Turizm Eski Bakanı Bahattin Yücel İle Gündeme Dair

0 Yorum

Turizm eski bakanı, köşe yazarı Bahattin Yücel ile gündeme dair her şeyi konuştuk. Turizmden, medya ve siyasete kadar işte o çok çarpıcı ve samimi röportajın detayları…

-Başbakan Davutoğlu’nun birkaç gün önce turizm sektörüyle ilgili olarak “ Tur operatörlerine hazine destekli kredi imkanı sağlayacağız” açıklaması oldu. Siz de buna istinaden “Turizme teşvik ne anlama geliyor?” başlıklı bir yazı yazdınız. Teşvik konusundaki eleştiriniz neydi kısaca öğrenebilir miyiz?

Teşvik aslında genelde ülkenin kaynaklarının sınırlı oluşu nedeniyle, sektörler içerisinde birinin seçilerek kayırılması demektir. Genel amaç ülke ekonomisinin istenen, arzulanan düzeye yükselmesini sağlamak olmalıdır. Öncelikle objektif kriterlere dayanması ve taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara uygun, diskriminasyona yol açmayacak şekilde yapılmalıdır. Kısaca kayırmacılığa yer verilmemelidir.
Rusya’dan yurt dışına çıkanların yaklaşık yüzde ellisi Türkiye’ye gelir. Türkiye Rusya’da gidielcek çok önemli bir nokta, ama Rusya’da Türk turizmi açısından çok önemli bir pazardır.

Şimdi teşvik için deniliyor ki, Rusya ekonomisinin içinde bulunduğu darboğaz, petrol fiyatlarının düşüşü ve Ukrayna konusunda uygulanan ambargo nedeniyle, zor durumda kalan tur operatörlerine destek verilmesi gerekir.

Burada hemen şu soruyu sormamız lazım. Son Kriz ile tur operatörlerinin zor durumları arasında hiç bir bağlantı yoktur. Çünkü onlar kriz öncesinde zor duruma düştüler. Kur farklarını iyi yönetemediler, para hareketlerini düzenleyemediler. Bence anlamsız bir rekabete girerek fiyatları aşağı çektiler, hepsinden de önemlisi hesapsız yatırımlara kalktılar.

Tekrar söylüyorum; Rusya’daki tur operatörlerinin şu anda içinde bulundukları darboğazın, krizle hiç bir ilgisi yok. Krizden önce ortaya çıkmış bir durumdur onlarınki. Bunu da teşvikleri verenlerin çok iyi göz önünde bulundurması gerekmektedir.

Uçaklara verilecek yakıt indirimleri ve Hazine Destekli kefaletlerle yeni kaynak bulunmasına yardım gibi uygulamalarda kayırmacılık, sektörde haksız rekabete neden olur. Üstelik bu tür kayırmacılık desteklenenlere önemli katkı sağlamaz.

-Türkiye’nin en önemli kültür turizmi merkezlerinden Kapadokya’yı 91 bin turistin ziyaret ettiği haberi vardı dün bültenlerde. Turizm gelirlerinin ekonomik büyümeye katkısını göz önünde bulundurursak, sizce Türkiye’de turizm sektörü ne durumda ve nasıl bir gelecek bekliyor?

Türkiye turizme çok önem veriyor ve aslında Türkiye turizmde son derece başarılı. Türkiye Ekonomisi bu gün dünyada 16. ile 18. sıralama arasında gidip geliyor. 1 Numara Amerika, 2 Numara Çin, 3 Numara Japonya, 4 Numara Almanya ve işte bu şekilde devam ediyor.
Ancak Dünya Turizm sıralamasında bulunduğumuz yer hiç yabana atılır gibi bir yer değil. Gelen turist sayısı açısından bakıldığında 6 ya da 7. sıradayız. Yani Türkiye ilk onda üstlere doğru çıkıyor. Oysa gelir sıralamasında bu kadar iyi değiliz, kişi başına harcama ortalamasına bakarsak, 12-13.Sıralardayız.

Kapadokya konusuna gelirsek, biz bölgede Kapadokya’da 1.8 milyon turist ağırlıyoruz. Sadece 700 bin kişi balonlara biniyor. Kapadokya en önemli kültür merkezi olarak yerini korumakta…

-Siz sosyal medyayı çok iyi kullanana isimlerden birisiniz. Gündemi adeta sizin paylaşımlarınızdan takip ediyorum diyebilirim. Toplumda geleceğe dair ciddi bir umutsuzluk hakim . Sizce Türkiye nereye gidiyor?

Sosyal medya Türkiye’nin gerçek profilini çıkartır mı bilmiyorum. Ancak Türkiye bu alanda hiç yabana atılmaması gereken bir ülke ve internette penetrasyon oranı yüksek. Şu anda Türkiye nüfusu yaklaşık 77 milyon ve bu rakam içinde 38-40 milyon civarında internet kullanıcısı var. Biz Facebook’ta dünya sıralamasında ilk 5’in içindeyiz.

“Gezi” olayları sırasında Twitter’ın hazırlatmış olduğu bir rapor var. “Türkler dünya siyasal iletişim tarihinde konvansiyonel döneme son verdiler, twitter üzerinden yapılan haberleşme ile siyasal iletişimde yeni bir çağı başlattılar” şeklinde rapor hazırladılar

Bu yüzden çok önemsiyorum ben sosyal medyayı. Ama tabi sosyal medyadaki tepkiler ve sosyal medyaya yansıyan bir takım hükümlerle de Türkiye’nin geleceğine dair karar vermek çok doğru olmayabilir. Bu bilimsel yöntemlerle araştırılması gereken bir konudur.

-Ancak sosyal medyada yapılan paylaşımlarda da zaman zaman ülkenin geleceğine dair bir karamsarlık hakim.

Karamsarlık varsa bu ülkede ve ciddi anlamda artıyorsa, burada bir numaralı sorumlu iktidar ve muhalefetiyle siyasetçilerdir. Ve özellikle muhalefetin sesini duyurmayan medyadır.

Televizyonlar artık izlenmiyor. Haber kanalları izlenme oranı yüzde 1-1,5 çünkü hükümetin borazanı gibiler. CHP’nin ve MHP’yi destekleyen haber kanallarında ise ne televizyonculuk var, ne de objektif habercilik.

Aslına bakarsanız Basında iki şeye ihtiyacı var Türkiye’nin, birincisi Sendikalaşma olmalı. Eğer medyanın Toplumda 5. güç olarak haklı ayrıcalıklara sahip olması genel kabul görüyorsa, basın çalışanlarının da iş ve yaşam güvencelerini sağlayacak bir örgütlenmeye izin verilmesi lazım. İkincisi de, eğer gazete sahipleri sadece işlerini yapıyor olsalardı, hükümetin ekonomik uygulamalarından bu kadar çekinmelerine gerek kalmazdı.ti

-Muhalefet partilerinin bu ülke için umut olduğuna inanıyor musunuz?

Muhalefet partileri elbette ki umut olmalılar ve elbette ki iktidarın alternatifi olmalılar. Ancak öncelikle bir paradigmaya ihtiyaçları var. Ortaya ciddi projeler koymalılar. Ben şu anda mevcut durumda bunun ortaya çıkacağına inanmıyorum.
Siyaset dışında olduğum için son derece rahat konuşuyorum. Şu an sıralamada iki muhalefet partisi var. Onlara üçüncüsü de katılıyor. Her ne kadar Türkiye’de sol düşüncede olduklarını öne sürseler de, HDP Kürtlerin partisidir.  Mesela ben dinamizmi nedeniyle, az sayıda taraftarı olmasına rağmen HDP’nin ülke siyasetinin yenilenmesinde iyi bir model olacağını düşünüyordum.

HDP “Gezi” ye destek verip kitlesel ve örgütsel anlamda “Gezi” den yeni bir sentez çıkışına katkıda bulunsaydı, Türkler ve Kürtlerin bir arada yaşama iradelerine hiç bir güç karşı koyamazdı. Bunu yapmadılar ve konvansiyonel sistemde ısrar ettiler ve Türkiye’deki gelişimi ve değişimi görmediler okuyamadılar. Sadece ve sadece Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması için Tayyip Erdoğan’la yürüttükleri pazarlıkta nedeniyle uzak durdular. “Gezi” şansını harcadılar. Bence ileride fark edilecek ama en büyük kayıpları bu olacak..

HDP barajı büyük olasılıkla aşacaktır. Bu arada CHP’yi yanlarında konumlandırma çabaları var, öyle görüyorum ve bunun CHP’de karşılığı olduğu anlaşılıyor. Bu gidişle büyük kentlerde özellikle oradaki oylarda AK Parti’den değil Cumhuriyet Halk partisinden HDP ‘ye kaymalar olacaktır. Bu korkarım ki CHP’yi üçüncü parti olmaya iter. CHP’nin bu tavrıyla seçmenlerinin bir kısmının oy kullanmaya gitmemesi sonucunda, MHP’yi ikinci parti çıkabilir. Bu arada belirteyim Türkiye’de seçmenin Başkanlık sistemine onay vereceğine inanmıyorum. Bu muhalefete rağmen halk, gerekli direnci gösterecektir.

-Peki “Çözüm Süreci” ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle çözüm süreci nedir bilmiyoruz. Hangi pazarlıklar yapılıyor bilmiyoruz. Bir kere öncelikle şunu söylemek lazım Türkiye’de, herkes Türk’tür, kimse Kürtçe isim kullanamaz diyorsanız, bunu geçin. Kürtler bunun ciddi mücadelesini yaptılar ve doğal sayılması gereken haklarını kazandılar. Bu gün kimsenin Kürtçeye müdahale ettiği yok. Ama Güneydoğu’da Türkçeye müdahale var.

Ben şunu söylüyorum; eşit yurttaşlık temelinde hareket etmeliyiz. Bunun başka yolu yok. Eşit yurttaşlık ve adaletle bu sorunu çözeriz. Kürtler kendi kültürlerini diledikleri gibi yaşayacaklar, dillerini öğrenecekler. Ben Kürtçe eğitimin hakları olduğunu düşünüyorum ancak çok talep göreceğini zannetmiyorum, çünkü Türkler de çocuklarına İngilizce eğitim aldırma çabası içindeler. Pek çok okulda dersler İngilizce veriliyor. Çok efektif bir dil Türkçe ve genel olarak, sadece Türkiye’de bizi değil bölgede de halkları birleştiren dil olmayı sürdürecektir. Ama en önemlisi eşit yurttaşlık temelinde birleşmemizdir. Eğer bir ayrışma, özerk bölge, federal devlet yaratmaya kalkışılırsa, batıdaki Kürtlerle Türkler arasında çok ciddi çatışmalar yaşanabilir. Açık söylüyorum, bunu ne bizim istihbaratımız, ne ordumuz ne de polis teşkilatı önleyemez.

-Peki son olarak gündeme dair şunu sormak istiyorum. Sizce ekonomik anlamda Türkiye nereye gidiyor?

Türkiye ekonomik anlamda duvara toslamak üzere. 600 milyar dolar borcu olan bir ülke asla bağımsız olamaz, kimse kimseyi kandırmasın. O ülke parasal kararlarını filan kendisi alamaz. Ortada şimdi bir faiz tartışması var, bu ortamda faizlerin düşmesi Türk parasının değerinin düşmesi anlamına gelir. Bu neye yol açar? İlk akla gelen Turizm gelirlerinin artmasına yol açacağı, çünkü her şey ucuzlayacak ve tabi bir de ihracata katkısı olacak…Düşünce bu. Bence sanıldığı kadar kolay ve gerçekçi değil bu yaklaşım.
Biz ihracatımızın yüzde 41’ini Avrupa Birliği’ne yapıyoruz… Avrupa Birliği ise bir krize girebilir, Euro sürekli düşüyor. Bu durumda demek ki paranızın düşmesi sizin de bir anlamda damping yapmanıza yol açacak. Her şey çok daha ucuza gidecek, yani beklenen karşılığı bulamayacak.
Turizm’de de farklı değil. Ancak turizmde en önemli şey hava taşımacılığı ve burada yakıtın maliyetlere etkisi yüzde 40. Bu güzel bir gelişme; petrol fiyatlarının düşmesi. Ama bakın petrol düşünce bu kez Rusya krize giriyor ve en büyük müşterinizin göndereceği turist sayısında yarıya yakın azalma bekleniyor.

Türkiye’nin enerji konusunda çok ciddi ödemeleri var. Doğal olarak dış ticaret açığını büyütüyor ve tabi cari açığı da çok arttırıyor. Cari açık büyüklüğü Türkiye’nin dışardan borçlanmasını zorlaştırıyor. Son gelişmeler nedeniyle faizler üzerinde kurulan baskı sonucu Türk Lirasının olası değer kaybı eskisi kadar cazip para bulunmasını engelleyecek. Kısaca işler eskisi kadar kolay değil.

Ekonomi büyüdü, dünya lideri olduk hikayelerini bir kenara bırakalım. Türkiye parasının değeri yüksekken, dışardan ucuza borçlandı, bankalar o paralarla tüketici kredilerini pompaladı. AKP iktidara geldiğinde 8 katrilyon olan tüketici kredileri toplamı 12 Yılda 280 katrilyonu geçti.
Büyüme düştü. Dış kaynak verimli olmayan sektörlere harcandı. Şimdi sona geliyoruz. Bir Yunanistan değiliz şu anda. Ama İspanya’dan daha iyi değiliz. Türkiye çok yüksek faizler ödüyor. Tarihimizin en yüksek faiz ödenen dönemidir Ak Parti dönemi.

Ebru Özlem Özen 09.02.2015

GAZETEEKONOMİ

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş

İngilizce Kursu - İngilizce Dersi - İngilizce Eğitimi - İngilizce Kursları