“TFF, UEFA Zorladığı İçin Kadın Ligi Kuruyor”

0 Yorum

Futbol dendiğinde hemen hemen her erkeğin aklına, bunun erkekler tarafından yapılan bir spor olduğu geliyor. Kadın cephesinde ise “Erkekler futboldan ne anlıyor?” gibi bir düşünceyle futboldan uzak duranlar da mevcut. Tüm bu olumsuz önyargılara karşın futbolu sadece kendilerine ait görmeyen erkekler; sporun erkeği-kadını olmayacağını düşünen kadınlar da mevcut. İşte bu düşünce ile yola çıkmış kadınlardan biri de Nurcan Çelik. Türkiye’de kadın futbolu dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Çelik, 2 kez kanseri yenmesini sağlayan azmi ile futbol camiasındaki tüm zorluklarla da “kadın başına” mücadele ediyor. Çelik ile Türk kadın futboluna öncülük eden takımlardan biri olan Akdeniz NurçelikSpor’u, Türkiye’de kadın futbolunun durumunu ve kadın futbolcu olmanın zorluklarını konuştuk. “Erkek Dünyasına Kadın Adımları” röportaj dizimiz kapsamında, topluma egemen olan “erkek sporu” algısını kırarak tüm güzellikleri ile sahalarda arz-ı endam eden kadınlardan Nurcan Çelik ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız sizlerle…

Röportaj: Sinem Hançerigüzel – Enis Derdimentoğlu

SİNEM HANÇERİGÜZEL (SH): Erkek egemen bir spor dalı ve aynı zamanda bir meslek dalında, bir kadın olarak futbol oynamak sizin için ne ifade ediyor?

NURCAN ÇELİK (NÇ): Bence ülkemizde futbol her ne kadar erkek oyunu olarak kabul görsede bence kadına da bir o kadar yakışan bir spor ve sporun kadını erkeği olmaz. Bu ülkede bu sporu yapmaya çalıştığım için kendimi çok şanssız hissediyorum. Çünkü severek yaptığım bir spor dalı. Basketbol, voleybol ve tenis de oynamayı çok severim; fakat oynarken en keyif aldığım spor futboldur. Bunun yanında bu ülkede kadın olarak bu sporu yapmanın zor olduğunu düşünüyorum. Fakat ilerleyen zamanlarda, bugün oynayan sporcular, futbol adına o elitliği yakaladığı zaman, en azından Avrupa ile aynı seviyeye gelebildiği zaman eminim kadın futbolculara bir kazanç kapısı olacaktır. Hatta belki kadın futbolu erkek futbolunun önüne bile geçebilir.

“KADIN FUTBOLUNDA GÜÇLÜ BİR ALTYAPI YOK

SH: Kadın futbolu ve erkek futbolu arasında farklar var mı peki?

NÇ: Estetik olarak fark yok, sadece güç olarak fark var. Erkeğin anatomik yapısı ve kadının anatomik yapısı bir olmadığı için belli oranda bir güç farkı var. Burada kadın futbolunda iyi bir altyapı da yok, gerçi erkeklerde bile yok. Dışarıdan oyuncu getiriyoruz, yerli oyuncu da onun kalitesini yakalamaya çalışıyor, aynı bizim Avrupa Futbolunu yakalamaya çalıştığımız gibi. Ancak kadın futbolunda da güçlü bir altyapı yok. Dolayısı ile gelişimi zor bir alan. Tabii bunun için büyük, köklü kulüplerin kadın branşını açması gerekiyor. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş vb. kulüplere Türkiye Futbol Federasyonunun yaptırım uygulatması gerekiyor. Örneğin; benim bir kadın futbol kulübüm var. Futbolcu benim, yönetici benim, başkan benim, antrenör benim, malzemeci benim. Ben tek başıma bir kulübü yürütebiliyorsam, büyük kulüpler de rahatlıkla kadın futbolunu bünyelerinde barındırabilir.

“KADIN FUTBOLUNUN GELİŞMESİNE KURUMSAL FİRMALARIN DESTEK VERMELERİ GEREK.”

SH: Hem bütçe hem sponsor olarak kadın futbolunun erkek futbolu kadar destek almadığını görüyoruz. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

NÇ: Kesinlikle destek almıyor. Yani Türkiye’de kadın futbolu sadece bulunsun diye var. “İşte kadınlar ligimiz var.” denilebilsin diye ya da UEFA bunu zorladığı için TFF böyle bir lig kuruyor, bu şekilde düşünün. 1.Lig’de mücadele eden takımlar şampiyon olduğu takdirde Şampiyonlar Ligi’ne gidiyor ve ülkeyi temsil ediyor. Ancak TFF’nin kadınlar 1.Lig’inde şampiyon olan takıma verdiği para 30 bin TL, çok komik değil mi? Benim takımım 2.Lig’de mücadele ediyor ve ben yılda 40 bin TL harcıyorum ki o da ıvıra zıvıra giden para. Kadın futbolunun bir ayrıcalığı yok, transfer ücretleri amatör erkek futbolu ile aynı. Biz de bunun için sürekli bir yerlere ödeme yapıyoruz. TFF’nin bize tek bir katkısı var; deplasman giderlerini karşılıyor (Yol ve konaklama). Tamam, çok güzel. Üstüne şampiyon da oldum; ama büyük bir kazancım yok. E transfer yapacağım, oyuncu benden 10 bin TL istiyor. Benim yıllık gelirim 30 bin TL, e yine bana bir getirisi yok. Bunun için kadın futbolunun gelişmesine kurumsal firmaların ciddi anlamda destek vermeleri gerekiyor. Bu destek, sosyal sorumluluk projesi adı altında da yürütebilir. Futbol oynayan sporcuların tamamını öğrenciler kapsıyor, bu sporculara burs sağlayamayacak hiçbir kurumsal firma olamaz. Bu firmalar sporcu öğrencilere burs vererek bile gerekli desteği verebilirler. Buna bir örnek olarak Amerika’da kadın futbolunun gelişimi üniversiteler çok pahalı olduğundan kulüpler, sporcu öğrencilere eğitime katkı burs sağladıkları için aileler küçük kız çocuklarını futbola yönlendiriyor.

“TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU BİR YAPTIRIM UYGULAMALI”

SH: Peki burada Türkiye Futbol Federasyonu’na ne gibi görevler düşüyor?

NÇ: Mesela Galatasaray’ın bir altyapısı vardı, kapandı. Yani Galatasaray Kulübü kadın takımının altyapısını neden kapatır? Bir gerekçe söyler misiniz? Öyle aman aman gideri olacak bir yapı da değil. Gerekçe, saha ve antrenör bulunamaması. Ben tek başıma burada bir takım için saha bulabiliyorum, bir takımı yürütebiliyorum; ama koskoca kulüp; gücü, tarihi ve çevresi olan bir kulübün kadın futboluna vakit ayırmak istemediği için kadın futbol branşını kapatmış olması çok acı. Bu noktada Türkiye Futbol Federasyonu bir yaptırım uygulayıp bunu zorunlu kılarsa tüm kulüpler bunu yapmak zorunda kalacaktır. Yani UEFA nasıl tüm ülkelere -örnek veriyorum- “Kadın milli takımı bulunduracaksınız.” diyor, bizim ülke de hemen kuruyor. Ama bakın bir başarımız var mı? Hiç duydunuz mu? 1993 yılından beri, kurulduğundan beri faal olarak futbolun içerisindeyim ben, bir başarımızı görmedim ki 1993-2008 yılları arasında yıllarca milli takım forması giydim. Neden bir başarımız yok? Çünkü iyi bir altyapımız yoktu, onlar kadar antrenman sayımız yoktu. Bunun için bize ayrılan bir tesisimiz yoktu. Çünkü bize sunulan imkan bu kadardı. Ben Almanya’ya gittim, Wolfsburg’a transfer oldum. Zannettim ki 3.Lig erkek takımına transfer oldum. Benim %100’üm koşarken, onların %30’u ısınma turu gibi. Nefes nefese kalırdım ve onlara yetişemezdim. Antrenör, zavallı adam, ben onlara idmanda rezil olmayayım diye bana, idmana hazırlık idmanı yaptırırdı. Utanca bak ve ben Türk milli takım sporcusuyum. Federasyonun bir kere kulüpleri desteklemesi gerek, özellikle ekonomik anlamda. Bir havuz planlaması gerekir, altyapı için bir bütçe ayrılmalı, nasıl erkek futbol takımlarına altyapı, şampiyonluk ödülü için bir bütçe ayrıldıysa. Bugün Bölgesel Amatör Ligi’nden (BAL Ligi) çıkan bir takıma bile 600 bin TL gibi rakamlar veriliyor. 600 bin TL’yi kadın takımlara bölseler, onlar da altyapı için bütçe ayırsa, iyi olmaz mı? Şimdi siz bir kadınsınız, futbola başlamak istiyorsunuz, bana geldiniz ve bende 5 yıl oynadınız. E artık bir seviyeye geldiniz, emeğinizin karşılığı olarak para istiyorsunuz. E peki nereden ve nasıl para verebileceğim ben? Bunun için de hobi olarak yapıyorsun. Ben sporcularıma futbol oynamak istiyorsam ya “Eğitimine katkı sağlamak için ya da hobi olarak yap.” diye önceden bilgilendiriyorum; çünkü ülkemizde kadın futbolu henüz profesyonel değil.

Sadece şöyle bir avantajı var: Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu (BESYO) okumak istediniz ve milli takımdasınız, devletten 1300 lira gibi bir burs alıyorsunuz. Ama oynayan herkes mi milli olacak? Hayır. İşte burada çok çalışan, azmeden, yeteneğine güvenen için tek bir avantaj var. “Böyle kendini kurtaran kaç sporcu var?” diye soracak olursanız, çok sporcu var. Yani şu an düz lisede okuyan bir çocuk düşünün, lisede 11 zayıfla geçmiş, üniversiteyi düşünüyor “Ne yapsam?” diye. BESYO’nun puanları zaten düşük, bunun üstüne millilik puanı da ekleniyor ve sıradan bir öğrenci gibi KPSS’ye girip sıra da beklemiyor, direkt atanıyor. Bu iyi bir sporcu olduğunuzdan. Ama her sporcu böyle mi olacak? Hayır. Zeki olan, kafasını kullanan kazanacak. Zevk için yapıyorsan o ayrı.

 

“ÖNCELİKLE TÜRKİYE’DEKİ EĞİTİM SİSTEMİ DEĞİŞMELİ”

ENİS DERDİMENTOĞLU (ED): Ülkemizde kadın futboluna karşı aslında büyük bir sempati var., merak ediliyor. Ancak daha güçsüz, daha az estetik ya da daha az dinamik olduğu konusunda bir önyargı var. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

NÇ: Şurada bir erkek futbolu oynansa siz dönüp bakar, sonra geçip gidersiniz. Ancak biz burada idman yapalım, dönüp bakar, sonra bir daha bakar, sonra da oturup izlersiniz. Daha az dinamik olması konusunda ise dediğim yere çıkıyoruz: Beslenmiyoruz. Çocuğun gelişmesi için beslenmesi lazım. Bu önyargıyı kırmanın en etkili yolu bu. Siz idmana geleceksiniz, okuldan çıkmışsınız ve açsınız, düşünün. Zaten Türkiye’deki eğitim sistemi de spor yapmaya çok büyük engel. Bu acı bir gerçek. Türkiye’deki eğitim sistemi değişmeli ki kadın futbolu hatta erkek futbolu gelişsin. Şimdi şöyle bir düşünün: Biz saat 3’te idman yapacağız; çünkü ancak o saatte stat boş. Akşam saatlerinde erkek takımlar idman yapıyor; çünkü öncelik onlarda. Bize saha ancak ya akşam 9.30’da kalıyor ki çok geç bir saat ya da saat 3-5 arası kalıyor. Ona da çalışan mı gelebilir, okuyan mı? Hiç kimse gelemez. Maçtan maça mı sahaya çıksın kızlar? E o zaman da bir hedefim olmaz. O yüzden akşam geç saatlerde yapıyoruz. Burada öncelik erkeklerde; çünkü orada bir getiri var. Yani nereye parmak basarsan bas, hep gereken maddiyat.

 

“TÜRK MİLLİ KADIN FUTBOL TAKIMI’NA BAKIN, ÇOĞU ALMANYA’DAN GELMİŞ”

SH: Peki bu önyargıları kırmak için ne yapmak gerekir?

NÇ: Güçlü olmak gerek tabii ki. Benim ekonomik gücüm olsa, altyapım, tesisim olsa, tam takım bir ekibim; aşçım, fizyoterapistim, psikoloğum, antrenörüm olsa, ben kadın futbolunda örnek bir takım kursam, bize itaat etmeyecek bir önyargı yok. Bizim sürekli davet ettiğimiz halde gelmeyen Küçükçekmece Belediye Başkanı’mız buradan ayrılmak istemez. Biz örnek olduktan sonra bizi gören herkes kadın futbol takımı kurmak ister. Çünkü benim rekabet ettiğim tek yer Şampiyonlar Ligi olur, sürekli orada olur, gelişir ve belki Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olurum. Avrupa bu işte çok başarılı; çünkü kurulu bir sistem var. ABD’de de öyle, Almanya’da da öyle. Bizim öyle bir düzenimiz yok, ülkece kurulu bir düzenimiz yok. Örneğin; Türkiye’de gece 3’te sokağa çık, açık restoran bulursun, ülke olarak 24 saat açığız. Git, bak bakalım Almanya’da öyle açık bir yer bulabilecek misin? Akşam 5’ten sonra her yer kapanıyor. Açık tutamazsın, ülkece tüm kepenkleri kapatıyor. Saat 7’de de herkes idmanda, tüm ışıklar aynı anda açılıyor herkes oynamaya başlıyor. Şimdi onlar bu düzenle başarılı olmasın da ben mi burada rastgele başarılı olayım? Ben bunlarla nasıl yarışacağım? Sadece kadın futbolu olarak düşünmeyin, erkek futbolu da yarışamaz. Biz neden sürekli oradan futbolcu alıyoruz? Türk Milli Kadın Futbol Takımı’na bakın, çoğu Almanya’dan gelmiş. 7-8 oyuncum Almanya’dan gelmiş. Ben neden burada yetiştiremiyorum? Yeterli tesis alanı yok. Her yerde alışveriş merkezleri, binalar, gökdelenler… Nerede idman yapacağım ben? Şu an oynadığımız sahada, inanın tam saha idman yapılamıyor. Saha ikiye bölünüyor, iki takım yarı sahalarda idman yapıyor, her bir saatte bir başka takımlar geliyor. Sabah 9’dan akşam 11’e kadar 43 takım gelip gidiyor tek bir sahaya. Bakış açısı çok önemli, biz olaya biraz cahil kalıyoruz. Ülkede çok az okuyan adam var. Okumuyoruz, duyduklarımızla yetiniyoruz, “Arkadaşım söylüyorsa doğrudur.” deyip geçiyoruz. Kimse açıp bakmıyor ne doğru, ne yanlış, bilgi sahibi olmuyoruz. “Annem babam bana bunu öğretmiş.” deyip bırakıyoruz. İşte cahillik buradan geliyor. Mesela çok yetenekli bir kız, belki milli takım seviyesinde olacak kadar iyi bir sporcu, ancak annesi tutturmuş “Ben kızımı kapatacağım.” Yok, ikna edemiyoruz kadını. “Daha iyi okullara gönderelim, geleceği parlak olsun.” diyoruz, “Yok, kızım benim dizimin dibinde olsun.” diyor. “Dizimin dibi” diye diye bir sporcuyu yaktık. Dışarıdan okuyormuş, kitapları da annesi almış, eve getirmiş. Anneye bak, ne kadar cahillik! Aileyi de eğitmek lazım, o nesille bu nesil arasında uçurum var uçurum. Çocuk bile yavaş yavaş ailesine benzemeye başladı. Atsan atamazsın, satsan satamazsın. Sen çocuğu tam okuma döneminde okuldan alırsan, çocuk kopar bizden. “Yeteneklisin, çok iyi yerlere gelirsin.” desek de kaybettik, kafadan koptu çocuk. Ben iki tane kanser atlattım bu dönemde, belki şu an bu kadar fit kalmamın nedenidir, ben de öyle bir ailenin çocuğu olsaydım ya da spor yapmasaydım böyle kalamazdım. Psikolojim tamamen alt üst olmuştu; ruhen de fiziken de alt üst olmuştu. Spor yapmasaydım toparlayamazdım. Spor önce sağlık için yapılır, sonra kendine bir hedef koyarsın, zevk için ya da para için yapılır. Ama önce sağlık için yapılır. Terapi için bile yapılır, günün stresini bir koşarak atabilirsin. Bundan daha güzel bir şey var mı?

 

“BAZI AİLELERDE ‘BENİM ÇOCUĞUM TOPÇU OLMASIN’ CEHALETİ VAR.”

SH: Yani “Kadın futboluna ilginin artması için önce kültürel bir gelişim olmalı.” diyebilir miyiz?

NÇ: Kesinlikle. Ben çocuğuma bırakıyorum, hangi branşta yetenekliyse o konuda desteklerim. Şöyle de bir cehalet var: “Benim çocuğum topçu olmasın, okusun istiyorum.” diyor. Bu bana komik geliyor. Onun dışındakiler okumuyor sanki bu sporu yaparken. Bunlar birbiriyle ne alaka? Şimdi çocuk okuldan geldi, sonra dışarıda hiç vakit geçirmiyor mu? Arkadaşlarıyla, bilgisayarda orada ya da burada dolaşmıyor mu? Çocuğunun da böyle bir yeteneği var, senin onu her konuda desteklemen lazım. Bu konuda çocuktan önce aileleri eğitmek, bilinçlendirmek gerekiyor. “Çocuğum bunu yapıyor. Neden? Niçin? Nasıl? Yapıyor; ama bize dönüşümü nasıl olacak?” diye sormak gerekir. Okumayacak mı? Avukat, doktor mühendis olmayacak mı? Tabii ki okuyacak. Wolfsburg’da farklı farklı mesleklere sahip birçok sporcu vardı. Biri diş teknisyeni, biri sigortacı, biri kuaför, farklı alanda birçok sporcu vardı. Ben orada BESYO okuyan görmedim. Bu sadece bize mahsus bir şey; çünkü aileleri ancak böyle ikna edebiliyoruz. Oradaki sporcu donanımlı bir kere. İngilizce biliyor, Almanca zaten ana dili, bir de ek olarak Fransızca alıyor diyelim. Bizde Almanya’dan gelen oyuncular dışında kaç oyuncumuz yabancı dil konuşabiliyor? Biz her şeye kapalıyız. Bir yerden başlamak gerekir, evet; ama biz nereden başlayacağız? “Bak şöyle yaparsan daha iyi olur.”, “Böyle yaparsan daha iyi olur.” demek lazım. Biz çocuğa söylüyoruz, o da ailesine baskı yapıyor, sonra evde sorunlar yaşanıyor, çocuk burada mutsuz bir ortamda mutsuz bir şekilde spor yapmaya çalışıyor. Ben hem çocuğu motive edeceğim hem spor yaptıracağım hem de besleyeceğim. Çünkü kimi aileler “Oraya gitmeni istemiyorum.” dedikten sonra yol parasını, yemek parasını da kesiyor. Sanki kulüp koca misali, kızlar da kaçıp buraya geliyormuş gibi bir imaj var.

ED: Peki, “Ben Wolfsburg’a gittiğim zaman %100 koşu tempomla bile onlara yetişemezdim.” dediniz. Hem çalışıp hem bu kadar üst seviye futbolu nasıl oynuyorlar? İnanılmaz bir efor çünkü…

NÇ: Sebebi şu: Sen yılda kaç antrenman yapıyorsun, o yılda kaç antrenman yapıyor? O her gün idman yapıyor; çünkü onlarda izin günü diye bir şey yok. Mesela pazar günü lig maçı oynuyor, pazartesi günü rejenerasyon idmanı olarak ormanlık alanda 2×20 dakika jog koşusunu tamamladıktan sonra havuzda 20 dakikalık koordinasyon idmanı yapıyorlar. Ben o yıllarda 3 büyük kulüpte bile o imkanlar olduğunu tahmin etmiyorum. Çünkü bugünkü Riva Orhan Saka Tesisleri o tarihteki Wolfsburg Tesisleri’ne eşdeğer. Başarı imkanlarla gelir.

ED: Yıllar önce yayınlanan bir makaleye göre kadın futbolcuların erkek futbolculara göre sakatlanma riskinin özellikle diz bölgelerinde daha yüksek olduğu belirtilmişti. Bu açıklama doğrultusunda bir antrenman planınız var mı? Avrupa’da var mı? Yoksa antrenman yöntemleri erkek futboluyla aynı mı?

NÇ: Şöyle bir şey var: Özellikle çapraz bağlarının erkeklere nazaran daha kısa olduğu biliniyor. Bizim iki dizinden birden ameliyat olan bir kızımız vardı, doktor ona böyle söylemişti. Yani bunun için çok çabuk sakatlanma riski oluyor. Tabii ki bu derece sakatlanmalar yanlış yükleme ile de olabiliyor. Ben erkeğe 7-8 tekrar tekrar yaptırırsam idmanda, kıza 5-6 tekrar yaptırmam gerekiyor. Çünkü kız vücudu %100 yüklenme şiddetinde bu kadarını kaldırabiliyor.

 

“HER SPORCUNUN KAPASİTESİ AYNI DEĞİLDİR”

ED: Peki fark sadece yüklememi yoksa idman yapma çeşitlerinde de fark var mı iki futbol arasında?

NÇ: İki üst adelemde sakatlık yaşadım; birinde yanlış yüklenmeden kaynaklı yırtık oluştu, diğerinde de milli takım maçında kendi takım arkadaşımla çarpıştım, üst adelem koptu. Yırtık olan adalemi 2,5 senede iyileştirdim, kopuk olan adalemi 1,5 ayda iyileştirdim. Yırtık adalemin iyileşme sürecinin gecikmesi iyileştiğimi düşündüğüm için tekrar müsabakada oynamış olmam. Bir sporcunun korkulu rüyasıdır sakatlık. Bu nedenle sporcu kendine çok iyi bakması gerekiyor, beslenmesi ve dinlenmesi çok önemli. Bununla beraber bu sporculara uygulanacak idman metotları da çok önemlidir. Şayet iyi bir sezonbaşı hazırlık dönemi geçirmişseniz, örneğin vücudunuza doğru yükleri yapmışsanız, fiziksel olarak lige hazırsanız rahat bir sezon geçirirsiniz. Bunun kadını da erkeği de aynı planlamadan geçer. Yüklenme şiddeti sporcunun kapasitesine göredir. Her sporcunun kapasitesi aynı değildir.

 

“EN FORMDA OLDUĞUM DÖNEMDE MİLLİ TAKIMA VEDA ETMEK ZORUNDA KALDIM”

SH: Biraz da sizin yaşamınıza değinmek istiyorum. Az önce de bahsettiniz 2 kere kanser mücadelesi verdiğinizden. Bu yaşam mücadelenizden nasıl bir cesaret çıkartıp da bu kulübü kurmaya karar verdiniz?

NÇ: Ben ilk olarak tiroid kanserine yakalandım 2008 yılında ve o dönemde Zeytinburnuspor’da oynuyordum. Hatta milli takımda öğrendim bunu. Kamptaydık ve benim boğazımda bir nodül vardı; ama ne olduğunu bilmiyorum. Daha sonra birden inanılmaz bir ağrı oldu boğazımda. Daha sonraya Bursa’ya geldim, bir doktora göründüm. Doktor bana orada bir kitle oluştuğunu, kanserli olduğunu söyledi ve ben böylece tiroid kanseri olduğumu öğrendim. Hemen bir operasyon geçirdim; sonrasında futbola bir sezon ara vermek zorunda kaldım ve en formda olduğum dönemde bu hastalık sebebiyle milli takıma veda etmek zorunda kaldım. Çünkü tedavi süreci beklediğimden daha ağır geçti. Atom verdikleri için bomba yemiş gibi oldum. Ancak lige dönebildim, tedavinin ilk 1,5 ayından sonra lige döndüm, ara ara ilaç sürecinde oynamadım. Sonra atlattım o süreci, yine 5-6 ay gibi bir süre oynamadım, 6 ay sonra zaten Kıbrıs’a transfer oldum. Türkiye’ye döndüğümde burada zaten kulübü kurmuştum. Onu da neden kurdum? Hemen anlatayım. Örnek vermek gerekirse Galatasaray kulüp kurmuş, biri geliyor ve kapatıyor. Küçükçekmece kulüp kurmuş, başkası gelip kapatıyor. Her görüş aynı değil, seninle var olduysam başkası ile yok oluyorum. Sürekli aç-kapa uğraşmaktansa “Ben kendi adıma bir kulüp kurayım. Ben bu işi seviyorum. Futbolu seven, oynamak isteyen kız çocukları da gelip oynar. Yani en azından sürekli faal olurum ve eminim benim gibi futbolu seven birçok çocuk vardır, gelir ve oynar.” diye düşündüm. Cesaret, işte böyle bir cesaretti. Zaten çok masraflı bir şey de değil. Bir saha, bir top işte kadın futbolu; “Geliri yok, gideri ne olur ki?” diye düşünüyorsunuz. Kendi kulübümü kurduğumda Kıbrıs’ta hala oynuyordum; ama 2 sezon orada oynadım ve oradaki genç, yetenekli çocukları kendi kulübüme transfer ettim. Onlara burada özel izin çıkarttım ve Türk pasaportu ile oynattım. Uzun bir yola böyle başladık. Sonrasında meme kanserine yakalandım ve 2 yılda onun tedavisi sürdü. 2014 yılında tekrar sahalara döndüm. Bu hastalıkta kaleci olmamın etkisi çok büyüktü sanırım. Kaleciler kedi gibidir, kediler de 9 canlıdır.

 

“ROMAN KOSECKİ’YE HAYRAN OLDUĞUM İÇİN FUTBOLA İLGİ DUYDUM”

SH: Bir takım kurmaya varacak ölçüde futbola bağlısınız. Peki sizin futbola başlama hikayeniz nedir?
NÇ: Aslında futbola başlama hikayem şöyle: Artvinliyim aslen; ama Bursa’da yaşıyorum, “Bursalıyım.” da diyebilirim. Bursa’da çok sevdiğim bir kız arkadaşım vardı. Ailesi fanatik Bursaspor taraftarıydı, Teksas grubunun üyelerinden. Çocuk sürekli eve gazete getiriyor. Okuyoruz, yakışıklı çocuk falan seçiyoruz “Aa bu çocuk çok yakışıklı!” diye, kendi aramızda favorilerimiz var. Galatasaray’a bir futbolcu transfer olmuş Roman Kosecki diye. Ama korkunç yakışıklı ki emin ol bütün Türkiye ondan bahsediyordu. Öyle bir hayranlıkla, aslında önce adamı beğenerek -aklımda futbol yok-, sadece o adamı beğendiğim için yaptığı işe ilgi duydum. Sonra “Bu adam futbol oynuyor, bu adamı nasıl cezbedebiliriz?” falan diye düşünürken kendimiz evde top sektirmeye başladık. Öyle öyle derken, Bursaspor kadın futbol takımı kurmuş, seçmelere davet ediyor. Kuzenim de son zamanlarda çok ilgilendiğimi fark etmiş. “Nurcan bak seçmeler var, git istersen, katıl.” dedi. Bir gittim, 80 tane sporcu var. Uludağ Üniversitesi’nin bütün BESYO’su orada. Gittik işte, ben ön hazırlık yapmışım ya, hazırım. Gittim, seçildim. Hasan Bora diye müdür vardı orada. Seçti, o 40 kişi arasına girdim. Sonra aslında oyuncu olarak başladım futbola; ama baktım ki kadroya giremiyorum. Kadroya girmenin bir yolu var. O dönemki orada oynayan futbolcuların, aslında oraya gelme nedenlerinin bir bölümü de erkek futbolcular. Fitness salonunda yakalanıyorlar zannedersem, kaleciler de dahil. Onların da hem erkek takımından hem kız takımından biletleri kesiliyor falan. Derken, dönüyorlar, bakıyorlar, bir kaleci lazım. Bakıyorlar en fizikli kim? Beni seçiyorlar. “Hayatta olmam.” diyorum; çünkü babam “Kaleci olarak gidiyorsan gitme.” derdi. Kaleciler yeteneği olmayan, “Geç kızım kaleye.” denen tipler olarak görülür, sporcu bile denemez ona göre. O yüzden korkuyorum kaleci olmaya. Favorim oyunculuk, Koseçki 10 numara giyiyor ya, benim de onu giymem lazım. Sonra işte altyapıda bir malzemeci vardı. Bana geldi, “Bak!” dedi, “Ben senin yerinde olsam…” Bir sürü yetenekliler var orada, yurt dışından olanlar var. Hatta ben izliyorum, “Bunlar nasıl çalım atıyor?” falan diye şoktayım. “Ya ben senin yerinde olsam bu sene yedek kalırım, seneye de alırım kaleyi, öyle yürürüm. Başka türlü deplasmana gideceksin, oraya gideceksin.” dedi, öyle kandırdı beni. Kaleciliğe de öyle başladım. Ama her sene bırakıyorum. Bir sene oynuyorum, “Tamam ben kaleciliği bırakıyorum.” diyorum, “Yeter size.” Ondan sonra ben kaleciliği seveyim diye kaleci antrenörleri, kaleciler çalışıyor ya programda, beni de oraya dahil ettiler. Bakıyorum bunlar çok güzel uçuyorlar. Erkek alt yapı, bir tek ben kadınım. Öyle öyle sevmeye başladım. Çıkartıyorum, bir şeyler yapıyorum, tutuyorum. Tutmayı bile bilmiyorum, düşün, orada öğrendim. O zamanki arkadaşlarım da Serdar Kurubilge falan var ya, onlarla çalışıyoruz sürekli. Bir de hafif biraz tombiğiz. Hoca bize çöp poşeti giydiriyor zayıflayalım diye, biraz da kalıplıyız falan. Sonra o Fenerbahçe’ye gitti, ben de Zeytinburnu’na transfer oldum. Allah rahmet eylesin, rahmetli olmuş, üzerimizde emeği çok. Allah nur içinde yatırsın. Sonra işte Bursaspor’da, 95’te mili takıma seçildim.Biraz oyunculuğun verdiği avantaj vardı kaleci olmamda. Ayaklarım iyiydi, güçlüydüm, çok da çalışkan bir sporcuydum. Onun vermiş olduğu güçle uzun yıllar milli takımda görev aldım. Kansere yakalanmamış olsam bugün hala oynuyor olurdum. Biraz güçlü ve hırslı bir yapım var. Kanseri atlatma nedenimi de söyleyeyim. Sporcu savaşçıdır. Eğer hırslı bir sporcuysan her şeyle savaşabilirsin. Bu grip olur, o olur, bu olur; her şeyi çok çabuk atlatabilirsin. Ama çıtkırıldım, nazlıysan, o biraz zor iş.

SH: Aynı anda hem başkanlık hem teknik direktörlük hem antrenörlük mü yapıyorsunuz?

NÇ: Evet. Aslında başkandım, futbol oynuyordum. Sonrasında UEFA B belgesi aldım, onu işletmek istedim. O yüzden başkanlığın yanında antrenör olarak devam ediyorum.

SH: Türkiye’de kadın futbolunda öncü bir takımın başkanısınız. Bize Akdeniz Nurçelikspor’dan biraz bahseder misiniz?

NÇ: Aslında ilkin İstanbul Nurçelik olarak kurdum takımı 2010’da. Fakat ilk sezonu, 2010 ve 2011’i hazırlık dönemi olarak geçirdik. 2011-2012 yıllarında da o dönem Kıbrıs’ta oynuyordum, dedim ya Kıbrıs’ta Akdenizspor diye kulüp vardı diye. Oradaki oyuncularla, antrenörlerle ve kulüp başkanı Serhat Deniz ile bir karar aldık. Dedik ki “Buradaki takımla da Türkiye’de yarışalım. Biraz daha güçlenelim, kadromuz genişlesin.” Çok yetenekli sporcular var. Oradan getirdiğimiz sporcular bugün 1.Lig’de oynuyor burada.

Pegasus CYPRUS XP diye acente var Kıbrıs’ta, o sponsor olmuştu bize. Kıbrıs’tan futbolcu her hafta cuma akşamı veya cumartesi sabah geliyordu, pazar günü maç oynuyordu ve pazar akşamı dönüyordu. Bu şekilde yürüttük uzun zaman. Cyprus XP şirketinin yönetim kurulu başkanı Zeki Ziya Bey, sağolsun, uzun süre bu şekilde bize sponsorluk yaptı. Bu anlamda otel, konaklama, uçak bileti ücretlerini kendi şirketinden kesiyordu. O şekilde yürüttük. Bu sezonsa tek kaldım. Geçen sene 3.Lig’teydik. Antrenörlüğümün ilk yılında ise takımımız şampiyon oldu. 26 maç oynayarak 3.Lig’den 2. Lig’e yükseldik, şu an 2.Lig’de yarışıyoruz.

 

“SERENAY GİBİ SÜRÜKLEYEN BAŞKA POPÜLER OYUNCUMUZ YOK”

ED: Kadın dünya kupası maçları dışında Türkiye’de ne Avrupa kupası ne lig maçlarımız, hiçbirini televizyondan takip edemiyoruz. İnternette varsa ya da çok ünlü kadın futbolcumuz varsa izliyoruz. Serenay gibi bir oyuncu varsa ve herhangi bir yere katıldıysa ancak duyuyoruz. Neden?

NÇ : Serenay benim eski futbolcum bu arada, Zeytinburnu’nda. Hala belki oynuyor olsaydı, sürükleyebilirdi. Mesela bak Almanya’da Filiz Koç var, milli takımda oynuyor. Kadın orada Almanya güzeli seçilmiş. Galatasaraylı Savaş Koç’un kızı aynı zamanda. Antalya’ya transfer gelmişti, Almanya’da oynuyor şu anda. Doğum yaptı, bebeği var ve hala devam ediyor futbola. Türkiye’de bu olsa, çocuk doğurdun, evlendin ve bittin, gittin. Serenay gibi sürükleyen başka maalesef bir oyuncumuz ya da popüler oyuncumuz yok. İzleyememenin nedeni yine aynı yere çıkıyor. Senin bir kaliten yok ki. TRT diyor ki “Ben bu maçı yayımlarım; ama senin kaliten yok, getirin yok.” Onlar da sonuç olarak getirisi olan şeyi yayınlıyorlar, reyting sonuçta. Kaç kişi izleyecek? O da ona bakıyor. Dediğim gibi eğer ki bir kere Serenay benzeri, bir dişi olması lazım hem de çok iyi sporcu olması lazım, sürüklüyor olması lazım. Ama bir kişi değil, tüm takım böyle olması lazım. Şöyle düşünün: Takımın yarısı erkek tipi sporculardan oluşuyor, dönüp bakmazsın. Güzel olması önemli değil; ama saçı uzunsa hemen dönüp bakarsın. Bu maalesef böyle, cezbetmesi lazım. Ekrana neyi çıkartıyorsun? Güzel olan sunucu, şarkıcı. Güzel değildir belki; ama bakım yaptığın zaman bir cazipliği oluyor. Basın da bence bu şekilde baktığı için yayınlamıyorlar. Yani kadın futbolunun yeterli bir pazarlaması yok.
“MAÇLARI ‘SEN POPÜLER DEĞİLSİN Kİ’ DİYE DÜŞÜNEREK YAYINLAMIYORLAR”

TRT yayınlayabilir, Star yayınlayabilir. Biri yayınlayabilir milli maçı aslında değil mi? Milli maçı yayınlayamaz. Neden biliyor musunuz? Korkuyor fark yemekten. Sonra “Türkiye bu algısı oluşuyor.” Biz burada İspanya-Türkiye kadınlar ligi maçı oynadık Kasımpaşa’da. Türkiye’nin bütün elit kesiminden şirket sahiplerini davet etmişler maça. Sahaya bir çıktık, ben bile dedim ki “Fark atarız biz bunlara.” Boy yok, güç yok. Isınmaya çıktılar, topa değmediler. Kısa kısa ısınmalar, deli deli hareketler… “Allah’ım!” dedim, “Ya bizimkiler uzun toplar atıyorlar, kafaya çıkıyorlar, biz bunları yeriz.” dedim. Dakika 10, biz 5-0 yeniliyoruz. 11-1 bitti maç. İspanyol kadın futbolcular oyunlarıyla resmen bizimle dalga geçtiler. Topu görmemize imkan yok. Bir üçgen kuruyorlar, bir sprint atıyorlar. Erkek futbolunda öyle düzen göremezsin. Sonuç olarak insanlar kalktı, gitti. O dönemdeki 5-6 oyuncu da milli takım yüzü göremedi. Yani çalışırsan oluyor ve her şey de imkan. İspanya elit bir lig ve onların maçları naklen yayınlanıyor. Amerika bayan futbol takımını, Fox naklen yayınlıyor. Ama kaç bin seyirciye oynanıyor? 50 bin, 20 bin, 30 bin. En az 20 bin seyirciye oynanıyor. Sordun ya “Neden yayınlanmıyor?” diye, 20 bin seyircisi var, senin kaç seyircin var? O da diyor ki “Bunu yayınlarım; ama kaç kişi izleyecek? Senin ailen izler, o izler, bu izler. Sen popüler değilsin ki.” Bu nedenle de kadın futbolunu o seviyeye getirmek lazım. Onun için de çocukları küçükken alacaksın ve o seviyeye taşıyacaksın. Tamam, ben bunu yaptım; e benim rakibim yok, rekabetim yok. Kiminle yarışacağım ben? O zaman “Türkiye’de olmaz.” diye düşüneceğim. Şampiyonlar ligini yayınlasın, sadece bu olabilir. Onu bile internetten yayınlıyorlar, zar zor. Mesela Konak Belediyesi Şampiyonlar Ligi’ni yayınladı; ama internet üzerinden. Hiçbir kanal gidip yayınlamadı. Orada başlangıç olabilirdi mesela. Ama niye gitmiyor kimse? Belkide yenileceğimizi düşündükleri için. Buda çok normal, bizim o kalitedeki kulüplerle yarışmamız ciddi anlamda zor. Abartmıyorum, bir kondisyon antrenmanı yapıyorlar… Bir kere sistemliler. Ben tek başıma yapıyorum; orada fizyoterapist, antrenör, kaleci antrenör, teknik direktör, sağlıkçı… Bu ekip sahaya önce çıkıyor, sonra oyuncular geliyor. Kısa bir toplantı ve antrenman başlıyor ve herkes disiplinli. İdmandan sonra toplantı odasına gidiyorsun. “Bugün ne çalıştık, neden çalıştık, sizce yeterli miydi?” Bir kere iletişim var; hoca-antrenör-sporcu arasında iletişim var. Sporcu ne yaptığını biliyor, ne çalıştığını biliyor. Bazen oradaki kızlardan biri çıkıyor, “Hocam benim görüşüme göre bunun böyle olması daha doğru.” diyor. Bu noktada da bir özgüven var. Çıkıyor, söylüyor, doğru ya da yanlış. Bu sistemle orada birlikte oynanıyor. Buradaysa hep bir telaş, hep bir karmaşa. Çocuk nereden geliyor sana? Çocuk İkitelli’den, Kuştepe’den geliyor. Sen bunları toparla ve elit seviyeye getir… O psikolojiyi nasıl düzelteceksin? Çocuğa bu bilinci aşıladın diyelim, bir de velisine de aşılaman lazım. Bu sefer diyecek ki “Yol param yok, gelemiyorum.” Burada da ülkenin ekonomik şartları devreye girer. Burada çocuğun yol parası yoksa antrenmana gelemiyor. Ama orada çocuğun, devletin ona hak verdiği kendi maaşı var. Çocuğa sabah, öğlen, akşam yemeği baz alınarak bütçe ödeniyor. Bu çocuk aç da kalamaz yolda da kalamaz. Ama buradaki çocuk aç da kalır yolda da kalır. Her şeyi düşünürsek bu ülkede spor yapmak zor, iyi bir sporcuysan bu çok büyük başarıdır bana göre. İyi sporcu olmuşsan ve ülkeyi bir yerde bir şekilde temsil ediyorsan, gerçekten çok başarılısın demektir. Ben sporcuyum, nerede koşacağım? Bana alan tanı. Mahallede mi, sokakta mı koşacağım? Allah’tan burada Florya ormanı var da oraya gidiyorum. O açında şanslıyız, ormanımız var.

SH: Kadın futboluna dair hedefleriniz var. Peki ilerleyen zamanlarda erkek futbol takımı çalıştırmayı düşünür müsünüz?

NÇ: Aslında erkek futbol takımı kurmak istiyordum. Ama yeterince olduğunu düşünüyorum. Pek fazla girmek istemiyorum, o kadar çok takım var ki… Erkek takımı için düşündüklerimi kızlar üzerinde yapmak istiyorum. Nasıl erkeklere bir bütçe ayırmışlarsa, o bütçeyi ben almak istiyorum kızlar için. Benim amacım burada kız çocuklarını buraya kazandırabilmek ve bu şartlarda iyi bir eğitim sağlayarak yaşam standardını da daha yüksek bir hale getirmek istiyorum. Çok yeteneklisiniz; ama imkanınız yok; ben sizi kazanmak istiyorum. Erkeklere o kadar çok takım var ki… Bunu yapacak çok takım var; ama ben bunu kadınlar üzerinde yapmak istiyorum. Belki bize sunulmayan o fırsatları, ben onlara sunmak istiyorum. Görselde güzel, yetenekte kalite, gerçekten iyi bir yetenek ve iyi bir sporcu, düzgün sporcu, hem ahlak hem fiziksel hem disiplinli futbolcularla erkeklerin, kadın futboluna ulaşmaları zor olurdu. Kadınlar hep bir tık öndedir aslında. Bugün bir iş yerine gidin, sohbet edin, “futbol” deyince erkekler hemen “Aaa!” der. Çünkü ona değişik geliyor. Buradan bir şey yakalayabilirsiniz aslında. 3.Lig play-offları vardı 2.Lig’e çıkmak için, biz geçen Ankara’ya gitmiştik bu maç için. Bir sponsor görüşmesine gitmiştim orada. Adam şaşırdı önce beni görünce, benden öyle bir şey beklemiyor bakınca. “Play-off’lara gideceğiz, sizi de davet edelim.” dedik, “Gelin, buyrun.” falan. Otobüse bindik, adam şöyle bakıyor “Ya bunlar futbolcu mu, neresi topçu bunların?” der gibi. Biz gittik Ankara’ya, antrenman yaptık ter atalım diye “Bunlar ne yaa? Bunlar gerçekten futbolcu.” dedi, şok geçirdi. Baktığınız zaman görüntüde bir şey yok; ama sahaya çıktığınız zaman -kızlarımız da güzel tiril tiril kızlar falan- adam böyle şaşırdı, kaldı ve bize bir yaz boyunca destek verdi. Çok hoşuna gitti, bayıldı, antrenmanlara katıldı. Bunu iyi değerlendirmek lazım. O sporcuları doğru eğitmemiz lazım, burada antrenörlere de iş düşüyor.

 

“BÜYÜK KULÜPLERDE YÖNETİM DEĞİŞİYOR, KADIN FUTBOL TAKIMI KAPATILIYOR”

Bazı futbolcular ahlaki yönden biraz zayıflar, ben öyle gözlemliyorum. Burada kadın futbolu biraz değer kaybediyor. Çok yetenekli sporcuları ahlaki yönden bazen kaybedebiliyorsunuz. O yüzden hep tekrar, hep sıfırdan yetiştirmek istiyorsunuz. Bir dereceye geliyor ve orada patlıyor ve yine aşağı iniyorsunuz. Sporcuyu, olduğu noktaya getirdiğinizde koruyabilirseniz, o zaman zaten istediğinizi alabilirsiniz; ama maalesef o noktada istediğimizi alamıyoruz. Atıyorum, bir takıma emek veriyorsunuz 5-6-7 yıl, tam diyorsunuz ki “Süper bu oldu bu takım”, başka bombalar çıkıyor ve çat çat çat çat gidiyor. Tam seviyede devam ettirmek lazım. Bunun için de lig profesyonel olmalı. Bir sözleşme yaparsın, en azından öyle götürebilirsin. Şimdi kim kime dumduma. Gelir, gider; gelmez, rica minnet davet edersin ve gelir; belirsiz. O kalite maalesef yok. Ama bir Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş olsa, öyle bir kulübe herkes girmek istiyor. Burada federasyonun bir baskı kurması gerekir, ciddi bir baskı kurması gerekir. Şartname koşması lazım, atıyorum, para cezası vermesi lazım ki kadın futbolu daha iyi hale gelsin. Ben futbola başladığımda daha büyük rekabetler vardı. Şimdi öyle büyük rekabetler yok. Bursaspor, Eskişehir, Altay; çok güzeldi. O zaman 1.Lig’teydi Altay, çok güzel kulüpler vardı. Fenerbahçe bile vardı ligde. Ama bunların kulübü kurma nedeni; aç-kapa. Atıyorum, sen çok seviyorsundur, destek veriyorsundur. Yönetim değişiyor, başkan değişiyor, Kapatın bunu, benim işim olmaz.” diyor. Çünkü bakıyor ve diyor ki “Bunların bana bir geliri yok.” Bir geliri olsa “Bulundurun.” der. Herkes parayı kovalıyor. Bugün PTT Lig, 3.Lig… Herkes parayı kovalıyor. Yani inşallah Milli Piyango’dan, bir yerden para çıkarsa söz veriyorum size de yardım edeceğiz.

Her şeyden önce tesise ihtiyacım var. Tesisim olsa güzel de bir okul kurarım, kendi okulumu yaparım. Nasıl ki Galatasaray’ın Fenerbahçe’nin var… Futbolculara, ona göre antrenman planlaması yaparım. Bütün eğitimini sağlarım daha güçlü şekilde. Ne diyorlar? Bir lisan, bir insan; birkaç lisan öğretirim. Çünkü motive diye bir şey var. Siz yaptığınız işe motive olursanız başarılı olursunuz. Motive olmazsanız nasıl başarılı olacaksınız? O çocuğu da motive etmek lazım. Bugün gidin Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın altyapısına bakın. Oradaki çocuklar oraya hangi düşüncede gidiyor? İnanmış olarak gidiyor. Ona göre davranıyor, oturmasına kalkmasına dikkat ediyor. Biz Alex’le röportaja gitmiştik. Benim de milli bir sporcum var, Fadime, onunla ikisinin röportajı vardı. ForForTwo ya da TFF’nin bir dergisiydi. Samandıra’ya gittik, tesise girdik, yemin ediyorum kendi nefes alıp verişimi duyuyorum. O kadar sessiz. Aziz başkan içeri giriyor, hemen sporcusu falan asker gibi, disipline bakın. Orada yetişen çocuk da öyle olacak. Bir de şuraya gidin, belki çocuk “Kim gelmiş, kim gitmiş? Önemli değil ya.” diye bakacak. Kalite orada ortaya çıkıyor. Oturup kalkmasını, konuşmasını, susmasını; nerede, ne yapacağını bilmesi gerekecek sporcunun. Böyle eğitmek lazım. Eğitim, eğitim, eğitim ve bunlar için para. Başka bir şeye ihtiyacım yok. İyi de bir altyapı, iyi antrenörler. Bunlar da önemli.
“KALİTE YAKALAMAK İÇİN CİDDİ BİR SPONSOR DESTEĞİNE İHTİYACIM VAR”

SH: Hedeflerinize kısaca değindiniz aslında. Ama ben yine de sormak istiyorum. Sizin, ilerleyen vadede Akdeniz Nurçelikspor için ne gibi hedefleriniz var?

NÇ: Benim hedefim Şampiyonlar Ligi’ni görmek. Ama bu biraz zaman alır. Ben istediğim sporcularla orada olmak istiyorum. Az önce anlattığım kaliteyi yakalarsam orada olmak istiyorum. Bunun için de gerçekten sponsor desteğine ihtiyacım var. İyi bir projeyle ciddi bir sponsor desteğine ihtiyacım var. Paranın olmadığı yerde hiçbir şey yapamazsın. Böyle bir gerçek var. Bu projeye inanan ve sporu seven insanlar olursa… Zaten buna kim yardım edebilir? Sporu seven insanlar. Benim şu an durumum iyi olsa, elimden geldiğince yardım yaparım. Öğrencisinizdir, üniversite okuyorsunuzdur; bursunuzu karşılarım. Hiçbir şey yapamazsam bile bu da bir şeydir. Dolayısıyla isterim ki bende oynayan çocuklarım gerçekten iyi şartlarda spor yapsınlar. O kaliteye erişmek istiyorum. Yavaş yavaş o zemini hazırlamak istiyorum. İyi bir kadro kurmak lazım. Bunun için de bunu gerçekten bilinçli ve düzgün bir biçimde yapmak lazım. Sporcuları iyi şartlarda oynatmak istiyorum ve bu koşullarda hedefim Şampiyonlar Ligi. Zaten bunu da yaparsam, ondan sonrasında devam etmeyebiliriz. O kalitede takım yaratmak istiyorum.

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları