OKU KORKMA: BERNAYS

0 Yorum

Bilinç dışı nedir?

Bilince gelen tüm bilgiler; gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız her olay hissedilen duyguyla beraber doğrudan bilinç dışına aktarılır. En altta kalan bu kısım, beynin en önemli bölümüdür. Karanlık, çocuksu, ilkel, zaman ve mekan tanımayan, sadık bir bölge.

KADİR ERGEN

Peki zihnin çalışma süreci ve bilinç dışı unsurlarla bağlantılarının bilinmesi zihnin kapalı kapılarının anahtarı olabilir miydi?

Savaş sonrası bir tüketim toplumu yaratmak isteyen Amerika insan zihninin kilidinin anahtarını halkla ilişkiler uzmanı Edward Bernays’ın 1923 yılında yazdığı ve özgün adı ‘Cyrstallizing Public Opinion’ olan halkla ilişkiler kitabının satır aralarında bulur. Bin yılın keşfidir.

ABD düzelttiği(!) ekonomilere ürün satarak çarkını döndürmek sevdasındadır. Toplum mühendisleri bu amaçla Bernays’ı çakıl taşı misali okyanusa atacak, dalgalar içten dışa yayılacaktır.

Amerikalı Bernays altına imza attığı ‘grup zihni mekanizmasını ve dürtülerini anlarsak kitleleri onlar farkında olmadan irademize göre kontrol etmek ve düzene sokmak mümkündür’ yaklaşımını hayata geçirebilmek için Avrupalı akrabası Sigmund Freud’tan yardım ister, sahaya inme zamanıdır.

Sigmund Freud psikanalizin babası, Bernays’ın ise amcasıdır. Sigmund Freud’a, da Vinci’nin İsa Meryem ve Azize Anna adlı tablosunu gösterip ne düşündüğünü sorduklarında, da Vinci hakkında hiç bilgisi olmayan Freud resmi şöyle okur: ‘İki annesi olduğunu ve mutsuz bir çocukluk evresi geçirdiğini düşünüyorum’. Tamamen doğrudur, böylesi bir dehadır.

Kuzen Bernays amcasının psikanaliz çalışmalarını bir kutu Havana purosu karşılığı alır, tipik bir Amerikalıdır. Freud’un kişiliği beş farklı döneme ayırdığı çalışmasına adeta altıncı bir dönem ekler; hain yeğen dönemi.

Edward Bernays, kapitalizm ürün satacağı zaman Amerikalı Psikolog Brill’den yardım ister. Zihinsel çelişki kavramını dünyaya Festinger’in Türk Halkına Ünsal Oskay’ın anlatması gibi. İş politik propagandaya gelince gazeteci-yazar Walter Lippman’dan da yardım alacaktır.

İşi şansa bırakmaz. Uygun şahsa bırakır, her işi ehline bırakmaktadır. Adeta Nisa Suresi 58. Ayette geçen ‘emaneti ehline bırakma’ konusundaki hükmün pratiğini yapmaktadır.

Planlarını bazen subliminal telkinlerle, bazen halka açık alanlarda somut mesajlarla hayata geçirir. İnanılırlığı reklamlardan daha yüksek olan ana haber bültenleri ve sinema filmlerine serpiştirdiği sözel ve görsel unsurlar adeta Montaigne’nin ilk yazdığında ne olduğunu bilemediği ama daha sonra ‘deneme’ adı altında edebi bir tür olacak eserleri gibi ‘ürün yerleştirmenin’ ilk ve adı konulmamış örnekleridir.

Halkın zihinlerini yönetmek ve kontrol altında tutmak amacıyla çeşitli teknikler geliştirerek ABD hükümetleri büyük şirketlerin kullanımına sunan Bernays, yarışa hangi antrenman teknikleriyle hazırlanacak, ne zaman kaçacak, ne zaman önde bekleyecek, ne zaman duracak, ne zaman yürüyecek bilmekte ve bu soruların ‘nasıllı versiyonlarına’ uygun zemin ve mesafede cevap üretebilmektedir. Usta bir taktisyendir.

United Company Fruit adlı Amerikan şirketinin Guatemala muz bahçelerini sömürürken, ülkede el değiştiren yönetimin, söz konusu şirketi zor durumda bırakmasıyla CIA’nın da emrine girer.

Guatemala’nın sömürü düzenine karşı çıkan yeni yönetimini, Amerikan değerlerini tehdit eden bir kızıl tehlike olarak lanse eder. Amerikan kamuoyu olası bir saldırıda Sovyetlerin Guatemala’yı üs olarak kullanacağına adı gibi inanır. CIA ajanı pilotlar 1954’te Guatemala üzerinden Komünist ideolojiye bomba yağdırır.

Sel gidip kum kaldığında iç savaşın yaklaşık 200 bin cana mal olduğu görülecektir. Sam Amca’nın ağzı kulaklarında, masum bedenler ise muz ağaçlarının köklerinin dibindedir.

Bernays bir asırdan dört yıl fazla sürdürdüğü ömründe bireylerin bilinç dışına etki ederek ihtiyaç dışı ürünler almasına sebep olur. Siyasi propagandalarla seçmenin algısını manipüle eder. Üstelik bütün bunları yaparken psikologlarla hareket etmekte fakat kitleleri etkilemektedir.

Devletin yanında durduğunda devlet, şirketlerin yanında durduğunda şirketler kazanmıştır. Kimin kazandığının da önemi yoktur. Önemli olan onun o dipsiz cebine giren paracıklardır.

İnsanlığı kendi gerçeklerine adapte etmiş, ama toplum kendi gerçekliğini sorgulamamıştır. Usta bir yönetmen gibidir. Başrolü figürasyona vermiş ama figüre hissettirmemiştir.

Muhalifler süreç içersinde Herbert Marcuse, William Reich gibi karşı devrimin kıvılcımlarını sıçratsa da Reich’in özgür libidosu hapishanede son bulur , Marcuse’nin öğrenci solu şiddetle bastırılır.

Bernays’ın elinde yeniden şekillenen Freudyan düşünce hep galip gelir. Bir kutu puronun bin yıl hatırı vardır.

Buralara kadar geldiyseniz okuduğunuz için teşekkür ederim. Gelirken görmüşsünüzdür bu yazıyı yazan arkadaşın fotoğrafı ile köşenin adı olan OKU KORKMA başlığının arasında ‘uncategorized’ yazıyor. Bizde kategori yok, bu hafta bu haklı yaklaşımın hakkını verelim dedim, saygılar…

***************************

          HİLAL YILDIZ:  KANEDYEN

          Ekim’in dokuzu, akşamın sekizi. Bir kalem iki bloknot ile geçtim ekranların karşısına. İnternet tabanlı bilgisayarımdan  Ampute Milli Takımımızın Angola ile oynayacağı dünya kupası final maçını, televizyonun ücret mukabili lütufkar olduğu kanalından da Fenerbahçe- Karagümrük lig maçını izleyeceğim. Çay konusunda da hiç taviz vermem, sıcak ve demli olmasını isterim. Bu konuda gerekli talimatı termos bacıma tam verdiydim maçımız başladı.

On beş bin futbolsever izledi final maçımızı, çay şeker Ali Sami Yen’den. Futbolu kalbiyle oynayan aslan yürekler maça Bülent Çetin, Okan Şahiner, İsmail Korkmaz, Şeyhmus Erdinç, Kemal Güleş, Rahmi Özcan, Ömer Güleryüz ilk yedisiyle çıktılar. Yedek aslan yüreklerden Muhammet Yeğen, Serkan Dereli, Savaş Kaya ve Fatih Şentürk ilerleyen dakikalarda pençelerini göstermek üzere aslan kulübesindeydiler…

0n dokuzuncu dakikada turnuvanın gol kralı olacak ve maçın en iyisi seçilecek olan Ömer Aslan ile öne geçtik. Yirmi dördüncü dakikada Angola Milli Takımı’ndan Heno Adao ‘kaplan’ serbest vuruştan takımına beraberliği getirdi ve devreye bu sonuçla gidildi .

Nef’te devreye gidilirken Kadıköy’de dakikalar 32’yi gösteriyordu, 9. Dakikadan 28. dakikaya kadar 4 defa santra yapılmıştı ve orada da devreye beraberlikle gidilecekti. Fatih Karagümrük’ün hızlı ama ne yaptığını bilen atlet forvetleri ev sahibinin ikili defansı arasında fink atıyordu. Szalai ve Gustavo ikili !!! defansın göbeğindeydi, sağdan Osayi Samuel soldan Lincoln destek veriyordu. Evet Lincoln. Geçen maç sol uçta oynatıp şapkadan tavşan çıkarttığı Lincoln’ü bu maç sol beke alıp tavşandan şapka çıkarma derdindeydi Jesus. Sebebini de maç sonrası basın toplantısında Ezgjan Alioski’nin son maçta 90 dakika oynaması olarak gösterecekti. Ee kaç dakika oynayacaktı sayın Jesus? Hem sen demedin mi, ‘küçük takımlar haftada üç maç oynar’ diye, şakamıydı? Bizim Uğur Temel profesör değil  arşiv görevlisi  falan diyor da Jesus için, böyle giderse öğrenci işlerinde düz memur mu olur, yoksa dümdük hey corç mu derler bilemedim? Dahilik ve delilik arasındaki sınır saç teli kadardır, fazla gezinmeye gelmez…

Nef’te dakikalar 31’i gösterdiğinde Rahmi aslan kazandığımız penaltıyı sert ve düzgün bir vuruşla aslan hanesine yazdırdı.2-1… 43. dakikada yine Rahmi aslan ile üçledik. Dakika oldu 49, Serkan aslan 4. ve son golümüzü attı. İtiraf edeyim hakem bizdendi, diğer hakemler gibi. Göbekli, fazla koşmayan bildiğiniz ligimizden. Hakemin son düdüğü ile sevince gark olduk, tek yürek olduk, aslan yürek olduk, pazarımız bayram ettik, kutlu olsun…

Bir parantez Osman Çakmak hocamız’a açmak isterim. Hocamız Şırnak Gazisi… Ankara’da tedavi gördüğü rehabilitasyon merkezine dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt gelir. Osman Çakmak koltuk değnekleriyle merhum Yaşar Paşa’nın karşısına çıkarak ‘ben artık iyileştim, bölgeye gitmek istiyorum’ diyerek görev talep eder. Belli ki ön bilgiye sahip Paşa’da ‘vatan görevi illa vuruşarak olmaz oğlum, futbol oyna, ay yıldızlı formayı o şekilde taşı’ der…

Sivilde emir demiri kesmez, demiri işçi keser, kendimden bilirim.  Askercesine mesajı alır, futbol oynar Osman Hoca. Ekim 2017’de Avrupa Şampiyonası finalinde millilerimiz Kraliçe’nin takımını Osman Çakmak’ın golüyle 2-1 yener ve ülkemizi Avrupa şampiyonluğuna taşırlar. Bir yıl sonra Meksika’da dünya şampiyonluğu finalinde rakibimiz bugün yendiğimiz Angola’dır. Müsabaka penaltılara gider, Osman Hocam canı sağ olsun penaltıyı kaçırır, ikinci oluruz. Ama teknik direktörlüğü kaçırmaz Osman hoca… Polonya’nın Krakow kentinde düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda bir eylül akşamında İspanya’yı 6-0’la geçerek  teknik direktörlük kariyerine bismillah der…

Bu akşam rakip son şampiyonanın kralı Angola idi. Kral’ı gelmişti ama, taç el değiştirdi, artık kral biziz. Hocam Meksika’da penaltıyı kaçırmasaydı, ismini Zagallo gibi,  Beckenbauer gib, Deschamps gibi hem futbolculuğunda hem teknik direktörlüğünde dünya şampiyonluğu yaşayan üç ismin arasına yazdıracaktı, o gönlümüzü seçti…Kolay oldu, iyi oldu, çok güzel oldu, destan gibi oldu. Çok teşekkürler.  Beş kıtadan gelen 24 ülke takımına çok teşekkürler, bu tek kramponlu, tek eldivenli kahramanların ailelerine, ilgililerine ve kendilerine çok teşekkürler.

Dönelim Kadıköy’e. Fenerbahçe maçı idrar zoruyla (sidik zoru yazacağım, ayıp olacak) aldı!  Anlatacak çok şey var da, eksik olsun! Daha ne kadar böyle gider, milli takıma ısrarla tavsiye ettiğim Crespo daha ne kadar Müjdat Yetkiner kadar koşup Mehmet  Aurelio kadar mücadele eder? Arda maç maç üste koyuyor, kulübede oturma tekniğini hayli geliştirmiş. Daha ne kadar kulübede oturacak bilmem? Sana faydası yoksa, kirala bir Anadolu takımına kendine faydası olsun.

Az adamlı defans ile mücadele ediyorsan defansın ileri uçtan başlamalı. Daha ne kadar bunu başaramayan İrfan Can ve Emre Mor’a tahammül edeceksin. J.Pedro ‘ben şu anda bu takımın santraforu değilim’ diyor, megafonla mı söylemesi lazım? Sahayı kulübe oynatır, İrfan Can Eğribayat tribünde. Daha ne kadar Altay? Szalai desen Macar davetiyesi sanki. İlk golde hatalı pas verdi, 2. golde asfalt çalımı yedi, 3. golde Burak Kapacak’a asist yaptı. Burak Kapacak demişken kiralık futbolcumuz olarak attığı gol ile çok ağır bir futbol dersi verdi, ama gram sevinmeyerek de adamlık dersi verdi.

Valencia 9 takımdan fazla gol atmış, gol makinası: Defans anlayışı tıraş makinası ama. Bu ne? Defans bu kadar öne kurulur mu? Arkaya atılan toplarda Haymana Ovası kadar alan kalıyor rakip ileri uca, sen 20 metrede oynuyorsun. Daha öne kur faydası olacaksa, bir hafta Salı pazarından başlat defansı, bir hafta Lise tarafından. Kim’in gitmesini kim istedi bilmiyorum, ama kim istediyse Kim’in yerine mevcutlardan iyi olmak kaydıyla kimi bulursa bulsun. Yoksa kimse tutamaz bizi. Kimisi acı söyler!

Koltuk değneği bilirdim, kanedyenmiş. Sanki kasaturanın belde dururken kasatura olup, namlunun ucuna takılınca tüfeğin bir uzvu olmuşçasına süngü denmesi gibi. Kazandığımız penaltının sebebi de Angola’lı futbolcunun ceza sahasında topa kanedyen ile müdahale etmesiydi, yani elle.

İstanbul’un herhangi bir tepesinden bir fotoğraf sanatçısı gördüğü manzarayı fotoğraflasa ressam da çizse,  sonuç gerçekle hakikat kadar farklı olur. Bu hazan akşamında gerçek ve hakikat arasındaki farka bir kez daha şahit olduk… Jorge Jesus gerçeğin fotoğrafını Kadıköy’den empatiden denklanşörü ile güç bela çekerken, Osman Çakmak hoca Seyrantepe’de mana yükleyerek, tuvalle hemhal olarak hazan akşamında hakikatin resmini çizmişti, kanedyenden  fırçasıyla…

Biraz uzun oldu ama, ikisini bir izleyince ikisini bir yazdım. Belki genel yayın yönetmenim Ercan Küçük altın makasını kullanır, keser hakkıdır. Ben de belki ileride kitap yazarım, ‘şuralar kesildi, buralar atıldı’ diye. Kitap ismi çok önemli! Ne mi olur? Ercan Küçük Allah büyük. Nası ama 🙂

YÖNETİCİ NOTU: Bu yazının hiçbir yerinde kesme-atma yapılmamıştır. 🙂

 

 

Yorumlayın
Paylaş

Bir gönderi yayınlayabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş