“İmparator” Süleyman Akdı, Röportajlik’a konuştu: Bold Pilot, Trapper ile beni hiç geçemedi

0 Yorum

BOLD PİLOT,  TRAPPER İLE BENİ HİÇ GEÇEMEDİ

İnsanlar elbiseleri ile gelir karakteri ile uğurlanırmış. Miçiko ile geldiğinde fiyakalı bir elbise ile gelmişti hipodromlara. Sonra her üç yarıştan birini kazanan bir istatistik sahibi oldu. ‘Her horoz çöplüğünde öter’ deyiminin ezberini bozarcasına yurt dışında at bindiği Uzak Doğu ve Almanya’da da bu istatistiği horozsan her çöplükte ötersin dercesine sürdürdü. Yarışın büyük yarış veya küçük yarış olduğunu mont alırken öğrenirdi. Kafa kafaya lüte girdiği hiç bir yarışı neredeyse kaybetmedi, kırbacı elden ele aktarmanın mucidi oldu. Kendisi gibi mücadeleci, kaybetmeyi sevmeyen karakterli yarış atı Trapper ile sahalara damga vurdu. Miçiko ile geldi Trapper ile gitti… ‘İmparator Süleyman Akdı’ ile yaptığımız röporatajı keyifle okumanız dileğiyle…

Röportaj: Kadir ERGEN, Uğur TEMEL

(Fotoğraflar, Süleyman Akdı’nın arşivinden alınmıştır.)

İLK YARIŞIMDA ÜÇÜNCÜ OLDUM

Uğur Temel (U.T): 1963 senesinde ilk yarışınızı koştunuz. 13 yaşında tabela yapıyorsunuz. O yarışı anlatabilir misiniz?

Süleyman Akdı (S.A): Miçiko ile üçüncü olduğum yarış… O yarışın öncesinden başlamak lazım. 1961 senesinde, Karamehmet ekürisinin antrenörü, Burhan Şenemgen hocam, beni işe aldı, 250 lira maaş karşılığında. Ancak, Burhan hocam o sene bana lisans almadı. Ancak, at çalıştırıyorum, lisans verecek kişiler de seyrediyorlar beni. Ertesi sene, mülakata falan girmeden, benim lisansım geldi. Ardından sağlık muayenem yapıldı. Burhan abi (Şenemgen), yarış kıyafetlerimi, çizmelerimi hazırlattı. Burhan abi, birçok jokey’i yetiştiren kişi. Benim yarış kıyafetleri hazırlanmaya başladı yavaş yavaş. Hazırlıklar tamam olunca, Burhan abi, ‘Bu hafta ata biniyorsun’ dedi. Yarıştığım jokeyler arasında, Mümin Çılgın var, Hasan abi, Osman Kaplan var, Mehmet Özcan var… Hepsi dönemim ünlü jokeyleri. Heyecanlandım ben. O yarışın ne başladığını, ne de bittiğini hatırlamıyorum. Miçiko, yarışın başında start makinesinde kaldı.( atların yarışa başlarken aynı hizada olmasını sağlayan, her at için ayrı ayrı gözleri olan makine.) O yarışta üçüncü olduk. Herkes hayretler içinde bana bakıp, ‘Kim bu çocuk?’ dediğini hatırlıyorum. Ben 9-10 yaşından beri at çalıştırıyorum oysa. İlk yarışımdan sonra, Ankara’ya gittim. Tuğra diye bir ata biniyorum. Rahmetli Ekrem Kurt’un bindiği atla, benim at ayrılamıyorlar birbirlerinden. Rahmetli Ekrem abi, ‘Hadi, hadi .’ diyor. Ben de bana ‘Hadi’ diyor sanıyorum, çocuğum daha nereden bileyim… Yarış, at başı bitti.( Yarış deyimi. İki atın, bitiş çizgisine beraber girmesi.) On dakikaya yakın incelediler, kim birinci diye… Ekrem ağabey  kazandı o yarışı. Üçüncü yarışımda yine Tuğra’ya bindim ve kazandım. Ankara’da yedi –sekiz yarış kazandım. Döndüm İstanbul’a. Ahır jokeyi İsmail Dinçer’in atı Gabrielli isimli atı ile yarıştım. O ata binmek için 40,5 kilodan,36,5 kiloya indim ve kazandım.

PRESTIGE’İ TELEVİZYON SEYREDERKEN KEŞFETTİM. 

U.T: 1978’de Gazi Koşusunu Cihangir Harmony ile kazandınız. 1992’de de Prestige ile kazandınız bu koşuyu. Türk atçılığının en büyük koşusunda, start’tan potaya neler yaşanıyor? At binme tercihinizi, neler etkiliyor? Kendi çalıştırdığınız ata mı binmeyi tercih ediyorsunuz, Gazi koşusunda? 

S.A: İlk kazandığım Gazi’de ahır jokey’i idim. Rahmetli Halim Celaloğlu’nun bütün atlarına biniyordum. Cihangir Harmony zaten iyi attı. Zaten daha önce aynı atla iki yarış da kazanmıştık. O Gazi Koşusunu, kaybedeceğim diye hiç endişem olmadı. Daha önce Gazi koşusunda at binmiştim zaten, ,

Yedi ikinciliğim vardı.  At çok iyiydi. İkinci kazandığım Gazi Koşusu ise, tesadüf… Aydoğan (San) Bey vardı Allah rahmet eylesin, at sahibi. Gazi’ye yakın bir zamanda beraber yarış seyrediyoruz. Prestige’e, Ekrem ağabey binmişti. O yarışta çok yakın bitmişti. Aydoğan Bey’e dedim ki; “Ben kazanacak atı buldum.”. “Hangisi?” dedi. “Prestige.” dedim. Aydoğan Bey; “Biner misin bu ata?” dedi. “Binerim.” dedim. Atın sahibi Sedat Özcan’dı. Bindim o ata ve kazandık. O yarışta, tamamen stilinin dışında koştuk. Ön tarafta, yarışı kabullendik. Yarışın 1000 metresi geçilince de ilk sırada yerimizi aldık. Lala vardı, yarışın favorisi. Son virajda, ortalık karıştı, ben kaçtım o kalabalıktan. Lala yanıma gelse de, biz yarışı kazandık.

U.T: Jokeylikte idolünüz kimdi, kimi örnek aldınız? Babanız, rahmetli Davut Akdı mı? 

S.A: Benim idolüm babam değil. Çünkü, binişini hiç görmedim. Benim idealim, çok fakirlik çektiğimiz için, şampiyon jokey olup, kardeşlerime bakmaktı. Tek düşüncem buydu benim. Babam da şampiyon jokey ama tutumlu olmamış. Karamehmet ekürisinde 250 lira maaş almaya başlayınca, biraz rahatladık. İki sene aprantilikte kaldım. 1966 senesinde, Ekrem ağabeyin (Kurt) arkasına ikinci jokey oldum. Devamında, 30 seneye yakın, hep zirvede kaldım.

BENİM STİLİM BAMBAŞKA 

U.T: Koşu stilini örnek aldığınız bir isim yok mu? 

S.A: Hiç yok. Benim stilim bambaşka. Benim kafa kafaya  neredeyse hiç yarış kaybetmeyen, ata iyi hükmeden bir stilim var. Kamçıyı, sağ elden sol ele aldığımda, at buna reaksiyon gösterir. Türkiye’de bunun yaratıcısı benim. Yarış bitimine, 100 metre- 150 metre kala, kamçıyı el değiştiririm ve at bunu hisseder. Tabi, bunu zamanlamasını da iyi ayarlamak lazım.

Kadir Ergen (K.E): Süleyman ağabey, büyük yarış küçük yarış var mıdır? 

S.A: Benim için, tüm yarışlar aynıdır. Yarış biter, kazandığın parayı aldığın zaman, yarışın büyüklüğü- küçüklüğü anlaşılır. Benim önceliğim, seyirciye kaybettirmememdir. Onun için, her bindiğim atı kendim çalıştırıyorum. Ben kaybedersem, seyirci de kaybeder.

K.E: 1996 yılında Fikret Yüzatlı KV-8 koşu.(Bir koşu türü) Baranoviçi ile çok büyük sürpriz yaptınız. Bu atın ganyanı 5,05 verdi. Sizin haricinizde bir başka jokey binse, belki daha fazla ganyanı olacaktı. Yarıştan önce, yarışı kafanızda koşturduğunuzda Baranoviçi nerede bitirmişti?

 S.A: Siz hatırlatınca hatırladım. O at, kısa mesafe atıydı. Çok süratli bir attı. Bu tip kısa mesafelerde iki tane üç tane çok hızlı at varsa yarışın içinde ve yarış stratejinize göre gitmeyecekseniz o grubun arkasından gitmek için plan yaparsınız. Atınız çok hızlıysa da, kaça bildiğiniz kadar kaçacaksınız.

TRAPPER, ÇOK ÖZEL BENİM İÇİN

K.E: Size Trapper’ı sormak istiyorum.  

S.A: Trapper, çok özel bir at benim için. Trapper şöyle bir at; çok uzun mesafe 2400 atı değildi ama onu kimseye hissettirmiyorduk. Yarışlarda çok hızlı gitmesini istemiyordum.  Trapper’la koşarken, Bold Pilot’ı Cumhurbaşkanlığı Koşusunda geçtim. Ertesi sene yine geçtim, Bold Pilot bizi hiç geçemedi.

K.E: Atla aranızdaki uyumu nasıl sağlıyordunuz? 

S.A: Trapper, çamurda gitmez diyorlar. Atın sahibi Tarık Aydın, koşu sabahı “yağmur yağıyor” diye hayıflanıyordu. Trapper’a da, Halis (Karataş) biniyor. Halis beni geçti. Arkasından Ankara Koşusu var. Halis , Özdemir Bey’in atlarına biniyordu. Bana; “Trapper’a biner misin?” diye sordular. “Sonbahar’daki Cumhurbaşkanlığı koşusunda binmemi isterseniz, bu koşuda da binerim.” dedim. Olurdu olmazdı, kabul ettiler. Ankara koşusunu çok rahat kazandık. Sıra geldi, Cumhurbaşkanlığı Koşusuna. Koşunun olduğu gün, inanılmaz bir yağmur var. Pist, çok çamurlu olmasına rağmen, Bold Pilot’ı çok rahat geçtim. Trapper’ın, çamuru çok iyi koştuğunu, beni geçtiği gün öğrenmiştim çünkü.  1997’deki Büyük Taarruz Koşusuydu o.

TRAPPER, REKORA KOŞMAZDI

K.E: Bold Pilot, Halis Karataş ile 58 kiloda Gazi Koşusunu 2,26,22 ile kazandı. Siz de Trapper ile, Celal Bayar Koşusunu, 58,5 kiloda 2,26,84 ile kazandınız. Eğer 58 kilo olsaydınız, o koşuda 2.26,22’lik rekoru kırabilir miydiniz? 

S.A: Trapper, rekora koşan bir at değildi. Rekora koşsak eküri koşardık.  Ama ilginçtir; rakipleri hızlı koşarsa, Trapper da hızlı koşardı. Bold Pilot ise tam tersiydi… Bold Pilot, yarışı önde kabullenirdi, Trapper yarışı sonda kabullenirdi. Son 400’de Trapper hiç kazanmayacak gibi gözükürdü ama son 200’de yarışı alırdı. Ayarlıyorduk onu… Uzun mesafede, erken yürüdüğün zaman kaybedersin.

K.E: Trapper’a sekiz yarış üst üste bindiniz. Jokey Kulüp koşusunda, Selim Kaya bindi, birinci oldu. Aynı jokey ile Ankara’da Cumhurbaşkanlığı koşusunda 3. Oldu. Bu iki koşuda, Trapper’a niye binmediniz? 

S.A: Tarık Aydın’ın vardı öyle düşünüşleri…

K.E: Bahsettiğim yarış, 1999 senesinin Cumhurbaşkanlığı koşusu. Hatta, bu yarışın bitişi bir sene sonraki Jokey Kulüp takviminde yer aldı. Lütfen hatırlamaya çalışın; o yarışı Ahmet Atçı Sorgunbey’i ile çok büyük sürpriz yaparak kazandı. Ama seyirci, kazanan ata değil, Selim Kaya ile üçüncü olan Trapper’a ve sizin bindiğiniz yedinci olan Mertkaya’ya bakıyordu. Seyirci, Trapper’ın üzerinde sizi mi arıyordu?

S.A: Bilemiyorum, kime baktıklarını…

JOKEYLER, BİRBİRLERİNİ SEVMEZLER

U.T: Süleyman ağabey, jokeyler arasında gruplaşma var mı? 

S.A: Jokeyler aslında birbirlerini hiç sevmezler. Arkadaş değildirler. Örneğin; beraber bir lokantada yemek yemezler. Senelerce hiç jokey arkadaşım olmadı benim.

U.T: Yanlış mı anlaşılır? 

S.A: Yanlış anlaşılır tabi. Örneğin, Halis Karataş ile bir akşam beraber yemek yesek, ardından yarışta kim geride kalırsa kalsın, laf olur. Dedikodu çarkları döner.

KİMSE BANA ŞİKE TEKLİF EDEMEZ

U.T: Hipodromlarda şike anlamında bir şeylerin döndüğüne hiç şahit oldunuz mu? 

S.A: Kesinlikle böyle bir şeyi ne duydum, ne de gördüm.

U.T: Jokeyler arasında olmasa bile, at sahipleri arasında olabilir mi peki? 

S.A: Ben ahırları bilemem. Jokeyler arasında böyle bir şey olmaz. Yarış hayatım boyunca, bir kişi gelip de bana şike teklif dahi edemedi, edemezdi de…

JOKEY’İN ÇALIŞTIRDIĞI ATA BİNMESİ ZOR 

U.T: Jokey, çalıştırdığı ata mı binmeli? 

S.A: O sistem kalktı artık. Eskiden, haftanın iki günü yarış vardı, at çalıştırabiliyorduk. Şimdi öyle değil ki… Üç gün burada at binen jokey, diğer günler, başka şehirlerdeki yarışlara gidiyor. Ne zaman at çalıştıracak?

U.T: Bu durumda jokey atı nasıl tanıyabiliyor? 

S.A: İzleyerek, tanımaya çalışıyor. At özel bir at ise, galop günlerinde çalıştırdıkları da oluyordur. Anca şu olur, kışın İstanbul’da kalan jokeyler, at çalıştırabilirler. Sistem, artık, öteki türlüsüne izin vermiyor.

GAZİ’Yİ ERTÜL YÜZÜNDEN KAYBETMEDİM

K.E:  Süleyman ağabey, 1995 yılı Gazi Koşusunu sormak istiyorum size. Üç tane at var: Sakab, Jerry Lewis, Sertkaya… Üç atta Gazi’nin favorisi gösteriliyordu. Siz Jerry Lewis’e biniyordunuz. Yarışın bitimine 800 metre kala, Sakab’ın jokeyi ile aranızda nahoş bir olay geçti; birbirinize kamçı ile vurdunuz. Bu olay yaşanmasaydı, yarışın seyri değişir miydi? 

S.A: Değişmezdi. Orda da olay şu; Ertül (Ertül Cankılıç- Sakab’ın jokeyi) çocukluğunda, bizim yanımıza apranti geldi. Ahırın antrenörü Zekeriya Aydın’dı ve elimizde çok büyük eküriler vardı. Ertül; kabiliyetliydi, iyi de jokey oldu. Yarışlarda, devamlı beni kapatıyordu. Birkaç kere uyardım. Gazi’den bir gün evvel, bana büyük bir koşu kaybettirdi. Gazi koşusunda da içime geldi. Ben de vermedim, kapattım. Ben onun yüzünden kaybetmedim aslında. Beni 1800 virajında, başka jokey kapattı. Ben koşuyu orada kaybettim.

BANA ‘İMPARATOR’ DEDİLER, LAKABIM ÖYLE KALDI

K.E: Esmer teninizden dolayı bir hayli lakabınız olmuş? 

S.A: İlk önce Eusebio (Mozambik asıllı Portekizli futbolcu) dediler. Ardından Pele (Brezilyalı futbolcu) demeye başladılar. 1974 senesinde Batı Almanya Milli Takımı Dünya Kupasını kazandı. O takımın kaptanı Beckanbauer’e ‘İmparator’ diyorlardı. Bana da ‘İmparator’ demeye başladılar. Öyle kaldı.

K.E: Sizin için İmparator olmak mı zordu yoksa İmparator kalmak mı? 

S.A: İmparator olmak da zor, İmparator kalmak da zor.

K.E: Bu unvanı aldıktan sonra,Fatih Terim’i,  atçılık deyimi ile, plase yaptınız.. Ardından İbrahim Tatlıses sürpriz oldu yine atçılık deyimiyle. Ve de Sergen Yalçın’ını da tabelaya aldınız. Sergen’i tabelaya almanızın sebebi; futboldaki mahareti mi, at sevgisi mi yoksa at sahibi oluşumu? 

S.A: İkimiz de Beşiktaşlı olduğumuz için. Sergen; düzgün bir kardeşimiz. Futbolla ilgili bir mesaj da verelim; Sergen’i tekrardan Beşiktaş’ın başında görmek isterim, sıkı bir Beşiktaş taraftarı olarak.

AT YARIŞI BANA GÖRE; TEMAŞA

K.E: Eski bir at sahibi ile tanışma fırsatım oldu. Sizden iyi olmasın, çok güzel sohbeti vardı. Konuşmanın bir yerinde; “ Altı ganyan oynayanları ben anlayamıyorum. Atın yemini vermiyorsunuz, suyunu vermiyorsunuz, idmanını yaptırmıyorsunuz. Neden oynarsınız, anlamıyorum.” dedi. Bu düşünceye katılır mısınız? 

S.A: Buna cevap vermem mümkün değil. Biz buradan ekmek yiyoruz. Bana; ‘At yarışı nedir?’ desen, ‘At yarışı, temaşadır’ derim. Benim bu sorunuza verebileceğim tek yanıt bu olur.

 ATLAR, ‘KISACI UZUNCU’ DİYE AYRILMAZ

K.E: Gazi’den sonra Gazi’de başarılı olan atlar istisnalar hariç daha sonrasında başarılı yarışlar çıkartmıyorlar. Mesela Welldone son 20 yarışında tabela yapamadı. Bunun sebebi ne sizce? 

S.A: Bir at Gazi’ye gelirken 2 yaşlılığında iyi bir at olduğunu gösteriyor, zor yarışlar koşuyor. Sonra 3 yaşına dönüyor. Mesela Gazi koşabilecek bir atın; Dişi Tay Deneme ya da Erkek Tay Deneme koşmaması lazım. Neden? 1600 koşacaksın, oradan gelip Akson koşacaksın, sonra erkekler 2200 kısraklar 2100 koşacaksın. Şimdi o 1600 metre çok zor bir metre çok zor bir yarış.

U.T: 1600 metre uzun bir mesafe değil ama? 

S.A: Onun için işte atlar uzun mesafeci kısa mesafeci diye ayrılmazlar. Efor sarf ediyorlar. 1600 metre, Gazi’yi koşacak bir at için, kısa bir mesafe. Oradan geliyor Akson’a… 21 gün sonra da geliyor Gazi’yi koşuyor. Gazi Koşusu zaten Haziran ayı’nın üçüncü haftası koşuluyor, çok sıcak bir hava. Kiminin evi (ahırı) çok sıcak. Atlar başka şehirlerden geliyorlar, atlar çok fazla efor sarf ediyorlar.

YAVUZHAN’I ARKASINA SAKLANARAK GEÇTİM 

K.E: Yavuzhan diye efsane bir at vardı. Siz de onu Sıh Taha ve Haberbatur ile defalarca geçtiniz. Yavuzhan kafa-burun geçerdi sizde öyle geçtiniz. Efsaneyi geçenler neden efsane olamadılar? 

S.A: Yavuzhan’ı şöyle anlatayım. Bende bindim Yavuzhan’a. Onu geçtiğimiz senenin ertesinde ben bindim Yavuzhan’a. Yeşilköy’de bir balıkçı lokantam vardı. At binmediğim bir dönem olmuştu, o dönemde yarışları televizyondan seyrediyorum. Jokeyler bu Yavuzhan’ın rakiplerine biniyor, 800’de dışına çıkıyor Yavuzhan da jokeyleri çanta gibi getiriyor. Zaten hiç bırakmıyor çok mücadeleci bir attı. Ben kafaya koydum Yavuzhan’ı bir at bulup geçeceğim. Çünkü nasıl geçeceğimi de biliyorum arkasına saklanacağım beni hiç görmeyecek. Geldim atları çalıştırmaya başladım. Yarış hazırlandı. Sıh Taha’nın sahibi;  ‘Biner misin?’ dedi. ‘Binerim.’ dedim. Yarış başladı. Ben dediğim gibi, arkasına saklandım hiç kıpırdamadım. Halis biniyordu Yavuzhan’a. Son 200 metreye kadar beni hiç görmedi. Son anda hücum ettim ufak bir farkla geçtim. Herkes nasıl geçildi diye şaşırdı. Bir süre sonra yine yarıştık aynı atla yine arkasına saklandım yine sonda hücum ettim daha zor oldu ama yine geçtim. Bir gün Süleyman Sırrı Turan, arayıp balık yemeğe çağırdı. Gittim; Süleyman Sırrı Turhan’ın eşi balıkları yaptı. Oturduk, ben “Süleyman Amca senin Haberbatur’a binsem Yavuzhan’ı daha rahat geçerim” dedim. Haberbatur o zaman popüler değil ama ben atı görüyorum. Arkasına saklanıp sonra hadi dediğim de geçilme ihtimali yok çok hızlanıyorat. Haberbatur yarışlarda, beni seyrediyor gözlük takmadı. Antrenörü Davut’a; ‘Şu ata bir gözlük takalım, at beni seyrediyor.’ dedim. Takmadı. Bir yarış daha bindik, takmadı.  Dedim ki; ‘Ya gözlüğü takarsınız ya da ben giderim.’ Koşarken gözlük kullandığını yazıyorsun ama idman da takacaksın ki, at sana alışsın. Neyse taktık. 1600 metre bir yarış koşacağız o zaman Yavuzhan yok, Şubat var. Son 200 metre bir koşuyoruz at bir hızlanıyor inanamazsın. İki hafta sonra Yavuzhan geldi onu da geçtik. Beni o sene hiç geçemedi. Ertesi sene üç iyi at var Haberbatur’a Halis geçti. Ben Yavuzhan’a geçtim o sene de yenilmedik. Cumhuriyeti Koşusu var. Caş’a Ahmet biniyor. ‘Ben binecegim.’dedim. Amacım; Caş ile de Yavuzhan’ı geçme, artık işin şovundayız. Ben biliyorum çünkü nasıl geçildiğini. At seni görmezse, hızlanmıyor onun için geçebiliyorsun. Ve Süleyman Amca, Haberbatur’la Yavuzhan’ı geçtiğimizi göremedi. O hafta araba kazası yaptı ve rahmetli oldu.

‘BİNDİR SÜLO’YU AL PARAYI’ 

U.T: Eskiden padokta “Bindir Sülo’yu al parayı” diye pankartlar açılırmış. Yeni kuşak seyirci ile eski kuşak seyircilerin arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?

S.A: Önce o pankarttan bahsedeyim. Pankartı asan bizim akrabamız; benim kız kardeşimin kocasının babası Mehmet Amca. Paşa Mehmet diyorlar, Osmaniyeli. Mehmet Amca;  büyük yarışlarda gelir o pankartı asar. Başbakanlık Koşusu yapıyoruz, rahmetli Özal Başbakandı. Ama Süleyman Demirel’de siyasete etkin bir roldeydi. ‘Bindir Sülo’yu Al Parayı’ pankartını görünce, korumalar Mehmet amcayı hemen alıyorlar. Karakola götürülüyor, sorguda akrabam olduğu öğrenilince serbest bırakılıyor. O gün  Seren isimli atla, Başbakanlık Koşusu’nu ben kazanmıştım. Başbakan Özal; ödülü verirken baktı bana ‘Sen benden de kısaymışsın.’ Demişti. Rahmetli esprili bir adamdı.

ESKİDEN AT YARIŞI SEYİRCİSİ AVAM’DI

U.T: Yurtdışındaki at yarışlarını seyrettiğimiz zaman, Tribünlerde çok güzel giyinen, özenli ve elit insanlar görüyoruz. İster istemez bir kültür farkı oluşuyor ülkemizdeki at yarışı seyircisi de bu yöne mi evriliyor? 

S.A: Ben pazar günleri buraya geliyorum, ben eskiden jokey iken beni bu kadar tanımıyorlardı. Bugünlerde buraya geldiğimde benimle fotoğraf çektirmeyen kimse kalmıyor. Hem merak hem de bilinç arttı. Bir de artık gençler daha fazla ilgileniyor. Eskiden at yarışı seyircisi daha avam’dı. Artık anne babalar geliyor çocuklarını da getiriyorlar, daha bir kalite kazanmış durumda. Bunun sebebi de bu raylı sistem (Marmaray’ı kastediyor). Bu sistem buraya çok büyük bir hava kazandırdı. Burada kulübünde yaptığı güzel şeyler var çocuklara at bindirmek gibi etkinliklerde yapılıyor. Çocukken burada at binen belki 30 yıl sonra ne at sahipleri çıkacak.

 POTA İLERİDEYMİŞ

K.E: 2000 yılında İzmir’de Kanije Koşusu var. Magrip ve Ağakaraca halkın gözünde bitmiş ikili. 600’de beklendiği gibi Magrip geldi kendini önüne attı. Sizde dışına çok rahat geldiniz Ağakaraca ile dışına çok rahat geldiniz ve geçtiniz son düzlükte ne oldu? 

S.A: Son düzlükte değil, potayı ileri almışlar. Ben geldim pota kafamda olduğu başka yerde olduğu için bitti diye düşündüm. Yarış bitti bana kaybettin dediler. Şaşırdım sonradan öğrendim ki pota ileri alınmış. Ben size bir yarış anlatayım. Ankara’da Cumhuriyet Kupası koşuluyor. Selim Kaya, Tamerinoğlu’na biniyor Yavuzca’ya da Mehmet Kaya biniyor. Yarış 350 milyar TL. Selim kazansa 35 milyar alacak attan dolayı. Selim kazandı. Bir tane eksik kamçı vursa kaybedecek.

ABARTILDIĞI GİBİ DEĞİL O OLAY

U.T: Sosyal medyada bir olay konuşuldu. Rahmetli Kemal Serdar Özçolak bu isimle alakalı bir kuş olayı var? Nedir bu kuş olayı? 

S.A: Şimdi bu kuş olayı bir güvercin olayı. Bende meraklıyım güvercine rahmetli de meraklı isimlerimiz de var yani. Rahmetli, kuşlara bakan bir çocuk vardı Lemi. Ben ondan evvel 5 çift kuş verdim Serdar Bey’e. Sonrasında hastalandı korona oldu ve ardından rahmetli oldu. Sabah da taylarım var çalışacağım acele ediyorum; Lemi’ye ‘Çıkar, bana kuş ver’ dedim.O da;  ‘tamam’ dedi ve ben de aldım. Sonra seyisin bir tanesi; ‘Süleyman Akdı kuş aldı’ dedi. Aile bizi mahkemeye verdi. Sonra geldiler özür dilediler, davayı geri çektiler. Kulüp araya girdi bana da ‘dava açma’ dediler bizde açmadık. Bir de şunu anlatayım. Ben aldığım kuşları geri verdim. Yaşar diye bir arkadaşı var buradan çıktı 2 bin TL’ye kuşları sattı. Yaşar parayı cebe atacak bir arkadaş değil. Kuşlar bu kadar değersiz aslında yani.

U.T: Basına göre kuşların değerinin 120 bin lira olduğu fakat 80 bin liraya satıldığı söyleniyor?

S.A: Hepsi asparagas. Olay çok fazla büyüdü.

 

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş