerji görülüyor, ben kendi kuşağımla, şimdi haşır neşir olmaya çalıştığım kuşak arasında görüyorum bunu. Elbette fark var ama o enerji çok değişmiyor. Ben 2000’de mezun oldum, o zamana kadarki kuşakta çok televizyon yoktu, öyle bir oyunculuk biçimi hani böyle geniş kaynaklar edinebileceğimiz bir durum değildi. Oyunculuk daha çok ailenin söylediği gibi mutlaka bir gün aç kalacağımız bir şeydi. Hala öyle ama şey açık şimdiki kuşak için kapılar çok açık. Çok fazla televizyon kanalı var, televizyon da çok sevilen bir şey bu coğrafyada; yatak odasına kadar giriyorsun inanların. Yani orada belli bir pasta var, o pastadan pay alıyorsun falan filan ve bu senin hayat standartını belirliyor. Bunu hederf alarak seçmiş oyuncu adayındaki enerjiyle sadece oyun oynama isteğiyle bu işi yapmaya çalışan oyuncu arasındaki farkı görebiliyorum ben. bu çok net belli oluyor. En ufak bir doğaçlama yaparken bile belli oluyor. Mesela bu bir engel, bunu şey için söylüyorum, işte yeni kuşak oyuncu diyorsak, işte onlar için müthiş bir engel. Bundan ne zaman sıyrılırsa o zaman işte kar etmiş olacağız. Yani hep aklıma geliyor, Al Pacino hala gidip, şeylere katılıyor; koklama atölyelerine, koku duyusunu geliştirebilmek için. Adam çalışıyor hala. Çünkü belli ki biten bir yolculuk değil, bir yere ulaşacağın yok, bunu kavradıktan sonra çok daha rahat ilerliyorsun. İçin rahat oluyor yani. Çünkü mesleki olarak kendimize karşı vicdanen sorumluluğumuz var. Hani o gerçeklik hissiyle ilgili az önce konuştuğumuz. Biten bir şey olmadığını anladığında yolun, çok daha rahat ilerleyebiliyorsun. Sonuçta 37 yalımda durup ben şey diyebiliyorum kendi kendime, samimiyet. yani ben ölene kadar her sene mutlaka bir oyunda oynamalıyım çünkü böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Elzem değil ama hani bir gün bir kaza geçirip kolumu bacağımı kaybedebilirim ama bu benim oyunculuk yapmama engel değildir herhalde diye düşünüyorum şuurumu kaybetmediğim sürece. Öyle. Oynamak güzel yani.
Peki 10 ?

B- Seni öğrencilerine sorsam seni nasıl tarif ederler bana?
S- Onun dersinden kalmazsın derler büyük ihtimalle. Yoklama almıyor derler. Çok rahat, çok sakin. Gel, gelme çok umurunda değil ama işte ne bileyim sene sonundaki sınav parçanı hazırla mutlaka falan derler yani.

B- Bir başka sorumu sen numara söylemeden soracağım, peki sen öğretmenliğini de böyle mi anlatırsın ?
S- Evet yani ben kim gelmiş kim gitmiş çok bakmıyorum zaten gelmek isteyen geliyor. Bir de eğitim verdiğim kurum özel bir üniversite, oraya insanların ne zorlukla geldiğini de biliyorum ama bakmıyorum listeye kim burslu kim değil diye. Zaten onlar daha çok ilgileniyor, gelip konuşuyorlar benimle sorunları olduğunda maddi olarak. Çok nadir oluyor böyle devamsızlık yapan dersime. Onlar da belli işte, böyle işten güçten, ailevi sorunlardan ya da çok parası olduğundan gelmiyor, nasıl olsa kalsam seneye devam edebilirim diyor, babam veriyor parasını diyor. Halbuki yani, neyse….

B- En sevdiğin oyun yazarları ?
S- Tenesse Williams, Cehov ve Sam Shepard. Bu üçünü çok seviyorum. İbsen evet dördüncü sırada geliyor ama İbsen’i bazen okumakta zorlanıyorum.

B- Yeni bir oyunda oynamayı böyle kabul etmende öncelikli bir nedenin oluyor mu ?
S- Oluyor tabii. Metin. Birinci, metin bende. Bazen şöyle de olabiliyor, bir metni okuyup çarpılabiliyorsun ve bunu mutlaka yapmam gerek diyorsun. Hani o yıllar alıyor, duruyor köşede ama. Bir gün oynarım diye düşünüyorum.
B- Öyle bir sorum var benim.Bir dakika… Hah ! Hala oynayamadığına inanamadığın bir rol var mı ?
S- Var. Hani, var. Söylemeyeceğim. O zaman büyüsü kaçar. Yıllar sonra oynadığımda söylerim sana Sevinç. Bir tane var yani böyle gözümü kırptığım.Yıllar sonra şey yaparız…Bunu demiştim sana diye…

B- Sahnede başına gelen en komik şey ?
S- Bu Fırtına oyunuda, işte dönem oyunu; bir arkadaşım kolunda saatle çıkmıştı. Çok komikti gerçekten. Şimdi de oyun yazarı oldu, oyuncu, iyi de bir oyuncu ama şimdi isim vermeyeceğim, saatle çıkmış, belinde kılıç falan hani…Bunlar karaya oturmuşlar, adaya düşmüşler filan hani…Geziyorlar etrafı, işte cinler minler var, adam da işte eliyle karayı gösterecek; şu karşıda diyor ama bayağı rolex saati kolunda :))))

B- Müstehak ile ilgili düşüncelerin ?
S- Müstehak bize müstehak. Güney ve Iraz’la daha bu dergi ilk çıktığında da konuşmuştuk. Taslağını da göndermişlerdi, görmüştüm falan. Tam bir tiyatro- kulis dergisi. Daha çok oyuncuların takip ettiği bir şey haline gelebilir diye düşünüyorum Müstehak’ı. İstanbul’da tam sayısını bilmiyorum ama irili ufaklı yirmiden fazla tiyatro var bildiğim kadarıyla, birbirleriyle iletişim kuracakları bir alan olabilir. Şimdi internet sitesi de açıldı. Oradan da takip ediyorum. Bence çok iyi bir portal olabilir. Basılı olması daha mantıklı tabii bir dergi olarak. Arşiv oluyor. Bu tür şeyler önemli. Bir de Güney’in aileden gelen de bir…
B- Hazinesi var…
S- Hazinesi var ve o bunu iy değerlendirir diye düşünüyorum. Keza Iraz da öyle.

B- Sen arşivci misin ?
S- Ben arşivci olamadım ya, beceremedim onu. Çok istedim ama pul koleksiyonu bile yapamadım.Hepsi dağıldı zamanla. Günlük bile tutamadım yani o derece. Ama çok istedim hep. Gittiğim yerlerde de fotograf çekemiyorum. Sadece görmek istiyorum. Fotograf çekerken vakit kaybediyormuşum gibime geliyor. Arşivleyemiyorum. Gezi’de öyle oldu, yani o kadar gün orada kaldım, doğru dürüst fotografım yok elimde.
B- Gezerken’i de çekemedik Sermet. Sizin ilk oynadığınız gün dışında, o gün çekilmiş Allahtan, nerelerde oynadık, kaç tane parka gittik, birimizin bile aklına gelmemiş, halbuki ne kadar basit onu kaybetmek. Ne kadar güzel bir şeyin içindeydik, neyse ki açıkradyo’da bir kaydı var ama birbirimizden bağımsız.
S- Halbuki orada çekilseydi. Bak işte ben böyle geri dönünce böyle oluyorum ama işte o an orada yken düşünmüyorum onu, o anın güzelliği o kadar iyi geliyor ki bana ! Sanki bunu bozacakmışım gibime geliyor fotograf motograf, bir şeye kaydedersem…Geri dönüp bakınca, ama o değildi ki, o an öyle değildi diye hissediyorum.

 

B- Söylemeyeceğini biliyorum ama yapamadığına şaşırdığın şeyler var mı ?
S- Var ya ! Şaşırıyorum ama bir yandan da korkuyorum 37 yaşımda. Bak kaçıncı kez oldu 37 diyorum, yaşlanıyorum galiba.
( Sermet bundan önce de 2-3 defa 37 yaşında yani ile başlayan cümleler kurmuştu evet ama kayıtlar silindiği için, hangi soruda dedi bilemedik onu, çok çile çektik bu silinen dakikalar yüzünden çok )
Yapamadım değil de yapmadım ben ya ! Burnuna kadar gelip, o kadar kokrtum ki ! Hala da çok korkuyorum. Galiba yapamayacağım ben bunu ya…Neden bir yerden, yüksek bir yerden atlama hissini yaşayamayayım yahu ? Ama yapamıyrum işte orada sanki bana gelince o ip kopacakmış gibi…Müthiş korkuyorum yamaç paraşütünden. Bazen düşünüyorum yani evde böyle yarım saat filan hayalini kuruyorum, nasıl bir his acaba diye ? 7-8 saniyelik bir şey alt tarafı, ne kadar uzun sürebilir ki ? Ama yok, müthiş gazlanıyorum ama yok. Gerçek öyle değil yani.

B- Pekiii, yarın sabah bir oyun yöneteceksin….
S- Öyle mi ?
B- Öyle olsaydı, tıpkı upuzun kumsalları olan Afrika kıyısında, kendi salını yapan evli ve çocuklu Sermet gibi; yarın sabah hangi oyunu yönetirdin ?
S- Yarın sabah uyanacağım….Mrozek olur herhalde. ”Polisler” olabilir. O metin benim için ilginç. Bir kere yaptım ama Eskişehir’de amatör bir drupta yapmıştım ama geçen gün duydum hatta birileri çalışıyormuş onu, Mrozek çalışıyormuş; gidip izleyeceğim. Son üç dört yıldır o kadar gündemde hissediyorum ki o metni. Bir polis istasyonunda geçen bir hikaye. Anarşist kalmamış, artık birbirlerini yemeye başlamışlar, onu anlatan bir kara komedi. Mrozek’in çok değerli bir oyunu. Onu yapmak isterim. Bir de Tango diye bir oyunu var. İki perdelik çok güzel oyunlarından biri ama herhalde Polisler’i yaparım yarın sabah uyansam…Gelip izlesinler isterim.

B- Dönüp de yeniden oynamak istediğin bir rolün var mı ?
S- Bir düşüneyim, vardır mutlaka… Herhalde. Yani dönüp dolaşıp bir tek şey geliyor ama onun da hala vakti varmış gibi, kurgusuyla da çok ilgili, şimdi bunu uzun uzun konuşabiliriz belki…Hani Tom, şey ya finaldeki tiradı ” Annemin dediği gibi aya değil ama çok daha uzaklara gittim ” şunlar şunlar oldu, şöyle şöyle diye anlattığı…Tenesse Williams da öyle anlatır ya, çocuk evden gider ve yıllar sonra dönüşüdür o. Arada neler olmuş ? Neler yaşanmış ? Adamın hayatında…Gemiyle gitmiş, gelmiş…Savaşlar, şunlar bunlar, nereye gitmiş ? Nereye gitti, neler yaşadı, ne kadar içti ? sevişti ? ne yaptı yani hani ? Sanki o anını oynamak isterim hani, o son geldiği andaki gibi hissedebilirim, son tiradındaki gibi yani 37 yaşımda :)))
( İnanılmaz bir şey, zaten çok keyif aldığım bu sohbet burada artık zirve yapıyor benim için, çünkü biz yaklaşık 2 aydır Tenesse Williams’ın Sırça Hayvan Koleksiyonu’nu çalışıyoruz. Yakında prömiyerimiz var ve Sermet’in sorduğu bu soruları 2 aydır birbirimize sorup duruyoruz. İyi ki Sermet’le başladım, iyi ki ! )

B- 20 sene sonrasına gitsek, Türk Tiyatrosu’nu nerede görüyorsun ?
S- Umarım, İstanbul üzerinden konuşuyorum şimdi ama yani daha çok tiyatro olur demeyeceğim çünkü olacak galiba öyle görünüyor. Bu tuhaf şekilde hızlandı. Galiba İstanbul’daki imar yapısıyla da ilgili. Şehir merkezinden kovuluyor ya bu zenginler, hani yıllar önce bıraktıkları yere geri dönüyorlar. Tarlabaşı mesela onlardan biri. Beyoğlu’nun bütün sureti değişti. Çevre değişiyor, imar onunla birlikte değişiyor. Girmeye cesaret edemeyeceğimiz çok yüksek fiyatlar isteyen mekanlar daha da düşük fiyatlara vermeye başladılar. Yani iyi görüyorum. Daha çok atacaktır tiyatro mekanları. Ama tiyatroyu nerede görüyorum ? Bence iyi ya, iyi yani sınırlar keskinleştikçe, tercihler; daha çok tercih yapmaya başladıkça insanlar, mesleki olarak söyleyeyim, oyuncular daha çok terih yapabilecek hale geldikçe bence daha iyi, kaliteli tiyatro mekanlarımız da olacak, tiyatromuz da olacak diye düşünüyorum ben şahsen. Daha denemeye açık, belki sesini Türkiye’den dünyaya duyurabilecek oyuncularımız olacaktır. Bana öyle geliyor ki bu öyle çok da uzak bir gelecek değil yani. 15-20 yıla kadar çok fantastik şeyler yapılabilir Türkiye’de yani. İstanbul’da. Umutsuz değilim bu anlamda. Hiç değilim.

B- Yaşadığımız ülkede en sevdiklerin ve sevmediklerin ?
S- En sevdiklerim, sevdiğim hoşgörü. Bu ülkede büyük bir hoşgörü var ben ona inanıyorum. Anadolu’da. Gördüğüm. Çünkü mesela biz, şimdi biz çok açık konuşalım Işid gibi bir şey var ya hani burnumuzun dibinde, Ortadoğu’da hani kaynayan bir kazan var. Taşlar sürekli oynuyor ve sürekli yerine oturmaya çalışıyor. Anadolu halkının İslam’la kurduğu ilişki, dünyanın İslam’la yönetilen ya da işte İslam’ı benimsemiş diğer ülkelerine göre o kadar farklı ki ! Ya Mevlana boşuna çıkmıyor yani. Gerçekten, düz bir kelime olarak düşünme bunu. O yüzden benim hoşuma giden şey, bir hoşgörü geleneğimizin olması. Bu çünkü bana öğretildi. Ailemde. Köyümde, kendi yakın çevremde bunu gördüm. Bunun ne demek olduğunu biliyorum. Gerçekten hani, fiziksel zarar verebilecek bir insan olamam kimseye. Bunu yapamam yani. Bunu yapamayacak bir yığın olduğunu biliyorum. Anadolu’da, Karadeniz de öyle. Akdeniz de. Doğusu da öyle. Bir yere kadar, hani o bir yerden sonra sınırlarımız çok yaklaşıyor ve bir kültür alışverişi içindeyiz Ortadoğu ile, haliyle. Hani orada bir şeyler kayıyor, kayboluyor; değerler değişiyor. Sonuçta sınırlar elbette ortadan kalksın da, hoşgörü kazanılan bir şey, hakikaten uğruna savaşmamız gereken bir şey. Bence. Benim hoşuma giden şey, bu ülkede; bu. Hoşgörü. Hoşuma gitmeyen şey de bunun istismar ediliyor olması. Hoşgörünün. Çünkü hani insan sonuçta bir kere doğuyor, yaşıyor; ölüyor. Ben öyle gelecek hayat, öbür dünya filan onlara filan da çok inanan biri değilim, öyle bir kaygım yok yani; o tarafta yaşayacağım iyi şeyleri gibi. Hayır ben buraya geldim ve burada yaşayacağım her şeyi. Bunu görüyorum o yüzden, her şeyin bittiği bir yer var bana kalırsa, bir çizgim var yani benim. Zarar verme noktasında, kişi; olgun bir insandan bahsediyorum, kadın ya da erkek, o noktaya geliyorsa, bu mesela evde karı-koca arasında yaşanan bir ilişki de olabilir, bakkalla müşterisi arasında yaşanan bir ilişki de, bir ülkeyle başka bir ülke arasında yaşanan bir ilişki de olabilir; sınır komşusu iki kasaba arasında yaşanan bir ilişki de, zarar verme noktasına geldiğinde şunu unutmamak gerekiyor, bir kere doğduk ve öleceğiz bence hiçbir şey bu kadar değerli değil. O yüzden birbirimize karşı hoşgörüyü istismar ettiğimiz sürece , bunu görmezden geldiğimiz sürece kimse kazanmayacak. Zaten kaybedeceğiz yani zaten öleceğiz bırakalım şu üç günlük dünyayı biraz sağduyuyla……çok 37 yaşında konuşuyorum ya….Ama yani öyle… Soru öyle geliyor bana…Bu ülkeden bahsediyorsam, ne bileyim ? Ben görüyorum annemi babamı canım, çok öteye gitmiyorum yani……Öyle….

B- Sorularım bitti. Ama belki senin söylemek istediğin bir şey olabilir.
S- Bilmem. Müstehak işte. hepimize müstehak.
B- Müstehak. Öyle bitiririm bak !
S- Aynen. Ne yaşıyorsak bize müstehak. Çok uzakta aramamak lazım bazı şeylerin sonuçlarını…

Sevinç Erbulak 05.11.2014

GAZETEMÜSTEHAK

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları