Geriye Kalan Anılarıyla Rob Mc Donald

0 Yorum

Gordon Milne teknik direktörlüğü altında altın dönemini yaşayan Beşiktaş, bir sezonda üç Britanyalı futbolcu transfer etmişti. Daha önce yaptığım Alan Walsh ve Ian Wilson’un röportajlarından sonar şimdi de bu üçlünün son üyesi, Robert McDonald röportajını huzurlarınıza sunuyorum. Beşiktaş’ımıza sezon başında gelen ve sadece bir maça çıkan Robert McDonald, ilginç öyküsünü ve Beşiktaş sevgisini onu bulduğum Hollanda’da açıkladı.

’2 SENE STAJYER FUTBOLCULUK YAPTIM’

ANDREW SIMES (AS): Öncellikle çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

ROB MC DONALD (RM): Ben henüz sekiz yaşındayken babam evi terk etti. İnanılmaz bir anne tarafından yetiştirildim. Hem anne hem de bir baba oldu benim için.

On yaşımda futbolcu olmak istediğimi biliyordum. Tabii her genç çocuk bunu düşler ama ben inanmıştım. 16 yaşında Hull City takımına girdim ve orada iki sene stajyerlik yaptım. O zamanlar futbolcu olmadan once böyle bir görev vardı. As takım oyuncuların ayakkabılarını temizlerdik, stadı süpürürdük ve top toplardık.

18 yaşında profesyonel oldum ve yerel kahraman ilan edildim. Hull’dan olduğum için taraftarlar beni çok sevmişti. Hatta halen Hull City’den yurt dışına giden bir avuç futbolcundan biri olduğum için benimle çok iftihar ederler.

AS: Yurt dışı maceranız nasıl başladı?

RM: İngiltere’nin 4-4-2 sistemini hiç anlamadım ve bana hiç uymadı. Bu yüzden Hollanda’ya gittim çünkü orada 4-3-3 oynuyorlardı ve kendimi burada gösterebileceğimi düşündüm. Nitekim kariyerim boyunca Hollanda’da oynadığım yaklaşık 160 maçta 80 gol atmayı başardım. İki maça bir gol ortalamam vardı yani. Willem II’de en golcü üçüncü oyuncu oldum. Groningen’de ikinci defa ameliyat olmama rağmen en başarılı dönemim burada geçti. UEFA kupasında Atletico Madrid’i eledik, daha sonra Inter Milan bizi kupadan elemişti. Buradan PSV’ye geçtim ve orada çok önemli oyuncular ile oynadım. Gerets ve Gullit ile aynı takımdaydım ve şampiyon olduk. Van Basten’e karşı oynadım. Bu anları unutamam.

‘GORDON MİLNE’E ÖNERİLDİM’

Bu noktada başka bir ülkede şansımı denemek istedim ve dilekçemi verip Sporting Lisbon’a gittim. O zamanlar sadece iki yabancı futbolcu oynatabiliyorlardı. Arsenal’den Mead’i ve beni aldılar. İlk maçımız yine Avrupa kupasındaydı ve hat trick yapmıştım. Ama ne hikmetse, ondan sonra hep yedek kulübesinde buldum kendimi. Ara transfer döneminde Belçika ve Danimarka ligleri devam ettiği için çok kısa sure orada oynayıp çocukluk hayalim olan İngiltere’nin kuzeydoğu bölgesinin en önemli takımı New Castle United’a transfer oldum. Maalesef o sezon küme düştük ve teknik direktor beni forvet arayan Gordon Milne’e önerdi.

AS: Beşiktaş’ımıza geliş hikayeniz nasıldı? Nasıl bir ortam buldunuz burada?

RM: Sezon öncesi Gordon Milne beni aradı ve beni Türkiye’ye götürmek istediğini söyledi. Maceraperest biri olduğum için neden olmasın dedim ve İstanbul’un yolunu tuttum. Çok büyük şoklar yaşamadım. Hilton otelinde kaldık, sağolsun tam bir centilmen olan ve super İngilizce konuşan Bahattin Baydar tarafından çok iyi ağırlandık. Walsh, Wilson ve bana tek bir araba tahsis etmişlerdi. Walsh’in de maaşallahı var, büyük bir ailesi vardı. Hepimiz arabaya bindiğimizde çocukları tepemizdeydi.

Arada bir bara gider bir tek atardım. Bekar olmak için çok güzel bir şehirdi İstanbul! Galatasaraylı Tanju’yu hep mekanda görürdüm! Semtte gezerken taraftarlarımız beni sürekli evlerinde ağırlamak istedi, birkaç defa kendimi hiç tanımadığım kişilerin sofrasında buldum. Beşiktaş böyle bir ailedir. O zamanlar evlerde kömür yakıldığından hava kirliliği tek olumsuz yönüydü şehrin.

‘RIZA SAĞLAM BİR 8 NUMARAYDI’

AS: Beşiktaş’ımızda çok kısa bir sure oynadınız ama taraftarlarımız isminizi biliyor. Buradaki serüveniniz nasıldı? Herkesin merak ettiği ayrılık sebebiniz nedir?

RM: Beşiktaş’ta çok güzel bir ortam buldum. Takımda herkes çocukluk arkadaşı gibiydi. Herkesle iyi ilişkilerim vardı: Ali, Saffet, Gökhan… Hepsi çok iyi İngilizce konuşuyordu. Saffet çok zeki bir oyuncuydu. Biraz daha yakışıklı olsaydı kadınların gözdesi olurdu! Şifo Mehmet çok yetenekliydi. Rıza sağlam bir sekiz numaraydı, rakipten hiçbir oyuncu onu kızdıramazdı. O yüzde yüzünü vermeyen kendi oyuncusuna kızardı sadece.

Lig öncesi TSYD kupası maçında oynadım. Avrupa kupası maçında Borussia Dortmund’a karşı yedekteydim. Ama aradan dört ay geçmesine rağmen maaşımı henüz alamamıştım. Walsh ve Wilson maaşlarını alıyorlardı oysaki. Milne ile görüşüp ertesi güne kadar sure verdim. Ertesi gün saat 14.30’da bir uçak vardı ve beni havalimanına gittiğimde ancak aradılar ama artık benim için çok geçti. Biliyorumki Milne bana çok kızgındı ama ben de çok kırgındım. Hocam çok iyi biriydi ama ben ondan bana daha çok sahip çıkmasını bekledim. Ama bunu üstüne basa basa söylemek istiyorum, bu kesinlikle Beşiktaş’a sevgimi hiç sarsmadı. Yaşadığım yer olan Hollanda Waalwijk’te berberim Şahin var, Beşiktaşlı diye bir saat yol yapar ona kestiririm saçlarımı.

‘BURADA DA MI ÇAPKINLIK YAPACAKSIN?’

AS: İnönü stadı nasıldı?

RM: Maç günleri sanki havada elektrik akımı vardı. Tribünde bir tek kadın bile olmadığını fark etmiştim ilk maçta. Sorduğumdaysa takım arkadaşlarım, “Burada da mı çapkınlık yapacaksın?” diye gülmüşlerdi. Yapardım valla! Hiç unutmam bir maç öncesi kurban kesmişlerdi. Alnımıza ve baldırlarımıza kanını sürmüşlerdi. Kokusu beni biraz rahatsız etmişti ama neyseki bir daha olmadı.

AS: Hiç geri döndünüz mü? En çok neyi özlediniz? Hatırladığınız Türkçe kelimeler var mı?

RM: Yemekleri tabiiki de çok özledim. Karışık ızgaralar ve taze sebzeler bir harikaydı. Hiç ziyaret etme şansı yakalamadım ama bir dönüp bir maç izlemeyi çok isterim. “Günaydın” ve “iyi akşamlar” demeyi hatırlıyorum ama favorim “Para yok!”

AS: Hiç unutamadığınız bir anınız var mı?

RM: İstanbul’da deplasmandayken polis eşliğinde gidip gelmemiz yetmiyormuş gibi, yenildikten sonra taraftarlarımız tesisi basmıştı ve bize hangi takımda oynadığımızı hatırlatmışlardı. Bir de hiç unutmayacağım bir anım Walsh ile oldu. Kendisi bir bara gitmişti ve bir gazeteci öyle bir açıdan fotoğraf çekmiştiki sanki yanında bir kadın varmış gibi görünüyordu. Ertesi gün gazetelerde yayınladığında Walsh’in evliliğini ben kurtarmıştım!

AS: Hollanda’da hiç Beşiktaşlılara denk geliyor musunuz?

RM: Bazen Türklere denk geldiğimde Türkçe merhaba derim. Nereden Türkçe bildiğimi sorduklarında Türkiye’de futbol oynadığımı söylerim. “Büyük bir kulüpte mi” diye sorarlar… Evet dediğimde ilk tahminleri Fenerbahçe veya Galatasaray olanlara “Hayır, daha büyük bir takım.” derim. Geçenlerde tren istasyonunda çalışan bir Türk’e denk geldim. Kulübesinde Beşiktaş arması vardı. “Beşiktaş’ta oynadım, tahmin et kimim” diye sordum, hemen telefonunu çıkarıp tüm eski resimlere bakıp beni çıkardı!

AS: Unutamadığınız maç ve golünüz hangisiydi?

RM: İngiltere’de Boxing Day, yani Noel’den sonraki günde yılın en önemli fikstürlerini ve derbilerini bugünlerde oynatırlar. Kuzey doğu derbisinde Newcastle United-Shefflield Wednesday maçını 2-1 kazandık ve galip geldiğimiz golü attım. Neden en çok bu maçı ve golü unutamadığıma gelince…Çünkü bu maçta şimdiki eşim tribündeydi ve biz henüz birbirimizi tanımıyorduk. Golü attıktan sonar onun olduğu yere koştum. Sanırım Beşiktaş’taki arkadaşlarım bana gülmelerinde haklıydılar!

AS: Sizin oynadığınız dönemden farklı mı bugünkü futbol?

RM: Bu günlerde daha fiziksel ve istatiksel bir boyut kazandı futbol. Eskiden yetenek ve mücadele daha ön plandaydı. Bugünlerde futbolcular sahaya çıkarken sanki maç içindeki istatistiklerini düşünüyorlarmış gibi görünüyorlar. Göğüslere takılan o koşu sayacı işi bitirdi. Ben öyle futbolcular tanıyorumki, maçta sadece 500 metre koşup üç gol atıyorlardı. Bunun en iyi örneği İngiltere’nin efsanevi forveti Gary Lineker. Ama diğer yandan teknolojinin bazı yararları da yok değil. Mesela bir futbolcu için en önemli şey uyku düzeniyken, bu doğrultuda insane özel tasarım yataklar üretiyorlar. Yani her futbolcunun yatağı farklı!

AS: İdolünüz veya en sevdiğiniz oyuncu kimdi?

RM: Bu kesinlikle Ruud Gullit olurdu. Vücudu ve karakteri mükemmeldi. Sanki bir heykeldi. Rakip futbolcu daha ilk top atılmadan bile kendisinden çekinirdi.

GÖZLERİM HEP BEŞİKTAŞ’I ARAR’

AS: Beşiktaş’ımızın maçlarını takip ediyormusunuz?

RM: Tabii kaçırmam, telefon uygulamalarında gözlerim hep Beşiktaş’ı arar.

AS: Şimdilerde neler yapıyorsunuz?

‘RENKLİLERİ YENİN!’

RM: Hollanda’da Stokkum’da yaşıyorum. Üç oğlum var, en büyükleri futbolla ilgileniyor ve koyu bir Leeds United taraftarı. Üç kalp krizi geçirince teknik direktörlük yaptım bir ara. De Graafschap, Ajax Cape Town, Cambuur veTrencin gibi takımları çalıştırdım. Bu aralar futbol kulüpleri için yatırımcı araştırması yapıyorum. Kulüp satın almak isteyen zengin işadamlarına danışmanlık yapıyorum.

AS: Taraftarlarımıza bir mesajınız var mı?

RM: Beşiktaş’ı sevin. Renklileri yenin.

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş